Ruhunuz kaç beden?
Reklam
Reklam
Yeliz Ünal

Yeliz Ünal

yelizmeb@gmail.com

Ruhunuz kaç beden?

07 Kasım 2019 - 06:15

Sizlerden ricam arkanıza yaslanıp en son kendiniz için ne aldığınızı düşünmeniz.
Kim bilir belki bir gömlek, belki pamuklu bir çorap, belki bir araba, parfüm ya da bir kilo domates.
 Alırken size en uygun olanı seçmeye çalıştınız değil mi?  Organik ve sağlıklı olanı almaya çalışırız. Pek sevmeyiz çürük sebze meyveyi. Hatta alırken seçer, poşete iyilerini koyarız.
 Kıyafette hemen hemen hepimiz için geçerli kuraldır rahat ve şık olması.  Ev alırken içi güneş görsün, araba alırken sağlam olsun diye düşünürüz. 
Kimi zaman ihtiyaçtan kimi zaman kendimizi mutlu etmek için alışveriş yaparız.  Kış günü yaklaşırken bizi sımsıcak saracak bir kazak iyi olmaz mı tıpkı başımız sıkıştığında içimizi ısıtacak sevdiklerimiz gibi.
 İhtiyaç ve istek bir aradadır, alışveriş yaparken de, dost seçerken de… Bizi anlamasını bekleriz ilişki kurduğumuz kişinin.  Ona ihtiyacımız vardır.  Güven duymak isteriz. Onun yanında rahat etmek isteriz mesela… Alışveriş yaparken de aynı şeyler geçerlidir. Güvenli, sağlıklı ve karşılıklı olmasını bekleriz ve eksik olanı tamamlamasını.
Zamanla alışkanlıklarımız gibi zevklerimiz de değişir. Gençliğimizde bize çok yakıştığını düşündüğümüz kazağı pek beğenmeyiz çünkü değişmişizdir.   Biz olgunlaştıkça seçimlerimiz de değişmeye başlar. Boşuna dememiş ünlü düşünür; “Değişmeyen tek şey değişimdir “ diye.
Hayat maratonu içinde değişmeyen bazı şeyler de vardır.  Sağlam kurulmuş aile bağları, ilk günkü aşkla devam eden evlilikler, uzun soluklu dostluklar gibi.
Ancak ilişkiler ve elbiseler birbirine benzer.
İnsanlar sürekli değişir. Birbirlerindeki değişimleri, neden ve sonuçlarıyla takip edebilen ve birbirini tamamlayabilen insanlardır değişime yenik düşmeyenler.
Ruhunuz mu sıkılıyor? İçinizde anlam veremediğiniz bir sıkıntı mı oluşuyor?  Bazı geceler uykunuz sebepsiz yere kaçıyor mu?
Şöyle bir çevrenize bakın. Bunları yaşamınıza neden olan kimler var. Ruhunuzu sıkan, size hak ettiğiniz değeri vermeyen, ruhunuzda kaşıntı yapan kimler var çevrenizde. Nasıl ki ayakkabı ayağınızı sıktığında adım atamıyorsanız, çevrenizdeki insanlar da sizi anlamadığında ruhunuz sıkılıyor değil mi?  
Her ilişkinin;  iş, arkadaşlık, aşk, aile vs. bir değeri vardır. Bu değer verilen emeğe karşı alınan saygı, sevgi, sorumluluk ve zaman ile ölçülür. Nasıl ki verdiğiniz paranın karşılığında aldığınız eşya sizi mutlu etmediyse insanlar da aynı değil mi? Sizin verdiğiniz değerin karşılığında elinizde kocaman bir hiç kalıyorsa, ruh sağlığınız ayak sağlığınızdan daha mı önemsiz?
Neden ayakkabıyı çıkarıp atabiliyoruz da hak ettiğimiz değeri bize vermeyen insanları hayatımızdan çıkarıp atamıyoruz?
 
Sizlerden ricam arkanıza yaslanıp en son sizi mutlu eden ya da en son sizi üzen kişiyi düşünmeniz!
İnsanlar ikiye ayrılır tıpkı eşyalar gibi. Eşyalar için iyi ki almışım derken, insanlar için de iyi ki seni tanımışım deriz.  Bir de aldığımıza pişman olduklarımız ve tanıdığımıza pişman olduklarımız vardır.
Velhasıl-ı kelâm insanlar da elbiseler gibidir. Ya sizi sarıp sarmalar ya da sizi rahatsız eder.
Ruh eşinizi bilmem ama rahat ayakkabıyı bulmanız dileğiyle…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum