Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Zamansız ziyaret

07 Kasım 2020 - 07:30

Zamansız ziyaret

Korkunç deprem en çok Bayraklı ve Bornova'yı vurdu. Yıkılan binalardan yüze yakın cansız beden çıkarıldı.
Böyle acılı bir günde İzmir halkının gösterdiği dayanışma ve yardımseverlik, herhalde tarihe geçecektir.
Otelini bedava açanlar, çay ikram edenler, bedava pizza dağıtanlar, battaniye vs. yardımında bulunanlar adeta sıraya girdi.
Sıraya giren bir başka grup da siyasi partilerin liderleriydi.
DEVA Partisi'nden bir mail geldi:
"Genel Başkanımız Ali Babacan, 2 Kasım Pazartesi günü İzmir'i ziyaret edecek ve deprem bölgesinde incelemeler yaptıktan sonra basınımıza açıklamalarda bulunacaktır."
Tamam, ziyaret ediyorsun, orada kendi çapında bir telaş yaratacaksın ama açıklama ne oluyor?
Neyi açıklayacaksın?
Deprem uzmanı mısın?
Bunu yapacağına al eline kazmayı, küreği, enkazın kaldırılmasına yardım et.
Maalesef, diğer siyasi parti liderleri de iyi niyetle de olsa aynı hatayı yaptılar.
Cumhurbaşkanı, ziyaret etti, gerekeni yaptı ve gitti.Telaş yaratmadı.
Siz, can derdine düşen insanlara sadece ayak bağı oldunuz.
O yüzden geçenlerde deprem bölgesinde iki siyasi partinin mensupları tartışmış, depremden canı yananlar da onlara şöyle seslenmiş sonuçta:
"Şovunuz bittiyse artık gidin. Bizi acımızla başbaşa bırakın."
Kısacası şov zamanı değil. İyi niyetle olsa bile.

Bu suçun adı var

Seferihisar depreminden sonra İzmir için o rezil paylaşımı yapanlar şimdi kına yakıyordur.
Polis, bunlardan 49'unu tespit etmiş, 37 kişi hakkında işlem başlatmış, 10 kişiyi gözaltına almış, bunlardan da 2'si tutuklanmış.
Yani 49 kişi suç işliyor, 2 kişi tutuklanıyor.
Bu suçun bir adı var. Bu, suç, halkı ayrıştırmak, birbirine düşürmek eylemidir. Tıpkı 1960'lı yılların sonlarında ve 1970'li yılların tamamında gördüğümüz gibi.
Provokasyon da vardı, açık eylem de.
Eylemin adı anarşi, eylemi gerçekleştiren de anarşistti.
İzmir, böyle bir hakareti hak etmiyor.
Bunu yapanlar ise, cezanın en büyüğünü hak ediyor.
Bekleyip göreceğiz.

Sallanmanın iyisi kötüsü

Depremin etkilediği insanımız o kadar çok ki.
Tam sallanırken bile facebook'ta başlıyorlar paylaşıma:
"İyi sallandık"
"Kötü sallandık"
"Feci sallandık"
"Felaket sallandık"
gibi…
Ama dikkat "İyi sallandık" diyenler de var. Yani depreme birazcık pozitif bakabilenler.
Elbette büyük depremlerin büyük travması oluyor ve onu da yaşayanlar biliyor.
Seferihisar depremi, aslında bize nasıl sallandığımızı değil, bu sallantıdan nasıl sağ çıkabileceğimiz gerçeğini de sundu.
Aklımıza hep yaşadıktan sonra geldiği gibi öyle oldu ve çürük bina, cimri müteahhit, kontrol eksikliği, deniz kumu,yanlış demir gibi içimize yerleşmiş kötülükleri ortaya serdi.
Çok şükür ki, kötüler şimdi hesap verecek.
Yeşilçam'ın kötü adamı Hüseyin Baradan, 1970'li yılların başında yeniden asıl mesleğine, foto muhabirliğine dönmüştü.
Bir Ege ilçesinde deprem oldu. Hemen her evde bir kayıp vardı.Halk, şaşkın, şoke olmuş halde.
Hüseyin Baradan'ı görünce başladılar, tempoya:
"Hüseyin Baradan...Hüseyin Baradan"
"İyi sallandık" diyenler bu gruptan olabilir diye düşünüyorum.

Şiir ve romantizm üzerine

Son zamanlarda dostlar, yazdıkları şiirleri kitap haline getirmek için danışıyorlar.
O kitapları satacaklar mı? Daha doğrusu alıcısı olacak mı?
Meçhul.
Şiirin defteri kapandı, şiir rafa kaldırıldı da demek istemiyorum ama görüyorum ki, kitapçı vitrinlerinde şiir kitabı yok denecek kadar az.
Vaktiyle hepimiz bir şeyler karalar, kendimizi tatmin ederdik.
Çoğu kere kendi yazdığımız şiirin de tek beğenicisi yine biz olurduk.
1960'lı yıllarda mesleğe ilk başladığımda Ege Telgraf’ta her hafta şiir sayfası hazırlıyordum. Şiirler, yayınlanmak için bazen 6-7 hafta bekliyordu. Şiire ilgi vardı. Şiirin alıcısı, okuyucusu vardı.
Ama romantizm de vardı.
Şeklen romantik devir kapatılmış, realist dönem başlatılmış olsa da buna uymayanların bir romantik dünyası vardı o yıllarda.
Şiir bu yüzden en önemli malzeme idi. En değerli kanı idi romantizm adına.
Şiir kitabı basmak isteyen dostlara, önce maliyetini söylüyorum. Gerçekten yüksek. O yıllarda neredeyse cep harçlığıyla kitap bastırırdık ama bugün öyle değil.Kitap basımı bütçeyi bayağı zorluyor. Bir de satılmayacak, bedava dağıtılacak olması, bu maliyeti ciddileştiriyor.
Ama yine de bir tutku şiir.Ondan vazgeçmek kolay değil. Hele bir yaşam tarzı belirleyenler için.

İbrahim Ormancı-Duvar yazısı

O masalı bize yanlış öğretmişler. Tavşan hedefe birkaç kez varıp tekrar geri gelmiş. Bir ağaç gölgesinde uyuyakalmış. Zavallı kaplumbağa da yarışı kazandım sanmış!
***
Aleyna Tilki'nin şarkılarını dinledim de. Onun için ''Türkiye'nin Shakira'sı'' diyenler. Hiç utanmıyor musunuz yalan söylemeye?
***
Oğlum bu akşam annesine ''Benim GURULTU KİRLİLİĞİ ne olacak anneciğim? Karnımı doyursana'' dedi. Birden koptum!
***
Kimi insan lafını esirgemez. Kimi insan da gafını!
***
Bankada kardeşime HAVALE göndermek istedim. Bankanın aldığı havale ücretini görünce de “Sizi Allah’a havale ediyorum” dedim!
***
Kızımızı ne mühendisler, ne doktorlar ne istedi. Hatta inanmazsınız, evlilik programına katılıp, talipliye talipli demedi. Kısmet sizeymiş!
***

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test