Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Ölüm haberi vermek

29 Aralık 2020 - 07:30

Ölüm haberi vermek

Ekpres'in güzel, parlak yılları. Soğuk bir Aralık ayının son haftası. Yıl 1973; Ankara'dayım.
Ömrünü bu vatana hizmet için adamış, Mustafa Kemal'in hep yanında olmuş, seçkin devlet adamı İsmet İnönü'nün hasta olduğu biliniyor ve dolaşan söylentiler; günlerinin sayılı olduğu yolunda.
25 Aralık, akşam saatlerinde dolmuşla Kızılay'dan geçerken; birden insanlar sokağa dökülmeye başladı. Sirenler çalıyor, herkes şaşkınlık içinde.
Dolmuşun şoförü hemen arabasının radyosunu açıyor. Evet; İsmet İnönü, az önce 99 yaşında vefat etmiş.
Herkeste inanılmaz bir hüzün. “Her ölüm erken” derler ya, işte böyle bir şey.
Biliyorum; onların da birazdan haberi olacak ama bu acı haberi İzmir'e, gazete merkezindeki arkadaşlara bildirmek istiyorum. Cadde üzerinde PTT'nin seyyar telefonlarından birini görünce hemen durdurup dolmuştan iniyorum; hepimizin cebinde hep bulundurduğu jetonlardan birini yuvasına sokup gazeteyi arıyorum.
Rahmetli Erkin Usman, “Tamam, telaş etme. Biz de duyduk. Sen, Ankara'daki havayı yansıt bize” diyor.
İnsanlarla konuşuyorum. Ülkenin sağ-sol diye ikiye bölündüğü yıllar. Sağcısıyla solcusuyla herkes ama herkes üzgün, perişan.
Radyo var, tek kanallı, henüz renkliye geçmiş devlet televizyonu var. Hemen canlı yayına başlıyor. Kızılay'da cadde üzerinde bir televizyon mağazasının önü ana baba günü olmuş. Herkes haberleri izliyor. TRT, önceden hazırladığı belgesel görüntüleri de ekrana getiriyor.
Gerçekten, inanılmaz bir tablo. Alabildiğine soğuk, ama kimsenin umurunda değil.
O soğuğa alışık olmasam da geç saatlere kadar soluyorum bu havayı, sık sık Erkin'i arayıp mini notlar iletiyorum.
...
İnönü'yü 1963 yılında bir İzmir ziyaretinde; Ticaret Borsası'nda görmüş, çok kısa bir-iki soruma cevap almıştım. Yanında Bülent Ecevit de vardı. Onu 15 dakikalığına görmek bile benim için bir onurdu.
Onu sevmeyenleri, askeri fotoğrafının yer aldığı çürük raporunun sahtesini nasıl yaptıklarını anlayamadıklarımı, şu yakın tarihimizi bir kez daha okumaya çağırıyorum.
O tarihte İnönü'nün, İsmet Paşa'nın, Garp Cephesi Komutanı'nın özel bir yeri vardır.

Çam ağacını kesme raconu

Buca Dumlupınar Mahallesi'nde; 23 Nisan İlkokulu'nun hemen arkasındaki asırlık çam ağacı, kılıfına uydurularak kesildi. Eskiden top sahası olarak bilinen ve dini bayramlarda bayram yeri kurulan alandaki ağacın muhtemel ki bir konut yapılmak için kesildiği ve iddiaya göre dozerle yana eğiltilerek kesilme izni alındığı belirtiliyor. 
Bayramlarda çocuklar bu ağacın gölgesinde kurulan oyuncaklarda eğlenir, günlerini mutlu bir şekilde geçirirlerdi. Ağaç, hem çalışanlara, hem  de burada özgürce eğlenen çocuklara sıcak yaz günlerinde gölgelik olurdu. Sağlıklı bir çam ağacının kolayca kesilebildiği gerçeğini kabullenmek istemiyoruz.


Nedir şu İzmir'den istediğiniz?

Her şey “Gavur İzmir” söylemiyle başladı.
Neyse şu “Gavur” kelimesi.
Bildiğim “Dinsiz”
Ama İzmir'in, İzmirlinin dinsizlikle bağlantısını kurmak o kadar zor ki.
Neyse, söylediler, İzmir'in adı, onların aleminde “Gavur İzmir” olarak kaldı.
Cumhuriyetçi, Atatürkçü, özgürlükçü, Batı'ya dönük, Kordon'da rakı-balık yapmak gavurluksa, böyle bir yakıştırmaya İzmirliler çoktan razı.
Sonra bir Rektör'ün anası çıktı; İzmirliler için attı, tuttu.
Güldük geçtik.
Zelzelenin ardından kafayı sıyırmışın biri; kadın isimleriyle sosyal medyadan paylaşım yaparak İzmirlilere “cenabet” falan dedi ki, o da “Nereden biliyor?” cevabıyla unutuldu gitti.
Gelelim Coşkun Sabah'a.
O Coşkun sabah ki, Diyarbakır'da doğmuş, İstanbul'a gelmiş, şarkıcı olmuş, İzmir gibi bir yerde sahneye çıkıp ekmek yemiş, ama sahne hayatında o kadından bu kadına, yemediği nane kalmamış; sahne hayatı, mum ışığına dönmüş bir dönemde kalkıp kızı bikinili fotoğraf verdi diye, İzmir'e usturuplu bir gönderme yapmış.
İzmir'in sanki ar damarı patlamış bir kent olduğunu ileri sürmüş, “hicap” duyduğunu falan söylemiş.
Görüşünü sevsinler.
Sen, Bornovalı Nuri'nin, Atalay Noyaner'in, Tepegöz Necdet'in, Necdet Yazar'ın, Hasan Ekici’nin, Halit Alpman’ın öldüğüne, senin de şu ara sahneye çıkmıyor olmana dua et.
Bu saydıkların, sen bu lafı ettikten sonra İzmir'e gelip sahneye çıkmak için  yalvardığında tekme tokat kovar, seni bir daha İzmir'e sokmazlardı.
İzmir'le uğraşanları ibretle izliyor ve gülüyorum. Ve İzmir'den ne istediklerini de merak ediyorum.
İzmir'le ne gibi zorları var; doğrusu öğrenmek istiyorum.
Söyleseler ve öğrensek de; istediklerini yapmadığımız anlaşıldığında bunun keyfini çıkarsak.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Bülbülü altın kafese koymuşlar. İlle de rahatım demiş gene!
***
Eee meteoroloji ne denli uyarsa da bir cacık çıkmadı. Bilin bakalım ne oldu? Çarşamba’yı yine sel aldı!
***
Türküm, doğruyum ama çalışkan mıyım? Hiç sanmıyorum!
***
İnsan doğar, yaşar, zaman öldürür. Ve sonunda ölür!
***
Öküz altında buzağı aranmaz mı hiç? Buzağı babaya düşkün olamaz mı sahi?
***
Ayılana gazoz, bayılana limon, dayılanana bir güzel kötek ister misin emmim?
***
Deveye hendek atlatacağımıza, bir de hendekleri kapattırmaya çalışsak olmaz mı yahu!
***
Uzayda ilk kez bir çiçek yetiştirilmiş.Mutlaka yetiştiren bir Türk'tür. Astronot kıza yazıyordur!
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test