Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Tamam, kaybol!

16 Ocak 2021 - 07:30

Tamam, kaybol!

Magazin dünyasında; insanın sanatçı demek için kendini zor tuttuğu tipler vardır.
Bunlar, analarından öyle ünlü doğmazlar.
Kimi inek damında, kimi mezrada, kimi bağ evinde; tezek kokuları arasında doğmuş, büyümüş, sonra hasbelkader kendilerini o ünlüler kapısında bulmuşlardır.
Onları kapıdan içeri taşıyan da sadece ve sadece medyadır, onun onurlu çalışanlarıdır.
Gazetecilerdir. Yazılı basının, görsel basının emektarları.
Onda bir şey bulmuşlardır da bu iyiliği yapmışlardır.
Ama o tipler, yükselip yükselip arşa çıkınca başları dönmeye başlamış, gazetecileri tanımamaya, onları hor görmeye, emir eri gibi algılamaya, yanında bir kadınla fotoğrafını çeken gazeteciye de “Tamam, kaybol” deme hak ve cüretini, yüzsüzlüğünü bulmuşlardır.
Bu arazi tipler; yüzüne baktığınızda rabbiyesiri silinmiş tiplerdir ve onları gönülden asla sevemezsiniz.
Nasıldır bilinmez; sanat dünyasında “sanatçı” bile diyemeyeceğimiz kimlikleriyle fink atarlar.

Bir gazeteciye ”Seni fena yaparım”, “Tamam, kaybol”, “Benim kim olduğumu biliyor musun?” diyen mostralık tipleri iyi  tanıyan biri olarak söylüyorum; genç meslektaşlarımdaki sabır, kabul edilebilir bir sabır değildir. Eğer onların arkalarında; geçmişte birlikte çalıştığımız Adnan Düvenci gibi, Nihad Kürşad gibi, Dinç Bilgin gibi, Kemal Ilıcak gibi, Erol Simavi gibi efsane patronlar olsaydı, o tek hücreli tipler, bugün sahneden silinip gitmişlerdi.
Vaktiyle kimler silinip gitmedi ki a dostlar...
İbreti alem için...

Bu dünyadan bir Hayrullah Kocaoğlu geçti

Yaşam macerası 1925 yılında İstanbul'da başladı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi ve sonra İzmir'e yerleşti. 1950'li yıllarda Ege Üniversitesi Genel Cerrahi Bölümü'nü kurdu.
Bu bölüm ve Tıp Fakültesi'nin diğer bölümleri, eski adı Tepecik olan Yenişehir'de Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nin bitiminde idi.
1964 yılında Hayrullah Hoca ile burada tanıştım. Beyin Cerrahı Prof. Dr. Bedriye Kot ve yardımcısı Prof. Dr. Erdem Tunçbay'la aynı ortamda ama fikir ayrılıkları yaşayarak çalıştılar.
Ve Hayrullah Hoca, o yıllarda ilk kez açık kalp ameliyatlarına başladı. Japonya'dan gelen bir uzman, yeni teknolojileri ona sunmuş, Hayrullah Kocaoğlu, bu konuda kısa zamanda hayli yol almıştı. Her ameliyat sonrası bizi çağırır, bilgi verirdi.
Üniversiteden arkadaşım Feyza'yı da ameliyat ederek mutlak bir ölümden kurtarmış, sonra ameliyat ettiği insanların katılımıyla bir dostluk grubu kurmuştu.
Hayrullah Hoca'nın bir kızı İstanbul'da yaşıyor ve diş hekimi. Bir oğlu da İzmir'de... Göz hekimi Hakan Kocaoğlu. Babasıyla iftihar ediyor ve laf aramızda ona da çok benziyor.
Buca Tıp ve Tınaztepe Hastaneleri'nin de ortağı olan Hakan Kocaoğlu, mesleğinin zirvesinde, “Ben babamın oğluyum” diyor ve göğsünü kabartıyor.
Hayrullah Kocaoğlu, geçtiğimiz günlerde 95 yaşında hayata veda etti. Sık sık karşılaştığımız Hakan Kocaoğlu, “Babamın hafızası, hepimizden daha güçlü” diyordu hep.
Mekanı cennet olsun.

Cenaze törenlerine katılamamak

Pandemi, vefa ve dostluk duygumuza da gem vurdu.
Koronavirüs nedeniyle nice dostları kaybettik kısa zaman içinde:
Rıza Saysen, Doktor Nebil  Gülhanlı, Hayati Özcan, Erkin Usman, Nesim Oral, Kemal Baysak...
Hiç birinin cenazesine katılamadık.
Risk, kısıtlama üst üste eklenince çaresiz kaldık.
Ve daha nice dostların cenazesine katılmak, vefamızı, sevgimizi, özlemimizi, acımızı dile getirmek nasip olmadı.
Bu da yaralıyor insanı.
Hem de çok.

Mimar Sinan bugün yaşasaydı...

Evet; Mimar Sinan bugün yasasaydı; ya bir-iki sokak çeşmesi yapar ya da kahrından ölürdü.
Neden mi?
Bürokrasi peşinden koşacağı için.
Bürokrasi peşinden koşarken, eser yapmaya vakit bulamayacağı için.
Şuraya başvuru, orada bekleyen dosya, ordan başka birime, başka birimden, yine beriki birime…
İmar durumu, inşaat ruhsatı... Adam kafayı kırar, her gün bir şişe Passiflora içerdi.
Hangi mimar, hangi müteahhidi dinlesem, hepsinde aynı dert.
Uzayıp giden, bazen sonuçlanmayan, bazen sonuçlansa da “tren kaçtı” durumu…
Hepsini bezdirmiş durumda.
Mimar Sinan böyle miydi?
Yüce Padişah, sadece işaret parmağını uzatıp “Tez yap şuraya bir cami”, “Tez yapasın şu alana bir çeşme” derken, sunduğu pratik, bugünün mimarları, müteahhitleri için tatlı bir hayalden başka, masaldan azade bir şey değildir.
Mimar Sinan vaktinde ölmüş. Sağlığında da iyi şeyler yapmış.
Bugün Mimar Sinan ölçütünde; fikren ve ilmen gelişmiş nice teknik adam, aynı şansı yakalayıp yaşamadığına yanmaktadır.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Corona aşısı için oluşacak kuyruklarda Corona yine bir dalga başlatmasın sakın?
***
Yok  ilk yerli otomobil, yok ilk yerli helikopter motoru. Peki Katar'a satılan şeyler dersem yersiz mi bir soru sormuş olurum?
***
Sokağa çıkma yasaklarında virüsten değil belki ama kadın dırdırından mevta olacağım arkadaş!
***
Virüs bile mutasyona uğradı. Bizim magandalar mutasyona uğramadı!
***
Yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar tartışmasını bırakın. Yumurta fiyatları tavuk fiyatını geçti. Siz asıl ona bakın!
***
Şu pandemi çıktı da, hanımla bir yere çıkamadığımız için her tatil dönüşü ettiğimiz kavgadan kurtuldum!
***
Cebinde parası olmadığı için sokağa çıkma yasağında bankamatiğe maaşını çekmeye gitti. Polis 3150 TL ceza kesti!

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test