O yılları yaşayanlar bilir
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

O yılları yaşayanlar bilir

13 Nisan 2019 - 06:50

Evet, o yılları yaşayanlar bilir. İkinci Dünya Savaşı'nın en ateşli dönemi.Ordu teyakkuzda. İnönü, savaşa girmemek için direniyor. Savaşan ülkelerin ortak arzusu da zaten yeni bir savaştan çıkmış olan Türkiye'nin buna da katılarak yıpranması.
Öyle olmuyor.Dik duruyoruz.
Dik duruşumuzun bedelini de halk ödüyor.
Ekmek karne ile. Kumaş bulmak imkansız. Şeker yok, kahve yok.
Ve tekstil ürünleri ateş pahası. İnsanlar, giysilerini ters yüz ederek biraz daha giyiyorlar. Bitpazarları türüyor. İkinci el giysi satın almak için.
Milli bir yaşam politikası izleniyor artık. Bu zorlu süreç aşılacak diye. Karaborsa, fırsatçılık, kayırıcılık yaşanmıyor mu, yaşanıyor ama olmaması mümkün mü?
İşte bu süreçte giysi edinmekte zorlanan aileler için un çuvalı üreten firmalar bir zeka gösterisi sunuyorlar ve çuvalları desenli olarak imal etmeye başlıyorlar. İnsanlar, bu çuvalları alıp elbise diksinler diye.
1930 yılının modası oluyor bu artık ve bu moda da tutuyor.
Yeni kuşaklara bunu anlatmak zorundayız.
Onları bir daha yaşamamaları için.
 

Desenli un çuvalları 1939'a damgasını vurmuştu. 


1930'lu yıllarda Türkiye'de bitpazarları açılmaya başlandı. Bu pazarlar, hala var.

Buca'nın doğası emin ellerde
Buca'nın kötü niyetlilerin iştahını kabartan bir doğası vardır. Özellikle herbiri mahalle statüsünde olan Kaynaklar, Belenbaşı,Karacaağaç ve Kırıklar gibi köylerde ormanla içiçe araziler görürsünüz.Tarlalar, çayırlar, otlaklar,piknik alanları, yürüyüş parkurları...Hepsini barındırır bu köyler.
Çoğu doğu illerinden gelen bir takım insanlar, yasaların açıklarını yakalayarak buralarda geniş alanları kapattılar. Arkalarına siyasileri alarak köyleri ve bu köylerdeki hazine arazilerini, ormanları talan ettiler.
İmar Barışı gelince de işi resmileştirdiler.
Bu çevrelerle savaşmak gerekiyordu. Onları püskürtmek.
İşte bu noktada ortaya Kaynaklar'ın Merkez Mahallesi eski muhtarı Erhan Şen çıktı. Erhan Şen, yine yasaları yanına alarak canı pahasına bu insanlarla mücadele etti. Sivil toplum örgütlerinin desteğiyle çok işler de başardı. Ve tabii yanında Buca'nın eski İlçe Kaymakamı Fecri Fikret Çelik de vardı.
Ne oldu sonunda?
O güçler, organize oldular, arkalarına siyasileri alarak önce Kaymakam Çelik'i yediler, arkasından kazanması yüzde beş bin garanti olan Erhan Şen'i muhtarlıktan ettiler.
Erhan Şen yılmadı. Çünkü aynı zamanda Buca Çiftçi Malları Koruma Meclisi Başkanı idi.Buca'nın o cazip doğasını bu kimliğiyle de koruyordu. Geçtiğimiz Perşembe günü bu meclisin seçimi yapıldı. Seçimde Buca Belediye Meclisi ve Ziraat Odası Meclisi üyeleri ile Ticaret Odası'nın bir temsilcisi oy kullanacaktı.
Kaymakam'ın ve muhtar Şen'in başını yiyen güç, seçimin yapıldığı Belediye'de yine kalabalık bir şekilde gövde gösterisi yapmak istedi ama olmadı. Onlar da bir liste çıkarmışlardı. Şen'le anlaşma teklifinde bulundular, kabul edilmedi ve seçime geçildi. 55 kişi oy kullandı. Şen'in listesi tulum 50 oy aldı.Meclis üyeliklerine Erhan Şen, Pulat Gago, İsmet İlhan, Dursun Atagün ve Rakip Becer seçildiler.
Sonunda Buca'nın doğası bir kere daha emin ellere emanet edildi.
Meclis için zorlu bir süreç başlıyor. Çünkü bu boşluktan faydalanıp talan ve işgali sürdürenlerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek boyutta.
Kendilerine kolaylıklar diliyoruz.


Erkan Tan üzerine
Dünyada böyle bir sunucu, yorumcu var mıdır acaba?
Üstelik TRT kökenli.
Pek kimse "Değmez" deyip ondan bahsetmiyor ama A Haber sunucusu Erkan Tan, meydanı boş bulmuş, koşup gidiyor.
Tavrıyla, tarzıyla o kadar itici ki. Anıtkabir'e gittiği için Ekrem İmamoğlu'na elini kolunu sallayıp ekranda "Sen daha başkan olmadın ki oğlum" diyor.
Babası kaymakam vekilliği yapmış.
Kendisi TRT'de yetişmiş. Güzel konuşma ödülü almış.
Ama A Haber adlı kanalda öyle bir tip oluşturmuş ki,evlere şenlik.
Yıllardır yapıyor bu işi. Yaptıkça dozunu artırıyor.
Kim bu adama "Dur artık" diyecek, merak ediyorum.


Bitsin şu ziyaretler
Birisi bir göreve seçilir.
Artık onun için çalışma zamanıdır.
Ama öyle olmaz.
Önce ziyaretçiler gelecek, kendisini tebrik edecek, hal hatır sorulup çikolata çay ikram edilecek.Varsa ortak anılar, onlar tazelenecek.
Bu süreç bazen bir ay, bazen altı ay sürüyor.
Seçilen kişi, bir türlü icraata geçemiyor.
Durum, bugün de öyle.
Başkanlar, öyle bir ziyaretçi akınına tutuluyor ki, başlarını kaşımaya vakitleri kalmıyor.
Daha belediyenin bütçesini, kadrosunu, oda sayısını öğrenemeyen başkanlar, bu ziyaretlerle hem zaman kaybediyor hem de hiç işe yaramayan bu ziyaretler, hizmete başlamaları açısından bir engel oluşturuyor.
Ziyaret yerine kutlama göndermek, bir çiçek yollamak, bir kutu çikolata almak çok daha mantıklı olmaz mı?
Kısacası bitsin şu ziyaretler.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum