Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Su Günü kutlu olsun

27 Mart 2021 - 07:30

Su Günü kutlu olsun

Geçtiğimiz Salı günü, bütün dünyada Su Günü olarak kutlandı.
Tabii İzmir'de de.
İzmir'de o gün yağmur yağdı. İnadına hem de.
Ama bu yağmur, günün anlamına halel getirdi mi?
Hayır.
Çünkü sorun büyük.
Yağan yağmurun, suyun miktarı değişmiyor. Ama nüfus artıyor. Özellikle içme suyu temininde ciddi bir zorlanma var.
İnsanımız, güvenmediği için çeşme suyunu içemiyor, içmiyor.
Damacana sulara ilgi giderek artıyor ama bu suların; reklamlarında belirtildiği gibi -genelde- kaynak suyu ile ilgisi yok.
Filtre ediliyor ve her markanın içeriğine uygun mineraller eklenerek piyasaya sürülüyor.
Yakında deniz suyunu da bu yolla içme suyuna çevirecek teknolojiler mutlaka geliştirilecek. Bazı zengin Arap ülkeleriyle İsrail, pahalıya elde etseler de suyu bu yolla üretiyor ve şikayet de etmiyorlar.
İzmir'e damgasını vurmuş müteahhit Kürt Niyazi’nin (Ersoy) oğlu Avni Ersoy, uzun zamandır su tasarrufu üzerine kafa yoruyor. Yaptığı çalışmaları ilgili bakanlıklara gönderiyor, destek istiyor ve bu çalışması da takdirle izleniyor.
Avni Ersoy'un temel tezi, cami ve askeriye gibi su tüketimi yoğun olan noktalarda suyu daha az akıtan ama amaca hizmet eden ölçüde sunan özel muslukların kullanılması. Bunun tasarımını da yaptı. Bu tasarım kabul gördü. Uygulanırsa bu noktalarda yüzde 30'luk tasarruf sağlanacak, ülke su konusunda biraz olsun nefes alacak.
Avni Ersoy'un portföyünde ayrıca su kaçaklarının giderilmesi, sarnıç uygulamasının yaygınlaştırılması, susuz tarımın geliştirilmesi gibi ayrıntılar da var.
Onu yakından izliyoruz.
İnşallah, desteği istediği ölçüde bulur ve sonuca ulaşır.

Zaro Ağa ve yoğurt

Zaro Ağa, dünyanın en çok yaşayan insanlarından biriydi.
10 padişah, bir de cumhurbaşkanı gördü.
Kimine göre 1764, kimine göre 1777 yılında Bitlis'in Mutki kasabasında dünyaya gelmişti.
Yaklaşık 160 yıl yaşadı.
Dile kolay 160 yıl.
Sorduklarında bunun sırrını her akşam yoğurt yemeye bağlamıştı.
Amerikalılar, bu dünyanın en yaşlı adamını kendi ülkelerine götürüp sirklerde üzerinden para kazandılar. Zaro Ağa'yı görenlerden 10, öpenlerden 15 dolar alıp yeniden Türkiye'ye gönderdiler.
Burada hamallık yaptı. İstanbul'da hamalları örgütledi.
Çok yaşlıydı ama üstelik çok da ünlü olmasına rağmen yoksul bir hayat yaşadı ve 29 Haziran 1934'de İstanbul'da öldü.
Tamam dediler, Zaro Ağa, yoğurt yediği için bu kadar çok yaşadı diye ahkam kestiler.
Ancak 1955 yılında İstanbul Üniversitesi'nde bir grup bilim adamı, Zaro Ağa'nın aslında yoğurt yemeseydi daha 10 yıl yaşayabileceği tezini ortaya attılar.
Onlara göre uzun ömrün sırrı yoğurt değil, Tanrı'nın kendisine sunduğu özel bir bünye.
Bu bünye, üstelik çok yıpranılan bir ortamda bile diri kalmayı bilmiş.
Beslenme noksanlığı, stres, yaşam ortamı gibi olumsuzlukları bile yenen bir güçlü bünye, onu 169 kusur yıl yaşatmış.
Türkiye'de en uzun ömürlü insanların yaşadığı Nazilli'de de yapılan bilimsel araştırmalarda benzer bulgular ortaya çıkarılmış.
Kısaca uzun ömür, destek olunursa sağlanıyor ama biraz da kader işi.
Tıpkı Zaro Ağa'da olduğu gibi.

Müdafiler hazır

Yassıada mahkemesinin bir reisi vardı. Salim Başol, bozuk Türkçesiyle celseyi her açışında 'a'yı uzatarak “Müdafiler hazır” sözcüğünü kullanmayı ihmal etmezdi.
Yani sanıkların avukatları salonda demekti bu.
Müdafiler, “Sizi içeri tıkan irade böyle istiyor” diyerek savunmayı ta başta mindere seren Salim Başol'un karşısında çaresiz kaldılar, bir adalet faciasını önleyemediler.

Konumuz bu olayla ilgili değil ama müdafilerle ilgili.
Birileri, bir yanlış yapıyor taa tepelerden.
Yapmaması gerekeni yapıyor.
Ertesi gün kendisi bile “Ne ettim ne eyledim ben? Nasıl kurtaracağız paçayı?” derken, hazır giydirilmiş müdafiler, nasıl bir savunma gücü sergiliyorlar, şaşarsınız.
Konuya hemen vakıf olmaları, iş görev bilmeleri ve fütursuz olmaları da alkışlanacak (!) bir şey. Eminim, kendileri bile inanmakta zorluk çekiyorlar ama öyle güzel de başarıyorlar ki..
Bu zincirin bir de onay ayağı var. Bir büyüğümüz, araya kendince espri katarak, savunmayı onaylıyor ve tarihin hangi sayfasında yer alacağı belli olmayan bu mesaisi ile kendine pay biçiyor.
Hatalar, yanlışlar, kusurlar, haksızlıklar, adaletsizlikler, günahlar, bu takımın kırk tilki dolanan beyninde sözde masumiyete dönüşürken, yapılacak bir şey de yok.
Çünkü devran dönüyor, değişen bir şey olmuyor.

İbrahim Ormancı-Duvar yazıları

Benim oğlan beni telefonuna '' Sponsorum '' diye kaydetmiş. Ne desem bilmem ki!
***
İş Güvenliği Hocası dairede '' Doğal afetlere karşı hazırlıklı mıyız ?” diye sordu. Arkadaş '' Vallahi kaynanama karşı hiç bir hazırlık kar etmiyor '' deyince epey gülüşmüştük!
***
Sabah hanım kahvaltıyı yatağıma getirdi. '' Söyle kaç aylık ömrüm kaldı? '' diye kendisine ısrarla sordum. ''Sana iyilik yapan da kabahat '' deyip, akşama kadar beni aç bıraktı!
***
''Anasına bak kızını al '' sözü yanlış. Anasına öyle bakmışım ki, yapıştı bana bırakmıyor. Hey gidi gençlik hey!”
***
Belediye Otobüsünde şoföre '' Göğe bakma durağında ineceğim '' dedim. Sosyal deney dedim ama indirdi beni emmim!
***
Mutasyonlu virüsten kormam, kaynanamdan korktuğum kadar!


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test