Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Memur devleti

06 Temmuz 2019 - 06:30

Memur devleti
Dünyanın çok az ülkesinde, bizimki gibi memur-işçi ayırımı vardır.
Türkiye'de 657 Sayılı Memur Kanunu ve onların yargılanmasını düzenleyen 4483 sayılı Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat var. İkincisinin yürürlüğe girmesi 1911'lere dayanıyor.
Her iki kanun da kamu hizmetindeki memurların özlük haklarıyla iş güvencelerini korumayı amaçlıyor.
Ama aynı devletin kadrolarında o memurla yan yana çalışan işçiye böyle bir hak sunulmuyor.
Bu, Türkiye'de sendikalaşma hareketinin başladığı 1950'li yıllara kadar ülkeyi bir memur devleti modeline sokmuştur. İşçi ve köylü hep ötelenmiş, memurlar baş tacı edilmiştir.
1950'li yıllara damgasını vuran, 60'lı yıllarda da tavan yapan sendikacılık, memurla işçiyi eşit hizaya getirmede önemli etken oldu.
Memurlar, işçiyi yönettiler, ama bazı belediyelerde zamanla işçi kadrosundaki yöneticiler, memur kadrolara hakim oldular.
Memurların sendikalaşması, sonraki yılların oluşumudur. Siyasallaştırılan devlet yapısında memurun başka çıkış yolu olamazdı zaten.
Özellikle 1980 öncesi memurlara yönelik atama rüzgarları, Danıştay'ın en önemli gündem maddelerinden birini oluşturmuştu. Memurlar, bir kabahat işlediklerinde 4483 Sayılı Yasa'ya yöre işlem görüyor. Hemen kapı önüne konamıyor. İl İdare Kurulu'nun kararı sonucu yargıya havale ediliyorlar veya suçun niteliğine bağlı olarak mülki amir tarafından açığa alınıyorlar. İşçiler için bu sistem, sendikalı ortamda ağır, sendikasız ortamda hızlı işliyor, işçiyi kapı önüne koymak, işverenin iki dudağına bağlı kalıyor.
Sonuçta devlet memura baremine bakarak yeşil pasaport verirken işçiye bu hakkı tanımıyor ve aynı devlet, Temmuz zammı olarak işçi emeklisine yüzde 5'i reva görürken, memura biraz daha bonkör(!) davranıyor ve yüzde 6 diyor.
Kısacası yoruma açık, tartışılması gereken bir konu.


Pagos ve de midye
İzmir Büyükşehir Belediyesi, eski adı Pagos olan ve efsaneye göre, Büyük İskender'in bile zafer rüyaları gördüğü Kadifekale'ye yeni bir güzellik kazandırmak için temizlik harekatı başlatmış. Harekata Başkan Tunç Soyer de katılmış.
Çoook geç kalınmış bir proje. Hatırlayın; Kadifekale bir zamanlar kurtarılmış bölge idi.Buraya polis bile kolay kolay giremiyordu.Bura halkını Karabağlar'a taşıyan operasyonda Aziz Kocaoğlu'nun hakkını yememek gerek.
Ama konuyu midyeye getirmek istiyorum. Kadifekale, bir zamanlar, İzmir'de midye dolması üretiminin merkeziydi.İtiraf edelim ki, bu üretimin şeffaflıkla hiç bir ilgisi yoktu.Konak Belediye eski Başkanı Hakan Tartan'ın buradaki midye üretimini videoya çektirip, sonra baskılar nedeniyle halkla paylaşmadığına dair duyduklarım var.
İtiraf edelim; midye, lezzetli ama sağlıklı olmayan bir yiyecek.Çokça civa içeriyor ve insan beynine zararlı etkiler yapıyor.
En önemlisi, kentte en çok satılan yiyecek maddelerinden biri olan midyenin nasıl üretildiğine dair standart içeren bir bilgimiz yok.
Hijyen?
Ötesini boşverin.
Ev ortamında hazırlanan midye dolmalarının yapımında hangi suyun kullanıldığı, midyelerin fıtratında yer alan adet döneminde toplanıp toplanmadıkları, temizliğe ne kadar riayet edildiği, nasıl muhafaza edildiği konusunda hepimiz Fransızız.
Pagos Projesi'nin öteki ayağının Karabağlar'da konuşlandırılan eski Kadifekale sakinlerini de ve özellikle bu bölgede midye üretimini sürdüren vatandaşlarımızı da içermesini istemek hakkına sahibiz.


Kolları sıvama zamanı
An itibariyle 31 Mart seçimlerinden bu yana tamı tamına 99 gün geçti.Yarın 100 gün olacak. Hadi 15 günlük mazbata bekleme süresini inelim; eder 84 gün.
Belediyelerde genellikle hizmet adına bir şey göremiyoruz.Özellikle CHP'li belediyeler, maşallah konser, festival, anma gibi etkinlikleri başarı ile götürüyor. Onlara göre sosyal etkinlikler, hizmet anlayışında ilk sırada yer alıyor.
Yani CHP'li belediyelere göre halk, konseri, anmayı, festivali olmazsa olmaz kabul ediyor.
Şu 99 günlük zaman içinde yeni proje üreten çok az sayıda belediye var.
Aslında haklılık payı yok değil.
Öncelikle belediye başkanlarının çoğu değişti. Herkes, Karabağlar'da Muhittin Selviboyu'nun yaptığı gibi "Nerede kalmıştık?" demiyor. Kentini, belediyeyi, kadrosunu tanımaya çalışıyor.
İkincisi çoğu belediyeyi, büyük borç batağı içinde teslim aldılar. Şişirilmiş kadrolar, yarım bırakılmış projeler, imar adına yapılmış büyük hatalar.
Bunları düzeltmek için 99 gün değil, pek çoğunda 99 yıl bile yetmez.
Bilboardlar, hayvanlara su verin çağrısı ile dolu. Ama kent insanı adına yapılacak, yapılması gereken bir şey yok.
Kolları sıvama zamanı.Bir günün kaybı bile büyüktür günümüzde.Halkın hizmete susadığı bir dönem yaşıyoruz.
Şeffaf olunmalı, paylaşımcı olmalı, ama asla reklam tuzağına düşülmemeli.
Bir kentte eski belediye başkanı özleniyorsa, iş bitmiş demektir.
Lütfen bu hale düşmemeye özen gösterelim.

Duvar Yazıları-İbrahim Ormancı
Benim yeğeni görünce ‘’ Aboooov köpek mi ısırdı yeğenim seni ?‘’ dedim. ‘’ Yok be dayı yırtık kot moda bilmiyor musun ?‘’ dedi !...
***
Ah be Hasan eskiden Drama Köprüsü’nden geçemiyorduk. Şimdi dramlardan geçemiyoruz!....
***
Her gün gazetelerde öyle haberler okuyorum ki…Allahım sen halkıma mukayyet ol diyorum yahu!...
***
Kimi kadın ruh ikizini bulur, kimi kadın ruh öküzünü. Kimisi de ruhsuzun tekine toslar. Mukadderat işte !..
***
Yazın yediğin hurmalar, kışın seni tırmalar. Hurmayı kredi kartıyla alırsan olacağı da bu hacım!.
***
Dün hiç tanımadığım bir kadına sırf sana benzemiyor diye usulca sokulup merhaba dedim. Bu kadar mı bıktırdın kendini benden kadın!..
***
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da… İkide bir kavga edip karakolluk olmak ayıp olan !.
***
Kızlar artık erkeklere'' Lütfen peşimi bırakın, muhitimize geldik. Ama isterseniz sosyal medya hesaplarımdan beni takip edebilirsiniz '' diyor !...


 
 
 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum