Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Şikayet raconu

06 Mart 2021 - 07:35

Şikayet raconu

Delikanlılıkta şikayet, karizmayı çizdiren bir davranıştır, kabul edilemez.
O yüzden biz toplum olarak şikayet etmektense hangi yolla olursa olsun hesabını sormakla kendimizi tatmin etmeye alışmışız.
Medeni ülkelerde insanlar, komşusu çöpü sokağa döktüğünde hemen belediyeyi arayıp şikayet ederler. Bacalarından duman çıkıyorsa hemen telefona sarılırlar. Şüpheli bir durum gördüklerinde gereğini yaparlar ve bundan hiç gocunmazlar.
Bunu bir vatandaşlık görevi olarak algıladıkları için rahatsızlık da duymazlar.
Biz şikayet edeceğimize verir veriştiririz.
Sonuçta tepkimizi sergileyemediğimiz için de şikayet ettiğimiz o durum devam edip durur.
Şikayet raconunu kendimize uydururuz ama bize tuzak kuran bir de sistemi dayatırlar hepimize.
Diyelim ki, bir kamu çalışanından şikayetçi olduk. Yönetim, şikayetinizi haklı bulduğunda hemen o personelin maaşından kesiyor.
Genel uygulama ne yazık ki böyle.
Çoluk çocuğunun rızkından kesiyor.
İşte bunu bilen bizim milletimiz, vicdan yapıp, iki küfür sallayarak meseleyi çözüyor.
Memuru şikayet etseniz; o da teferruatlı. Adamı önce teftiş kurulu sigaya çekiyor, sonra İdare Kurulu toplanıyor, teftiş kurulunun verdiği rapora göre bir karara varıp en üst makama yolluyor. En üst makam-Vali veya Kaymakam-duruma göre “cezalandırılsın ya da cezalandırılmasın” diyor.
Yani sizi “Ah benim akılsız başım. Niye şikayetçi oldum ki?” noktasına getiriyor.
Zaten konu komşu şikayeti gibi bir geleneğimiz olmadığı için onu da yapmıyoruz.
Bizim memlekette şikayet, sonuçta kendisinden şikayetçi olduğumuz bir kavrama dönüştürülüyor.

Bu fotoğrafa şapka çıkarılır

Yıl 1913. Balkan Harbi sona ermiş ama yeni bir savaş kapıda. Birinci Dünya Savaşı. İstanbul, Balkanlar'da olup bitenden yaşayanlar kadar haberdar değil. İstanbul Hükümeti, bilgi eksikliği yaşattığı kent halkına rahat bir yaşamı adeta dayatırken; savaş yorgunu bir asker, Beyoğlu'ndan geçiyor. Mağrur da değil mahçup da değil. Sadece yorgun ve sadece evine gitmek istiyor. 
Ya keyif çatanlar… Onların umurunda olmadığı o kadar aşikar ki…

Mirasta kafa karışıklığı

Ekim 2008'de vefat eden Türk edebiyatının unutulmaz isimlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca, mirasını bir okulda okuyacak yoksul çocuklara ve bir evini de TSK'ya bağışlamıştı.
13 yıldır bir dava sürüyor. Çünkü 11 varisi “Yedirmeyiz” diyerek Dağlarca'nın vasiyetine karşı çıkmış.
Hukuk, sonunda doğrusunu yapar ama çokça rastlanan olay.
Vasiyetname denen şey, hukuk karşısında her zaman geçerli değil. Önce aklın yerinde diye rapor alsan da, hakim önünde onaylatsan da, sonra başka bir şeyler oluyor, vasiyet oluyor tukaka.
Miras ilgili çok güzel sözler var. Hatta bununla ilgili bir kitap da yazılmış. Ama Neyzen Tevfik, bu kaçınılmaz miras kavgalarını hicveden güzel bir söz söylemiş.
Veciz sözünde Neyzen, “Miras bırakma arkanda. Çünkü paylaşırken hır çıkar, mirasyediler arkandan söylemediğini bırakmaz” benzeri öyle yerinde bir tespit yapmış ki.
Ama hemen geçiştirilecek bir konu da değil. Miras Hukuku var ama uygulamalar ve yaşananlar da var.
Galiba Neyzen'in de kastettiği bu.

Merak işte

Koronavirüs'e karşı birer ikişer aşı bulunuyor.
Bunlar arasında en çok ünlenen ve bizim kanımızdan olduğu için gurur duyduğumuz Prof.Dr. Şahin Uğur ve Özlem Türeci.
Almanya'da yaşıyorlar. Her gün medyada yer alıyorlar. Time Dergisi'ne kapak oluyorlar,
Biz, gidip Çin aşısını alıyoruz, onu vurduruyoruz.
Peki Çin aşısını kim buldu, bilen var mı?
Şahin Hoca'nın canı can da Çinli bilim adamının patlıcan mı?
Merak bu işte. İkincisini de vurdurduğumuz aşıyı kim buldu?
Öğrenmek istiyorum.
Bütün dünya bu aşıyı vurduruyor, ismi bile geçmiyor.
Ne iş.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Tarih tekerrürden ibaret olduğu için mi bizim toplum için HATA ERKİL diyorlar yahu?
***
Erkekler daldan dala atlayıp gönül eğlendirip dururlar. Ama nafile. Bir gün baltayı tek taşa vururlar!
***
1 milyon dolarlık mülk alıp 3 yıl satmayana Türk vatandaşlığı verilecekmiş. Yalnızca meraktan soruyorum biri çıkıp '' Parayla değil mi? Parayı bastırıp bütün ülkeyi alıyorum'' dese ne yapılacak?
***
Ahhh ulan ah. Şöyle bir paramız olmadı ki dünya turu yapalım. Adımız BEZGİN'e çıkacağına, GEZGİN'e çıksaydı kötü mü olurdu?
***
Sizli bizli konuşmayı bırakalım. Lanlılunlu konuşalım daha samimi olur canım!
***
Kırk yıllık KANİ. Corona yüzünden oldu FANİ!
***
Ajda Pekkan'ın o şarkısını azıcık değiştiresim geldim. Sanırım gündeme cuk oturdu. ''Hür doğdum, hür yaşarım... Yaşantımdan sana ne ulan!”

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test