Reklam
Yeliz Ünal

Yeliz Ünal

yelizmeb@gmail.com

Devlet malı deniz devlet malı yiyen hırsız!

01 Temmuz 2021 - 04:34

Yıllar önce bir kitap okumuştum. Okuduğum kitap Osmanlı devletini ziyarete gelen seyyahlar tarafından kaleme alınmıştı. Birçok seyyahın gezerken edindiği izlenimleri,  halk içerisinde karşılaştıkları tutumları,  Osmanlı devleti içerisinde insanların ahlaki değerleri ve bunun gibi farklı konulara yer verilmişti.
Yabancı seyyahların, ülkelerine döndüklerinde Osmanlı Devleti hakkında kaleme aldıklarını derleyen bu kitap nasıl elime geçti hatırlamıyorum. Ama o kitapta okuduğum bir bölüm hala çok net aklımda. Yabancı uyruklu Evliya Çelebilerden birisi, Osmanlı devletinde kumaş satan bir dükkâna basma almak için girer. Basmaların fiyatını sorduktan sonra en ucuz olandan beş metre basma almak ister. Ancak dükkân sahibi ona, o basmadan alamayacağını alacaksa diğer kumaşlara bakmasını söylediğinde adam şaşırır. Nedenini anlamadığından ısrarla ucuz olan kumaştan almak isteyince bizim basma dükkânının sahibi,  adama dönerek;
“Bak kardeşim senin almak istediğin basmanın kusuru vardır. Sen şimdi bunu alıp memleketine döndüğünde Osmanlı bana kusurlu basma sattı dersin. Alacaksan sağlam olan kumaşlardan al. Almayacaksan da yolun açık olsun” der ve adam sağlam olan kumaşlardan alır.
Ülkesine döndüğünde de yaşadığı bu olayı kaleme alarak Osmanlı esnafının dürüstlüğünü anlatır. Kitapta bunu gibi birçok yaşanılan hikâye vardı. Hepsinde de halkın ve devletin ne kadar irfan sahibi olduğundan ve dürüstlüğünden bahsediyordu. 
 Ben bu kitabı okuduğumda aklımda şu soru kaldı. “Biz oradan buraya nasıl geldik.” 
Tarih kitaplarında yazar. Osmanlı devletine rüşveti getiren veziri azam Rüstem Paşa’dır. Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri olan Rüstem Paşa, Hırvat asıllı Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarında bir köyde doğmuştur. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlenen paşa bu nedenle 'damat' sıfatıyla da anılır. Dönemin şairlerinden Taşlıcalı Yahya da Rüstem Paşa'yı asık suratlı ve komplocu birisi olarak tanımlamıştır. Keşke sadece asık suratlı olarak kalsaydı. 
Asık suratlı olduğu söylenen paşamızın başka başka yetenekleri de varmış.
Devlet hazinesine ait arsaların belirli bir kesinti ile işletilmesi ve satışlarında, bir rüşvet şekli olan komisyon verilmesinin yaygınlaşmasını, hazineyi doldurmak için bahşiş, peşkeş vb. isimler takılan bir çeşit rüşvet alıp ve verilmesini usul haline getirmiştir. Bu türlü yolsuz kazanç kazanma ile kendi şahsi servetini de büyük miktarlara yükseltmiştir.
Yaptığı bu ve bunun gibi usulsüz uygulamalar ile Osmanlı İmparatorluğu'nun içine bozulma tohumlarını atmıştır.
Bakınız; bahşiş, komisyon, kesenek, rüşvet ve bunu usul haline getiren bir sadrazam!  Ama kimin kesesi dolmuş? Devletin değil kendisinin. Onun içindir ki öldüğünde devlet malından daha çok malı olduğunu da yazıyor tarih kitapları. 
Sözün kısası “ Devlet malı deniz yemeyen domuz” anlayışının ne zaman bizim kültürümüze yerleştiğini hep merak ederdim. Şimdi rüşvet, komisyon, bahşiş usul haline getirildiğinde olabilir diye düşünüyorum.
Çünkü defolu basmayı satmaya çekinen esnaftan, devlet arsasını işletebilmek, satın alabilmek için verilen rüşvete kadar geçen sürede bir yozlaşma olmuş. 
Ancak unuttukları bir şey varmış. “ Devletin malı deniz, yemeyen domuz” diyorlar ya 
“Devlet malı deniz, devlet malı yiyen hırsız” deselermiş ölümlü dünyada ölüp gittikten yüzyıllar sonra bile hırsız olarak anılmayacaklarmış. Çünkü tarih affetmez. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test