Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Neden Finlandiya eğitim sistemi?

16 Mart 2021 - 03:00

Türkiye'de eğitim sistemi yıllardır üzerinde en çok oynanan sistem diye bilinir.
Her iktidar, kendi eğitim sistemini getirmiş, aynı iktidar, kendi getirdiği eğitim sistemini beğenmeyerek bir yenisini uygulamış, kafalar hepten karışmıştır.
Eğitim sistemimizle ilgili ilk ciddi ve yerinde karar, 3 Mart 1924 tarihinde Saruhan Mebusu Vasıf Çınar tarafından Meclis'e sunulan ve kabul edilen “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”dur. Yani Öğretim Birliği Yasası'dır. Bu yasa ile mektep ve medrese ayrılığı giderilmiş, Milli Eğitimimiz, kaliteli bir sistemi uygulama imkanına kavuşmuştur.
Bugün dünyada uluslararası değerlendirmeler ışığında Finlandiya'da uygulanan sistem, en iyisi olarak bilinir.
Nedir bu sistem, sayalım:
Finlandiya'da eğitime başlama yaşı 7'dir, öğrenci, okuluna yürüyerek ya da bisikletiyle gider, servis uygulaması yoktur, kitaplarını öğretmeni belirler. Dahası var:
Öğrenciye ödev verilmez. Aileler, öğretmenlerle sürekli temas halindedir. Okullar, ev ortamında dizayn edilir. Okulda çöpleri öğrenciler toplar, bahçedeki bitkilere de onlar bakar.
Erken yaşta tarama ve eleme uygulanmaz, sınav yapılmaz. Her öğrenciye özgü eğitim modeli benimsenir. Özel okul yok. Tüm masrafları devlet karşılar. Aynı şekilde beslenme ve sağlık hizmetleri de ücretsiz sunulur. Eşitlik hep korunur. Kantinlerde sadece su, süt ve meyve vardır. Öğretmenlerin saygınlığı hep ön planda tutulur.
Böyle bir sistem bize uydurulur mu? Zor.
Nüfusu bizimkinden 10 kat az olan bir ülkede elbet kolay ama bu sistemden alıntılar yapılabilir ve tedrisat bu şemsiye altında pek ala belirlenebilir.
Yaz-boz tahtasına çevrilmiş bir sisteme uyum sağlamak için harcanan zaman ve enerji, çocuklarımızın geleceğinden çok şeyler çalıyor. Mesele bu.



Lastiklere hava bastı, haber oldu

Magazincilerin çok zor bir süreçten geçtiğini görüyoruz. Çocuklar, evlerinden çalışıyor, sanatçılar, mankenler, kendi haberlerini üretip onlara Whats App'tan gönderiyor. Koca koca magazin sayfaları da böylece hazırlanmış oluyor.
Ama bunun adı biraz da güdümlü magazin olmuyor mu?
Ne tadı var ne tuzu.
Evde, sokakta, tatilde, teknede, alışverişte çekilmiş fotoğraflardan oluşan bir yavan malzeme yığınına dönüşüyor o değerli sayfalar.
Alın bir tane:
Saygın gazetelerden birinin magazin ekinin üçüncü sayfası. Tarih 12 Mart 2021 Cuma. Oyuncu Seçkin Özdemir, benzin istasyonunda arabasının lastiklerine hava basıyor. Haberin kapladığı alan eni 22, boyu 15 santimetre. Üç da babaç fotoğraf. İçerikte yakışıklı kardeşimizin lastiklere hava basması dışında hiç bir ayrıntı yok.
Pardon. Var var. Gazeteciler “Kuruluş Osman'dan ayrılacak mısın?” diye sormuşlar, sadece gülümsemiş.
Ama lastiklere hava basmaya devam etmiş.
Önemli olan o.



Renk karmaşası

Devlet, güzel bir uygulama başlattı. Virüs görülme oranına göre illeri kategorize etti. En çok olanları kırmızı, çok olanları turuncu, az olanları sarı, hemen hemen hiç olmayanları da maviye boyadı.
İzmir, bir süredir turuncuda gidiyor. Ama ilçeler bazında da kategorize uygulaması yapılıyor. Yani İzmir bazında Çeşme ve Seferihisar bir süredir mavi görünüyor ama başlangıçta turuncu olan Buca, şimdi sarı renkte.
Kısıtlamaların ölçüsü de bu renklere göre yapılıyor ama ilçeler, bağımsız hareket edemiyor. Genel renklendirme önemli. İzmir turuncu oldukça Çeşme ve Seferihisar kendi borusunu öttüremeyecek. Bütün ilçelerin kendi rengine gelmesini bekleyecek.
Bu, aslında ilçeler arasında bir yarışa da dönüştürülebilse daha çabuk sonuç alabiliriz diye düşünüyorum.
Bazı ilçelerde ekipler bunu yapıyor çünkü.

Telefon yoksa aşı da yok

Muhtar arkadaşlar, son zamanlarda en çok bu konudan yakındıklarını aktarıyor:
Aşılama uygulamasında doğrudan hastaneye başvuranlardan mutlaka cep telefonu sahibi olmaları isteniyormuş. Çünkü sistem, o cep telefonuna bir şifre göndermek zorunda.
O şifre olmadan ilerleme sağlanamıyor.
Tamam, cep telefonu bir ihtiyaç ama bir sistem herkeste cep telefonu olacak şartı üzerine de kurulmaz ki.
Vatandaşlık numarası esas olacak şekilde yeni bir uygulama yapılmazsa, sanırım pek çok kimse sırf bu nedenle aşı olmayacak.
Muhtarlar, kendi telefonlarının devreye sokularak onlara şifre gönderilmesinin de bir çözüm olabileceğini savunuyor.
Bakalım, bu sorun ciddiye alınacak mı?

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Acaba aya giden Türk Astronot, dünyaya baktığında, ülkemizde ormanların talan edilmesini 
görebilir mi acaba? Benimkisi sadece bir merak işte!
***
Millet aç efendiler. Darboğaz tokluğuna bile çalışamıyoruz!
***
Kuru gürültüye pabuç bırakmadım ama kapımın önündeki pabuçları çaldılar yani!
***
Her gün saçmalayan hocalara “Hişt hişt sakin ol, fantezilerine hakim ol” diye bir şarkı yapılsa acayip tutar!
***
Mars’ta bile su bulunmuşken bizim sularımız üç gündür kesik hemşerim!
***
Ne hazindir benim memleketimde insanların tek hazinesi kavga ve gürültü oldu!
***
Bir AK Parti’li cebimdeki telefonu sorar diye tuşlu telefon kullanmaya karar verdim!



 


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test