Reklam
Reklam
Yeliz Ünal

Yeliz Ünal

yelizmeb@gmail.com

Teşekkürler Mert

04 Haziran 2020 - 07:00

Mert, birkaç yıl önce tanıştığım benden yaş olarak küçük ancak hayattan öğrendikleri ve gözlemleri ile bir hayli büyükbir arkadaşım.  Yakın zamanda ilk defa derin bir muhabbet edebilme fırsatı bulduk. Türk kahvelerimizi içerken sohbet gittikçe derinleşiyordu. Beni yakından tanıyanlar iyi bilirler.  İçinde bilgi içerikli konuşmaları severim ve bilgisi ile kendisini eğitmiş insanları da.
Kahvelerimizi yudumlarken Mert’in kolundaki dövme dikkatimi çekti.

  • Ne yazıyor orada?
  • “Trustnoone.”  Yani “Hiç kimseye güvenme.” 16 yaşımdayken yaptırmıştım. Ama sildirmeye karar verdim.
  •  Çok beğendim. Gerçekten!Çokgüzel ama ben olsam “Allah’tan başkasına güvenme”yazdırırdım” dedim ve Mert’in kolundaki dövmenin fotoğrafını çektim.
Sohbet gittikçe derinleşiyordu. Kahveler bitti. Çay ocağında çalışan,benim“Konyalı” diye hitap edip adını bilmedim adam çayları getirdi.
Büyük İskender’den devam ettik konuşmaya, sonrasında biraz Cleopatra’nın dedikodusunu yaptık. Sezar ile yaşamış olduğu aşk,  Cleopatra’yı sevmeyen Romalılardan aldığı intikam derken kadının sinsi zekâsına şaşırdık. Bu muhabbettin arasına kripto para piyasası da girdikten sonra Mert birden;
-Stanford hapishane deneyi biliyor musun? diye sordu.
 
Psikolojide devrim açan bu deneyi nasıl bilmezdim. Kısaca deney hakkında bildiklerimi anlattım ve sonrasında Mert anlatmaya devam etti.
 
-Philip Zimbardo, 1971’de Stanford Üniversitesi’nde çalışırken, gazeteye ilan vererekcezaevindeki yaşamla ilgili psikolojik deney için erkek öğrenciler aradığını belirtiyor. Seçilenlere günde 15 dolar ödenecek.
Amacı, sahte bir hapishane yaratmak ve insanların o koşullarda nasıl değişimler gösterdiklerini incelemek… Başvuranlar arasından zihnen ve bedenen en sağlıklı olanlar seçiliyor. Gardiyanlarla mahkûmların belirlenmesindeyse yazı tura atıyorlar.
Gardiyanlar, gardiyan gibi giydiriliyor. Deneyden bir gün önce polis habersiz mahkûm adaylarının evini basarak onları tutukluyor. Gardiyanların işi daha kolay. Evlerinde, karılarının, sevgililerinin yanında uyuduktan sonra sabah işe gider gibi gidiyorlar hapishaneye. Geceleri bir tek nöbetçi gardiyan kalıyor.
Gardiyanların takma isimleri, mahkûmlarınsa numaraları var.
Sahte hapishanede her şey çok gerçek! Mahkûmların önce gözleri bağlanıyor, sonra hortumla yıkanıp, bite pireye karşı ilaçlanıyorlar. Mahremiyet sınırları işgal ediliyor. Ayak bileklerinde zincir takılmış denek mahkûmlara kurallar açıklanıyor: Birbirleriyle konuşmaları yasak, ışıklar söndükten sonra çıt çıkaramazlar… Kurallar gerçek hapishanelerdekilerle aynı.
Ekibine danışman olarak eski bir mahkûmu bile alan Prof. Zimbardo’nun tek istediği, acımasız ve kötücül şartlar altında yaşamaya zorlandıklarında sıradan insanların dönüşümlerini gözlemlemek…
İlk gün dikkat çekici bir şey olmuyor. İkinci günse, bir mahkûm, gardiyanların dediklerine itiraz ediyor. Bu küçük ihlalin etkisi büyüyor, ayaklanma çıkıyor. Ve inanılmaz bir hızla zincir boşanıyor… Baskı ve taciz alıp başını gidiyor, gardiyan rolündekilerin sadistçe zevkleri ortaya çıkıyor. 36 saatin sonunda mahkûmlardan biri ilk sinir krizini geçirdiği için serbest bırakılıyor. Sonraki dört gün boyunca başka mahkûmlara da aynısı oluyor. Gardiyanlar tarafından her dakika sözel veya fiziksel olarak aşağılanan mahkûmlar -örneğin kafalarına kese kâğıdı geçiriliyor veya coplanıyorlar- bir süre sonra kendilerini hadım edilmiş gibi hissetmeye başlıyorlar. Yürüyüşleri gözle görünür biçimde değişiyor hatta kadınsılaşıyor. Gardiyanlardan bazılarıysa bu işi çok seviyor. Fazladan bir ödeme yapılmadığı halde, eve gitmek yerine gece nöbete kalmayı tercih edenler çıkıyor.
 
Kötülük de bulaşıcı, eziklik de
Philip Zimbardo’ya göre bu olay tek bir şeyin kanıtı: Çalıştıkları kurumun desteğini alan sıradan insanlar, ellerine verilen güce kendilerini kaptırdıklarında kötücülleşmeye başlıyorlar. Ezilenlerse zaman içinde içlerine kapanıyor ve iyice edilgin hale geliyor. İşin berbat yanı, bir kişinin bozulması tüm grubun aynı biçimde bozulmasına sebep oluyor. Yani kötülük de, eziklik de bulaşıcı… 15 gün sürmesi planlanan deney akıl sağlığı neredeyse bozulan mahkûmlar ve kontrol edilemeyecek kadar saldırganlaşan gardiyanlar da dikkate alınarak altıncı gün iptal ediliyor. Zaten gizli kameralar sayesinde gardiyanların gece yarısından sonra mahkûmlara zevk için eziyet ettikleri ve cinsel tacizde bulundukları saptanıyor. En çarpıcı şey, böyle bir ortamda Zimbardo’nun ekibindeki psikiyatristlerin de deneyin parçası haline gelerek bir çeşit hapishane müdürü gibi düşünmeye başlamaları… Her şey bittikten sonra mahkûmlar ve gardiyanlar yıllarca psikolojik tedavi görüyorlar.
İkinci kahvelerimizde geldiğinde, Amerika’da çıkan isyan geldi aklıma. Yıllarca hor görülen zenciler…
-“Her insan içinde iyilik de barındırır kötülük de” dedim. 
Onun içindir ki, kime neyi, hangi makamı emanet ettiğinize dikkat edin.  Çünkü yakarsa bu dünyayı ezilenler yakar. Kimseyi ezmeyin ve kimseye kendinizi ezdirmeyin.
Ve o, kolundaki dövmeyi neden sildirdiğini biliyorum.  Çünkü onca güvenilmez insan içinden bazen biri çıkar ki, sonuna kadarona güvenebileceğini bilirsin. Tıpkı senin gibi.
Ve ikimiz de biliyoruz ki; İnsanlar küçükken herkese, büyüdükçe hak edene güvenir.
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum