Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Sosyal medya şaklabanlıkları

15 Ağustos 2020 - 08:05

Sosyal medya şaklabanlıkları

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada tıklama rekorları kıran bir paylaşım çok tartışıldı.
Paylaşılan haliyle görüntülerde Pakistan Sağlık Bakanı, maske takmadıkları gerekçesiyle önüne geleni tokatlıyor.
Paylaşımı yapan da; soyadı Çilingiroğlu olan bir profesör.
Halbuki adam Pakistan Sağlık Bakanı değil bir sosyal medya fenomeni. Yani bir Youtuber. Genç adam, bu paylaşımı yayarken kimliğini ve amacını açıkça söylemiş. "Bin bir şaka yapıyorum, amacım insanları güldürmek ve bir o kadar da önemli bir konuya ilgilerini sağlamak."
Prof. Çilingiroğlu da aynı cümleyi başka bir anlamla kullanmış:
"Ben de Pakistan Sağlık Bakanı diye uydurdum. Bakalım insanlar nasıl tepki verecek."
Bu "Çevir kazı" savunması yayılıncaya kadar insanlar, o görüntülerdeki genci Pakistan Sağlık Bakanı diye beyinlerine kazıdılar.
Çıkarmak ne mümkün.
Buna sosyal medya şaklabanlığı denir.
Yalanlar, dolanlar, soğuk şakalar.
İnsanoğlu neye inanacağını şaşırır hale geldi.
Bu başıbozukluk, teknolojinin bu güzelliğini çirkinliğe dönüştürürken, günün birinde topluca tedirgin ve kuşkulu olacak, belki "Dünya yuvarlak" diyenlere bile inanmayacak hale geleceğiz.

Şehir efsanesi bitti

Yıllardır, Urla'ya mal olmuş bir şehir efsanesi ağızdan ağıza dolaşıp durdu.
İzmir'den Urla'ya giderken, İskele ayırımının hemen solunda biraz yukarılarda bir mahalle vardır.Bu mahallede İtalyan kökenlilerin yaşadıkları farzedilerek muhite İtalyan Mahallesi adı verilmiş.
Kalabak'ta bir İtalyan okulu da açılınca İtalyan mahallesi adı bir kez daha tescillenmiş.
Çook sonra gerçek ortaya çıktı.
Evet, böyle bir mahalle var. Hem de 1922'den beri.
İzmir'de yaşayan ve Mübadele sürecinde Yunanistan'a gitmek istemeyen bazı Rumlar,o günlerde İtalyan Konsolosluğu'na başvurarak İtalyan vatandaşlığına geçme talebinde bulundu. Konsolosluk da bu talepleri olumlu karşıladı. Bu insanlara da gözden ırak bir yerde yaşamaları tavsiyesinde bulundu.
İşte İtalyan Mahallesi denen yerde yaşayan bu vatandaşlar, aslında İtalyan değil, Rum.
Sayıları da giderek azalmış. Son sakinlerden Madam Edıl da evini satıp Çeşme'ye yerleşmiş.
Madam Edıl'ın yaşı 70 civarında.Çocukları öğretmenlik yapıyor ve onların taşınmasıyla da bir şehir efsanesi son buluyor.
Benzerini Buca'da bir komşumda yaşamıştım.
Madam Yuanna, sokağımızın az üzerinde iki kızıyla oturuyordu. Mübadele'de kızları Yunanistan'a gitmiş, Madam Yuanna da burada kalarak kentin ilk şoförlerinden Hafız(Uyar) Bey'le evlenmişti.Dolayısıyla Türk vatandaşlığına geçmişti.
Hafız Bey, kızkardeşi ile kocasının ölümünden sonra onlardan kalan Feriha ve Ferdi adlı iki kardeşin bakımını üstlenmişti. Madam Yuanna,onun en büyük yardımcısıydı. Feriha da, Ferdi de el bebek gül bebek büyüdüler.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında çok sayıda Yahudi de benzer yöntemlerle milliyetlerini değiştirmeyi tercih etmişlerdi.

İmdat, kanımız emiliyor!

Üşenmedim; Google Amca'ya danıştım.
Son günlerde Çeşme, Kuşadası, Urla, Didim gibi tatil belgelerinde tatilci dostların en büyük şikayeti, gece sahneye çıkıp kanlarını emen Tatarcık, Kum Sineği ya da Yakarca denen mahluk.
Bu mahlukun bir de Latince adı var: Pnolobotomus.
Psychodides ailesinden ve sivrisineğin daha küçüğü bir şey.
Görünmüyor ama ısırdığında nasıl bir şey olduğunu anlıyor insan.Kanı emiyor, cildi şişiriyor ve kaşıntı oluşturuyor.
Yine Google Amca'ya göre; vektörlüğünü yaptığı Leishmania türü protozoon parazitlerinin neden olduğu etkiyle insana dünyasını dar ediyor.
Halk arasında en çok da Yakarca adıyla anılan bu mahluk,nedendir bilinmez sayfiye yerlerini çok seviyor. Yazlıkçılar da biraz cıbıldak dolaştıkları için daha geniş bir hücum alanı bulabiliyorlar.
Bulurlar tabii.
Bu yerler ilaçlanmazsa, insanların yakınmalarına kulak asılmazsa ısırırlar da, yerler de.
Nerede o eski gece, ya da akşamüstü ilaçlamaları?
Hasret kalmış millet.
Ülkemizin başka bölgeleri başka konuları konuşurken, işte bu saydığım tatil beldelerinde de Yakarca konuşuluyor.Kimse de üstüne konu tanımıyor.

Kedileri sevin

Çoğumuz "Nankör hayvan" deyip geçeriz ama gerçekte kediler, siz ona nankörlük etmezseniz hiç de öyle değiller.
Bütün dünyada kedi sevgisinin arttığı ve daha çok kedinin evlerde sahiplenildiği gözleniyor.Pet Shop'ların sayısının artması, hemen her mahallede bir veterinerin faaliyet göstermesi gibi görüntüler bu sevginin ne kadar büyüyor olmasının bir göstergesi.
Kedi sevgisinin bir terapi olduğunu Midilli Adası'nda gördüm. Bizi bir dağ köyüne götürdüler. Köy kahvehanesinin hemen üzerindeki bir alanda en az on yaşlı Yunanlı, kucağına birer kedi almış, okşayıp duruyor.
Rehberimiz "Hepsi 90'lık" dedi ve bu kadar yaşamış olmalarının kedi sevgisine dayandığının da altını çizdi.
Köyde 95 yaşında ölenlere "Çok genç gitti" diye hayıflanıyorlarmış.
Kedi sevgisi edinmeniz için bir kedi annenin doğumunu izlemenizi salık veririm. Ve sonra da o anne kedinin yavrularını nasıl yetiştirdiğini gözlemenizi.
Gerisi kolay.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Kalktı göç eyledi Avşar elleri /
İstanbul'a iş aramaya gelen eller bizimdir!
***
Gariban yurdum insanı zombiden korkmaz, kombi faturasından korktuğu kadar!
***
Türk halkının sanata olan mesafesini '' Kuru Fasulye '' tablosuyla protesto eden sanatçı İlhami Atalay ''Türk halkı her şeyden vazgeçer kuru fasulyeden asla'' demiş. Bir kilo fasulye 20 liraya dayanınca ondan da vazgeçtim İlhami'ciğim. Sen kafanı yorma!
***
Bir ben vardır bende, benden içeri. Matruşka gibiyim birader haberin yok mu?
***
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında. Hacetini başka yerde gör usta!
***
Bir of çeksem, sanal alem yıkılır!
***
Bu dünyanın çivisi çıktı ama nalburlar hala sinek avlıyor üstat!


 

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test