Yok olan değerlerimiz
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Yok olan değerlerimiz

04 Aralık 2018 - 06:30

Yok olan değerlerimiz
Gar Oteli'nin eski sahiplerinden, değerli dostum Rıza Saysen, sosyal medyada güzel bir yazı paylaşmış.
Saysen'in bu yazıları, Çeşme'de çıkan dergi ve gazetelerde de yer alıyor.
Kadim dostum, bu kez zarafet, kibarlık, centilmenlik gibi yok olmaya yüz tutmuş değerlerimiz üzerinde durmuş.
Kendi yaşam tarzını, bu değerleri koruma adına düzenlediğinin de altını çizerek.
Keyifle okudum ve çok beğeni aldığını da gözledim.
Eskiden "İstanbul efendisi" diye bir tabir vardı. İstanbul'un geleneksel toplumunun bir yaşam parçasını yansıtırdı bu tanım.
Gün geldi, centilmenlik, efendilik ve kibarlık gibi değerleri içinde barındıran bu tanımın yerini kabadayılık, külhanbeylik, kıroluk aldı.
Onlar prim yaptılar, diğerleri azınlıkta kaldılar.
Neden böyle oluyoruz?
Önce kozmopolit bir yapıya dönüştük. İkincisi dayatmacı bir yaşama zorlanıyoruz. Üçüncüsü ekonomik, sosyal ve kültürel yapımız törpüleniyor.
Kibarlığı neredeyse efeminelikle eş değerde tutan bir anlayış geziniyor ortada.
Centilmen olana "enayi", efendi olana "hanım evladı" gözüyle bakılıyor.
Oysa eskiden okullarda kibarlık dersleri okutulurdu ve Hayat Bilgisi Derslerinin temelini de bu oluştururdu.
Direksiyon başında, telefonda depreşen o kabalaşma arzusu, çoğu kez kontrolümüzden çıkıyor ve sonuçta yine biz kaybediyoruz.


Maksat kazıklamaksa
Urla’nın İskele mevkiinde, kıyıda sıradan bir pide salonu.
Pide fiyatlarına bir diyeceğimiz yok. Ama adamlar masaya bir şişe şu getiriyorlar.Sadece 750 gramlık bir şişe. Sonra hesabı keserken 7 lira yazıyorlar. En kral suyun 10 kiloluk bidonun 525 kurusa satıldığı bu memlekette sıradan bir pidecinin 7 liradan satması kazıklama sanatının ilginç bir buluşudur. Masadaki arkadaşlardan biri bu kadar suyu bu fiyata Saint Tropez’de bile içmediğini söyledi.
Bir başka arkadaş, Yunanistan’daki restoranlarda sudan para alınmadığını, ikram edildiğini aktardı.
Onlar öyle yapa dursun bizde müşteri ürkütmeyi bile göze alanların şu cesaretine bakın.


Uçan aday!
Belediye seçimleri yaklaşırken Buca’da aday adayı sayısı 18’e yükseldi. Aday sayısındaki bu çokluğun temel nedeni, mevcut başkana her kesimden tepki olması. Her kesimin kendi aday adayı var ve hepsi de kendi geliştirdikleri yöntemle meramlarını anlatıyor. Bunlardan biri de Ali Polat. Bir süpürgeye binip, cadı rolüne girmiş haliyle dikkat çekiyor. Ali Polat’ın hangi kesimi temsil ettiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.


Sürgün cumhuriyeti
Her belediyede bir önceki belediyeden kalan ve çoğu 657’ye tabi, biraz da politize olmuş memurlar bugün sürgündedir. Yeni belediyeler, onları yetkilerini tam olarak kullanabilecekleri alanlarda istihdam etmezler. Özellikle çöp fabrikası, park ve bahçeler gibi birimlerde hiç bir iş yaptırmadan oturtur ve onlara oturdukları yerde maaş öderler. Yani belediyenin parasını har vurup harman savururlar.Müfettişler incelemelerinde onları görmezler, olur olmaz konularda zabıt tutarlar.
Sürgünler konusu belediyelerde bir gelenek haline gelmiştir. Üç dönem önceki belediye başkanı döneminde çalışanlar bile şimdi sürgün adı altında oturdukları yerde maaş alıyorlar.Çoğu kendisine görev verilmesini istiyor ama başaramıyorlar.

Zamane medyası
Yerel seçimler yaklaşa dursun medyamızın şu günlerde uyanan bir kesimi para basıyor.
Normal zamanlarda ortalıkta görünmeyen bu tipler, aday adaylarını tanıtarak ve sadece onlara odaklı bir yayın politikası uygulayarak ceplerini dolduruyorlar.
Bunlara eskiden koçancı adı verilirdi.Şimdi ne ad veriliyor bilmiyorum ama işini ciddi ve dürüst yapan medyamıza zarar verdikleri ortada.
Onların siyasi duruşları yok. Kadroları, büroları, ekipmanları yok. Merdiven altı çalışıyorlar ve talep de görüyorlar. Normal basında yer almaları mümkün olmayan pek çok kişi bunların medyalarında manşetlere çıkarılıyor, baştacı ediliyorlar.
Ancak estirdikleri hava medyanın tümünün böyle çalıştığı şeklinde.
Şükür ki öyle değil.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum