İlgi çekici ve “Yeni” bir dünya olan Amerika Kıtası’ndaki insan yerleşiminin öyküsü pek çok araştırmaya, teoriye ve inanışa temel olmuş bir konudur. Farklı göç teorileri ve alternatif diğer fikirleri de incelemiş olduğumuz daha önceki yazılarımda bu kıtadaki sayısız anıt mezar, tümülüs tipi yapıdan ve git gide daha eskiye giden insan yerleşimine ait bulgulardan bahsetmiştik. 
Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzey katısında bulunan Oregon Eyaletine bağlı Riley Bölgesi civarında 2011 yılından beri süregelen ve resmi mercilerin desteğiyle devam eden bir grup çalışma sayesinde soyu tükenmiş bazı hayvanlara ait diş örneklerine rastlandı. 
Araştırmacılar daha sonraki yıllarda bir takım deve dişi parçasına ulaştılar ve bu deve dişi parçaları bölgenin kuzeyindeki “St. Helens” dağının 15 bin yılın üzerinde bir süre önceki bir patlamasıyla oluşmuş bir volkanik kül tabakasının altında bulunmaktaydı. 
Asıl ilginç keşifler ise aynı alanda birkaç yıl arayla bulunan ve birinin üzerinde hala bizon kanı kalıntıları olan, akik taşından yapılmış sıyırıcı türevi kesici aletlerin bulunması oldu. Keşfedildikleri konum ve buna ilişkin katmanlar analiz edildiğinde bu akik taşı objelerin bahsettiğimiz deve dişleri ve volkanik külden daha eski olduğu sonucuna varıldı.

Dişlerin radyokarbon tarihlenişi ve volkanik kül hakkında yapılan detaylı çalışmalar dişlerin 18 bin yıl öncesi civarına ait olduğunu gösterdi ve külün kökeni olan patlama için sunulmuş tarih bu sonuçlar ile büyük ölçüde örtüştü. Tüm bunlar bir araya geldiğinde araştırmaların yapıldığı bu konum Kuzey Amerika’da bilinen en eski insan yerleşimi haline gelmekte.
Bu buluşun arkeolojik açıdan çok önemli olduğunu vurgulayan araştırmacılar kamu arazilerinin en iyi şekilde korunmasının bu tip keşiflere olanak tanıdığını da belirtti.
 “Rimrock Draw Rockshelter” olarak adlandırılan bu yer hakkında detaylı bilgilere ulaşmak bugüne kadar pek de mümkün değildi. Bu isim hala daha internet üstündeki birçok popüler haritaya eklenmemiş durumda. Bir araştırmacının gezintisi sırasında gördüğü adaçayı bitkilerinin bulundukları bölgede derin bir toprak ve tortu birikimini işaret ettiği bilgisine dayanarak bulunmuş bu kayalık yamacın insanlık tarihine ışık tutabiliyor olması bizlere en ufak detaylara bile önem vermenin önemini gösteriyor.