Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Menderes düşmanlığı

02 Haziran 2020 - 06:43

Menderes düşmanlığı

Bu, bir Menderes övgüsü değildir.
Düpedüz demokrasinin hakkını teslim etmektir.
Amerika karşıtıysanız elbet Menderes düşmanı olursunuz.
Türkçe ezandan yanaysanız da Menderes düşmanısınız.
Sosyalizmi, komünizmi benimsiyorsanız keza Menderes düşmanısınız.
Demokrasi ve devrim arasında devrimi tercih edenlerdenseniz yine Menderes düşmanısınız.
Çok partili dönemi ucube olarak nitelendiren sözde aydınların sözüne inanırsanız, yine Menderes’i sevmezsiniz.
Lenin'i, Mao'yu, Che'yi, Sartre'ı severseniz, Menderes'e resmen düşman olursunuz.
Ama o dönemi yaşamadıysanız, demokrasinin henüz emeklediği o yıllarda; üstelik ekonominin en iyi olduğu 1954 yılında ihtilal hazırlığı başlatıldığını bilirseniz, bunun sonradan foyası meydana çıkan ihtilalci askerlerin kışkırtmasıyla üniversitelerde, kendinden menkul profesörlerce itelendiğini öğrenirseniz; biraz durursunuz.
Menderes, Amerikancı değildi. Çünkü Sovyetler, daha 1940'lı yıllarda Anadolu’nun Doğu'daki bazı kentlerine göz dikmişti.Komünizmin ve Faşizmin kötü örnekleri ortada iken o, demokrasiyi ve karma ekonomiyi tercih etmişti.
Komünist ve faşist ülkeler, tabii monarşik devletler sapır sapır dökülürken; Türkiye dev atılımlara girişmiş, kendine yeten sayılı ülkeler arasına girmeyi başarmıştı.
Askerin, sözde aydınların vesayet altına almaya çalıştıkları bir yönetim, adeta bunaltılmıştı.
Alınan tedbirler, kimilerince zulüm sayılsa da kimilerince rejimi korumak içindi.
İhtilal oldu, daha mı iyi oldu?
Ondan sonra Türkiye, uzun yıllar tabii senatör kimliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oturan o apoletli ihtilalcilerin gölgesinde yönetildi de bunun adı demokrasi mi oldu?
Menderes ve tabii dava arkadaşları, demokrasiyi tek parti yönetiminin bir lütfu olarak değil, bilek gücüyle kazandırdılar bu ülkeye.
Kaçak aşklarını diline dolayanların, şunu da bilmesi lazım:
1969 yılında; Menderes'i İmralı'da bir süre tutulduğu odadan darağacına koluna giderek götüren Nazillili gardiyanın anılarını Ege Ekspres Gazetesi'nde yayınlamıştım.
Menderes, bir gezisinde çocuğunu kendisine kurban etmek isteyip de başbakan tarafından tekmelenen adam tarafından boynuna geçirilen iple idam edilmiştir.
Menderes, İmralı'da idam sehpasına götürülürken, Başsavcı Egesel'in canı çay istemiş, sehpanın önündeki bir gazinoda, Menderes ayakta bekletilirken adam, yanındakilere de ikram etmeden iki bardak çay içmiştir.
Konuşmasını bilmeyen Yassıada Hakimi’ne, gözü dönmüş Egesel'e düşman olmayanların Menderes'e düşman olmadan önce; onun yaşamını iyice öğrenmeleri daha doğru olur diye düşünüyorum.
Menderes ve arkadaşları olmasaydı, ülkeye demokrasi daha uzun yıllar gelemezdi. Çünkü seçimler açık oy, gizli tasnif yöntemiyle yapılıyordu.
Köy Enstitüleri'ni Menderes değil, Amerika ile anlaşan İnönü kapatmaya karar verdi.
Menderes, Sovyetler Birliği'ne gitmeyi planladığı gün, ihtilalin pimi çekildi.
Yaşasın demokrasi. Nokta.


