Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Yine maske, yine maske

15 Aralık 2020 - 07:30

Yine maske, yine maske

Korona, almış başını gidiyor. Çember öylesine daraldı ki, dibimizdeki insanları kaybediyoruz artık.
Yetkililer, hep aynı uyarıyı yapıyor:
Maske, mesafe, hijyen.
Mesafeyi taktığımız yok,  hijyeni mecburen uyguluyoruz ama ya maske? Evet ya maske?
En önemli korunağımız hakkında hiç kafa yoruluyor mu?
Haksızlık etmeyim, arada bir akıllara geliyor ve kalitesiz maskeler konuşuluyor.
Sonra da unutulup gidiyor.
Koronaya yakalananların önemli bölümü şöyle diyor:
“O kadar korunuyordum ki, nasıl yakalandığımı anlamış değilim.”
Maskesini taktığını, hatta hiç eksik etmediğini, altını çizerek vurguluyor. Ama yine de Korona'ya yakalanmış.
İşte mesele burada.
Hangi kalitede maskeyi takmış. Hani o meşhur sigara dumanını geçirmeyeni mi, yoksa sokakta paketi bilmem kaç liraya satılanı mı?
Kaliteli maske üretip ihraç eden bir dostumla konuştum. Açıkça söyledi:
“Türkiye'de koronanın yayılmasında en önemli etken şu kalitesiz maskelerdir. Maske taktığını sananlar, aslında takmıyor ve kolayca virüsü kaptıklarında da “Nasıl oldu anlamadım, oysa korunuyordum” diyorlar.
Dostumun ihraç ettiği maskeler, dünya standartlarına uygun, üç katlı. Zaten o ülkedeki ithalatçı firmalar, öylesine didik didik ediyorlar ki, Türkiye'deki üretici firmanın, işçisine ödediği parayı bile öğrenmek istiyorlar.”
Gerçekten şu maske olayı ciddiye alınmalı ve merdivenaltı maskelerin; bu virüsü kolayca yaydığı gerçeği kabul edilerek gereken yapılmalıdır.

Yeşil papağanların sırrı

Yaklaşık 15 yıldır İzmir semalarında yeşil papağanlar uçuşuyor. Kendilerine özgü sesleriyle ağaçtan ağaca konuyorlar.
Bu papağanlarla ilgili çeşitli söylentiler var:
1)Papağanları taşıyan bir kamyon, İzmir yakınlarından geçerken, papağanların bulunduğu dev kafes düşüp dağıldı, onlar da etrafa yayıldı. Zamanla çoğaldılar.
2) Bu papağanlar, doğanın doğal hayvanları. Aynısı İstanbul semalarında da gözleniyor.
3) Bir yetiştirici, papağanlarını evinden kaçırdı. Onlar da üreyip çoğaldılar.
...
Hangisi olursa olsun; İzmir semalarında uçup duran, kendine has sesler çıkaran bu yeşil papağanları hepimiz çok seviyoruz. Yakından hiç göremiyoruz ama varsın olsun.

Yine Işılay Saygın

Türk siyasetinin en önemli kadınlarından birini geçen yıl 27 Temmuz'da kaybetmiştik.
Ne yazık ki, sonraları, onun şu ülkeye yaptığı hizmetlerden çok geride bıraktığı mirası konuşuldu.
“Ölüm hak, miras helal” diye bir söz var. Eğer bırakılan çoksa her şey unutulur, o ön plana çıkar.
Bir örneğini de burada yaşadık.
Taa 1973'ten beri tanıdığım ve paraya kıymet vermemesiyle belleğimde yer eden Işılay Hanım'ın; gün geldiğinde mirasının tartışılacağı, hatta dava konusu edileceği aklıma bile gelmezdi.
Yaşananlar, onun aziz ruhunu mutlaka taciz etmiştir.
Ve gelelim bir gelişmeye… Merhum Işılay Hanım'ın üç eşit varisinden biri olan kardeşi Metin Saygın, geçtiğimiz günlerde vefat etti. Metin Saygın'la Işılay Hanım'ın aralarının pek de iyi olmadığını bilenlerdenim. Ta ki Metin'in, eşini kaybetmesine kadar. Vicdanlı bir insan olan Işılay Hanım, Mersin'e giderek canının bir parçası olan kardeşine başsağlığı diledi.
Bu güne gelirsek; bir değişiklik olmayacak. Çünkü kalan mülklerin bir kısmı paylaşılmış değil. Ama şu var ki, Işılay Hanım'ın oturduğu Uğur Mumcu Caddesi üzerindeki evin müze olmasına başta sıcak bakan Metin Saygın, sonra bundan vazgeçmişti.
Bucalılar, Işılay Hanım'ın adını yaşatmak istiyorlar. Bunun da tek yolu buydu ve bu bina, mülkiyetleri üzerinde kalması şartıyla 50 yıllığına Buca Belediyesi'ne verilebilirdi.
Olmadı, olmadı.
Bu vesileyle sonradan tanıdığım Metin Saygın'a rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Şans oyunlarına güven

Eskiden Milli Piyango, Spor Toto, sonraları Kazı Kazan gibi şans oyunları, toplumun bir şansıydı. Milli Piyango bileti almak, bir gelenekti. Hele yılbaşlarında bilet almak herkes için olmazsa olmazdı.
Sonuç kaybeden için fazla sorun olmazdı. ”Şansımız yok” denir geçilirdi.
1960'lı yıllarda Ege Telgraf'ta çalıştığımda her ayın 9, 19 ve 29'unda Milli Piyango çekilişi yapılır, bu çekilişi Ankara'da Milli Piyango'nun merkezinde takip eden Tahir Zengingönül, telefonla bildirirdi. Bu iş, genelde bana düşerdi.
Kazananların listesi uzun olurdu ve biz bunu yayınladığımızda gazete yok satardı.
Sonra yıllar geçti. Milli Piyango'dan en büyük ikramiyeyi kazananlar fenomen oldular. Karaburun'da mütevazı bir demir atölyesinde çalışan Salih Dede, büyük ikramiyeyi kazanmış, sonra hastaneye yattığında; kendisine iyi bakan hemşire hanımla evlenmişti. Hemşire Hanım, Salih dede öldüğünde; onun adına bir ilkokul yaptırmış, adını ölümsüzleştirmişti.
Bu örneklerin sayısı azaldıkça, şans oyunlarına olan güvenin azaldığı da gözlenir oldu. Gazetelerde yayınlanan Milli Piyango talihlileri neredeyse dörtte bir azaldı.
Yılbaşı çekilişleri, eski cazibesini kaybetti.
Şans oyunlarına inanmayan biri olarak diyorum ki, ortada bir gariplik var ve bu gariplik, giderilmeye muhtaç.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Ne tezat değil mi? Bir mekan kapatanlara bak, bir de kepenk kapatan esnafa!
***
Benim oğlumun yeni hayali Katar'lı bir gelin almak. Cüzi bir rakamla verebilirim oğlanı!
***
Ölüm Allah'ın emri. Şu Corona olmasaydı!
***
Musalla taşında İmamın '' Merhumu nasıl bilirdiniz ? '' sorusuna '' Kötü bilirdik '' demeyi düşündüğüm vatandaş Corona'dan ölüp, alelacele gömülmüş. İçimde ukde kaldı yeminle!
***
Sürekli mızıklayıp duran çocuğa, televizyonda grup kürsüsünde konuşan Devlet Bahçeli'yi gösterip “Susmazsan sen bu amcaya vereceğim '' dedim. Şak diye sustu!
***
Evde kal, evde kal... Evde hanımla kavga ediyoruz. Hayır, bardakları da isabet ettirmeye başladı da ondan!
***
Dün saat 19.50'de saati 20.50 sanıp "Sokağa çıkma yasağının başlamasına 10 dakika var " diye bir depar atmışım ki sormayın. Veteran olarak atletizme başlayacağım!
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test