Kabul gören tarih anlayışının ilerleyiş aşamalarında gözlemlenen mimari gelişmeler insanoğlunun doğal ihtiyaçlarının nasıl evrimleştiğini anlamak için kullanılabilecek örnekler sunmakta. Bölge, dönem, iklim ve bunlara ilişkin diğer faktörlere bağlı olarak gelişen mimari ve yaşam şekilleri farklı medeniyetlerin geçmişine ışık tutmaktadır. Avrupalı kaşiflerce 1570 yılında “keşfedilen” Copán arkeolojik alanı Maya kültürüne ait pek çok önemli unsur barındırmaktadır ve belki de en iyi korunmuş bir grup esere sahiptir. Bölgedeki ilk yerleşimin MÖ 1500 yıllarına dayandığı ve Mayalar’ın buraya yerleşmesinin MS 100’lü yıllardan sonra gerçekleştiği sonucuna varılan Copán kentinin 10. Yüzyıl civarında terk edildiği tahmin ediliyor. Honduras’ın ormanlık bir vadisinde bulunan bu alandaki göz alıcı yapılar ve binalar bin yılı aşkındır terk edilmiş olmalarına ve çok sert iklim koşullarına maruz kalmalarına rağmen iyi korunmuş durumdalar ve bu araştırmacıların ilgisini üstünde toplayan bir konu. Duvar kalıntılarının analizleri sırasında organik materyallere rastlanması araştırmacıları bu durumu incelemeye itti. Yakın zamanda yürütülen bir araştırma bu dayanıklılığın inşaat sırasında kullanılan alçı karışımına bölgedeki ağaçlardan toplanan özlerin karıştırılması ve doğanın bir savunma sembolü olarak kabul edilebilecek olan sedef benzeri bir kimyasal yapıya erişilmesi sayesinde ortaya çıktığı sonucuna erişti. İnşa malzemesinin suda çözünmesini de büyük ölçüde engellediği tahmin edilen bu bitkisel unsurların dünyanın başka yerlerinde, başka kültürlerce de kullanılıp kullanılmadığını incelemek istediklerini belirten araştırmacılar kendini iyileştiren Roma betonu ve pirinç sayesinde daha kuvvetli hale gelen Çin alçısının varlığına rağmen bu tekniğin şimdilik Mayalar’a has olduğunu da öne sürdü.