Adalet yerini bulmalıydı

Yıl 1967. Rahmetli Hasan Soysal'la birlikte; henüz Kayseri Cezaevi'nden çıkmış olan Celal Bayar'la görüşmek için Karadeniz Vapuru'nagirdik. Bayar, güvertede oturmuş, partililerin geçmiş olsun dileklerini kabul ediyordu. Boş anında sokulup söyleşiye başladık.
Bayar, pek çok soruyu cevapladı ama her aldığımız notu da bize tekrardan okutarak teyit ettirdi.
O ve DP Manisa Milletvekili-Aynı zamanda Ege Telgraf'ın ilk kurucularından-Sezai Akdağ, af dilemedikleri için cezaevinden tahliye edilmemişlerdi. Bu, zoraki tahliyeydi ve Bayar, en çok da siyasi itibarlarının iadesini istiyordu.
Şöyle bir soru sordum:
“İhtilali yapanların yargılanmasını ister misiniz?"
Ümitsiz bir ifadeyle cevap verdi:
"Olmaz ki. Hepsi devlete bir şekilde sızmış durumda. Onların vesayeti var hala."
...
1999 yılında; rahmetli Acar Tuncer'in efsanevi Ocak Gazetesi'nde, 27 Mayıs İhtilali'ni yapanların yargılanması gerektiğine dair bir yazı yazmıştım. Bir hafta sonra Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy'dan bir mektup aldım.
Teşekkür üstüne teşekkür ediyor ve duygularını açıkladıktan sonra, mektubunu şöyle bitiriyordu:
"Adalet yerini bulmadıkça; kimse demokrasiden söz edemez."

Bizimkiler isyanda

Biz, 68 kuşağıyız. Bir de 78 kuşağı var.
İki kuşak da şu günlerde isyanda.
Çünkü 100 günü aşkın süredir karantinadalar.
Artık ruhsal bunalım geçirenler, kilo alanlar, kemik erimesi yaşayanlar, tansiyonu, şekeri tavan yapanlar olarak bu iki kuşağın çektiği azap, mutlaka tarihte yerini alacaktır.
Diyoruz ve diyorlar ki:
"Bize yaşatılan, önlem değil işkence haline geldi."
Herkes kendi meşrebiyle ya sağ, ya sol yumruğunu kaldırıp "Özgürlük" diyor.
Öyle haftada bir gün altı saatlik çarşı izni de kesmiyor bizi ve onları.
İstediğimiz ve istenilen şu:
"Tedbirleri en üst düzeyde alalım ama dünya yüzü görelim. Şu ahir ömrümüzde karantinayı hapislik gibi yaşamayalım. Korunaklı ama mutlaka özgür olalım."
Anlaşıldığı gibi; mesaj kısa ve öz.
Sosyal medyadaki hareketlilik hiç de organize olmadan hangi noktaya geldi, görüyoruz.
Vaktiyle Amerikalıları denize döken adamlar, şimdi evinde bulaşık yıkıyor.
İsyanları biraz da bundan.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

'' Sen benim kim olduğumu biliyor musun?'' diyen vatandaşa ''Bu yaşta bunama başladı. Sen her dakika başı kim olduğunu anımsat bana '' deyiverdim. Mort oldu!
***
Ekrem İmamoğlu için tam 27 soruşturma birden yürüyor. Soruşturmayı yürüten müfettişlerden biri daha önce AKP'den milletvekili adayı olmuş bir kişi. Ha gayret. İmamoğlu'nu öyle bir silkelesin ki, milletvekilliği bu kez garanti olsun!
***
40 dereceyi geçen sıcaklarda sokağa çıkma yasağı uygulayanların maksadı ''Bunların terden popoları pişsin. Yasak bittiğinde de bir yere kımıldayamasınlar olabilir mi? Akıllı taktik!
***
Umut, fakirin ASKIDA ekmeği!
***
Tam halay çekmeyi öğrenmişken virüs olayı yüzünden düğünler iptal oldu. Bilmem ne yapsam ki!
***
Merak ediyorum. Sosyal mesafe niye sosyal medyada uygulanmaz?

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum