Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Önlem mi, kısıtlama mı?

25 Aralık 2020 - 07:35

Önlem mi, kısıtlama mı?

Salgınla mücadelede; dünyanın karşılaştığı en büyük zorluk, bu algı karmaşasıdır.
Salgını önlemek için çırpınanların yaptığı önlem mi, yoksa kısıtlama mı?
Kısıtlamayı bırakın yasaklama mı?
Bizde özellikle 65 yaş üstüne sıkça getirilen ve bu kuşağı haklı olarak bezdiren uygulamalar çok tepki gördü. Sanki yapılanlar, bu kuşağa eziyet etmek, onları hayattan soğutmaktı.
Oysa karşı atağa geçenler, 65 yaş üstünü öve öve bitiremediler. Onları savaş görmüş, kıtlık görmüş, krizler görmüş, depremler, salgınlar görmüş çok elit bir kuşak olarak sundular.
Doğrudur, dünya tarihinde belki en zengin yaşam bu kuşağa nasip olmuştur. Teknolojik alanda, tıpta, bilimde…
Ama 65 yaş üstü ne yazık ki, bünyesel bazda riskler taşıyabiliyor.
Vücut, eskimeye başlıyor, bağışıklık sorunu başlıyor vs.
Bu kuşağın korunmasını bir devlet politikası olarak desteklemek gerekmez mi?
Ama konuya Amerikalılar, İngilizler ve Almanlar gibi “özgürlük” gözüyle bakılırsa durum değişir.
Onların aklında risk ve ölüm gibi sonuçlardan ziyade “özgürlüğü doyasıya yaşama” içgüdüsü var.
Yaşadıkları geçmiş, onlara bu hakkı tanıyor, bu alışkanlığı da sağlıyor.
İşte zorluk burada ikiye katlanıyor ve alınan önlemler etkili olmuyor. Keşke maske takmak, sokağa çıkmamak, sinemaya gitmemek, otobüse binmemek gibi şeyler, özgürlük kısıtlamasından ibaret olsa.
Ama öyle değil. Buz dağının arkası acı sürprizlerle dolu.
Bunu görmeden oturalım, mantığımızla şöyle bir düşünelim.

Bu ülkede profesör olmak

Gün geçmiyor ki, ülkemizde bir profesör çam devirmesin, saçmalamasın.
Neredeyse her gün.
Bu nasıl bir şey?
Bu lafları edenler, bu hareketleri yapanlar, bu yüce sıfata nasıl sahip olmuşlar?
Para pulla olacak şey değil, ama profesör olmuşlar ve sahip oldukları o güzelliği, iki kelimeyle çamura dönüştürüveriyorlar.
Taciz, saçmalık, inkar, küstahlık... Hepsi var.
Ve bu kötü örnekler, en çok da iyi örnekleri üzüyor.
“Bu tiplerin aramızda ne işi var? Kim bunlara profesörlük unvanını verdi?” diye soruyorlar.
1960'lı yılların sonları... İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi'ne devam ediyorum.
İşte bu sırada profesör ile profesörcük arasındaki farkı gözlemledim.
Derse girdikleri yok, bir şey öğrettikleri yok. Yıkmışlar bütün yükü asistanlara, odalarında keyif sürüyorlar.
12 Mart Muhtırası, bir nevi gelenekselleşmiş ihtilaldi.
Demirel gitti, bir takım adamlar geldi.
Ama bu adamlar, önce profesörleri elden geçirdi:
Kim hak etmiş, kim hak etmemiş diye.
Galiba o yıllarda 100'ü aşkın profesörün bu unvanı ”Sana fazla gelir” diye elinden alındı.
İşte bunlar arasında, benim akademideki dalgacı Mahmut profesörler de vardı. Hiç derse gelmeyen, Hiçbir akademik çalışması, eseri, kitabı olmayan…
Gerçi onlar, bugünküler gibi ikide bir zırvalamazlardı ama iyi “arazi” olurlardı.
Yaşıyorlarsa o arazi durumları devam ediyor, bilesiniz.

Ah şu hobi bahçeleri

Tarım alanları birer birer yok oluyor.
Ziraat yok, üretmek yok.
Derme çatma hobi bahçeleri, bu mümbit arazilerin ortasına kondu, her şey bitti.
Tarımdaki rant az olursa, sonuç böyle olur. Arazi sahibi, hobi bahçesine dönüşle daha çok para kazanıyorsa ne yapsın?
Bu acı gerçeğin karşısına önce devlet dikilir. Çiftçiye sahip çıkar ve o verimli arazinin geleceğini karartmaz.
Ne yapar?
Hobi bahçelerine bir kısıtlama getirir. Hobi bahçesi kurmak için ilçe tarım müdürlüklerinden onay istenir. Hobi bahçesi kurulacaksa 10 dönüm arazi içinde yapılması şartı getirilir.
Bunların hiç biri olmadı.
Şimdi devlet, hobi bahçelerini yıkıyor.
Nasıl başa çıkacak ki?
Onbinlerce, yüzbinlerce.
Buna ne personel, ne makine yetişir.
Türk’ün aklı sonradan gelir demişler.
Doğru demişler.

Afiyet şeker olsun

Sultan Abdülaziz, biraz uçkuruna düşkündü. Bir yığın karısı vardı. Bunlardan biri de Çerkez asıllı Şevkefza Sultan'dı.
Sultan Hanım, yasak masak dinlemez içki de içer, keyif de yapardı.
Kocası 35 yıl yaşadı, rahmetli İzmir'e, hatta Protestan cemaatinin davetiyle Buca'ya gelmiş, Baltazzi Köşkü'nde kalmış, ayrıca kendi adına ilk kez düzenlenen Şirinyer'deki at yarışlarına da katılmıştı.
Sultanımız geze dursun; bunu fırsat bilen Şevkefza Sultan, bir sipariş listesi vermiş vezire. Vezir de bunları almış, ama dürüst adammış ki, kayda geçmiş.
Bu belge, o siparişin kayda geçmiş belgesidir.
Çerkez Sultanımıza afiyet şeker olsun.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Sizi bilmem ama ben kendini bilmezin tekiyim. Aman haaaa!
***
Benim babam senin babanı över. Çünkü senin baban, benim babamın patronu!
***
Affan Dede’ye para saydım.  Nasıl olsa gözü görmüyor diye; sahte 200 bin liraları kaktırdım!
***
Züğürt tesellinizin üzerine bir bardak soğuk su için. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, parayla saadet oluyormuş!
***
Pire için yorgan yakmaz ama püre için yemeği yakar bizim hanım!
***
Kim olursan ol gel. Ama Kim Bassinger isen eğer. Hiç bekleme yapma!
***
Eskiden çarıklı milyonerler vardı. Şimdi dini sömürüp zengin olan sarıklı milyonerler!
***       
Bir arkadaşım bana ‘’ Seni Allaha havale ediyorum ‘’ dedi. ‘’Yalnız baştan söyleyeyim. EFT ücretim çok olur ‘’ dedim ben de!




 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test