Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Meclisimizin gergin halleri

14 Mart 2020 - 07:32

Meclisimizin gergin halleri

Tarih 13 Ocak 1925. Meclis gergin.Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, tartışmanın koridorlara taşması üzerine Pontus Soykırımı suçlusu olduğu bilinen Topal Osman tarafından öldürüldü. Topal Osman yakalanıp idam edildi.
Tarih 9 Şubat 1925. Ardahan Mebusu Halit Karsıalan, Meclis koridorunda öldürüldü.
Tarih 9 Ocak 1926.Sözde Ermeni Soykırımı suçlusu diye tanıtılan Deli Halit Paşa, Meclis'te Kel Ali(Çetinkaya) ile tartışırken iş kavgaya dönüştü ve Deli Halit Paşa, Rize Mebusu Fuat Bey'in silahından çıkan kurşunla öldürüldü.
Tarih 29 Mart 1989. Bağımsız Siirt Milletvekili Zeki Çeliker, ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan ile Meclis'te münakaşa etti. O anda bir silah patladı ve çıkan kurşun, yine Siirt Milletvekili olan Abdürrezzak Ceylan'a isabet etti.Ceylan olay yerinde ölürken; kurşunun İdris Arıkan'ın silahından çıktığı anlaşıldı.
Tarih 30 Ocak 2001. DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu ile MHP İçel Milletvekili Cahit Tekelioğlu, Meclis'te tartıştı. Şıhanlıoğlu, aldığı yumruk darbesiyle kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı hastanede öldü. Tekeloğlu, dokunulmazlığı düşürülerek yargılandı ve hapse mahkum oldu.

Yüce Meclis'imizin kurulduğu taaa ilk günden beri hep gerginlik yaşadığı anlaşılıyor.Hele bu cinayetler, o gerginliğin hangi boyutlara ulaştığının basit bir göstergesi.
Aradan yıllar geçse de milletvekillerimiz o öfke ve gerginliği bir türlü üzerlerinden atamıyor.
Yine kavgalar var. Her biri adeta meydan kavgası. Her kavgada vatandaş olarak hepimiz tedirgin oluyoruz. Ya bir şey olursa diye.
"Kavga vekilliğin fıtratında var" deyip keser atarsak ve bu kavgaları demokrasinin bir gereği gibi sunarsak yandık.
Kore Meclisi’nde tamam. Kolombiya Meclisi'nde tamam ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hayır. Kocaman bir hayır.
Öfkeyi, itidalle, empati duygusuyla değiş tokuş yapabiliriz.
Demokrasinin öfkesiz ve gergin olmayan dingin hali, vallahi daha güzel.


Devlet adamlığı

İhsan Sabri Çağlayangil, 1977 yılında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı sıfatıyla; Kıbrıs görüşmelerine katılmak üzere gittiği Londra'dan British Air adlı İngiliz Hava Yolları'na ait bir uçakla Ankara'ya dönecekti ki, tam uçağa binerken bir görevli, beylik silahını kendilerine vermesini istedi. Çağlayangil, "Ben Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı'yım. Silahım yanımda duracak, veremem" dedi.
Görevliler ısrar edince Çağlayangil, uçaktan indi ve bekleme salonuna gitti. Maslahatgüzarlık yetkilileri onu uğurlamak için havaalanına gelmişlerdi. Bakan, onlara, "Bana ilk Türk uçağında yer ayırın. Zaman önemli değil. Tarifeli uçacağım" dedi.
Böyle bir uçak, ertesi gün sabah erken saatlerinde kalkacaktı. Çağlayangil, havaalanında bekledi ve THY'na ait tarifeli bir uçakla, Türkiye'ye döndü.
Hepsi bu.


Ve nihayet

Işılay Saygın'ı 27 Temmuz 2019'da kaybettik. Aradan sekizbuçuk ay geçti.Bu süre içinde önce varisler kendi aralarında mahkemelik oldular, daha sonra Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği Başkanı Jale Gelgör, varisleri dava etti.
Varisler, kendi aralarında; Işılay Hanım'dan kalan tarihi evin yasal durumu nedeniyle anlaşamamışlardı. Işılay Hanım'ın ölen Namık Saygın dışında iki kardeşi daha var:Işık ve Metin. Namık Saygın'ın ilk eşi Asiye Hanım, yurtdışında yaşayan çocukları adına; miras hukukuna uyulmadığı gerekçesiyle Işık ve Metin Saygın'ı dava etti.
Jale Hanım da varisleri; Işılay Hanım'ın vasiyetinin bulunması ve Buca'da uzun yıllar yaşadığı evin müze haline getirilmesi konusundaki sözlü vasiyetine uyulması için mahkemeye verdi.
İkinci dava sürüyor. Birincisinde gelinen nokta şu. Ev, daha önce Namık dışındaki kardeşler tarafından açıldığından sorunlar yaşandı. Tereke Hakimi, 20 Mart Cuma günü saat 14.00'te taraflarında hazır bulunduğu bir ortamda eve girecek, tespit yapacak ve sonra da evi mühürleyecek.
Sonrası Allah kerim...

Yerinde bir seçim

Basın danışmanlarının; özellikle yerel yönetimlerde çok önemli bir rolü var. Ancak seçilecek danışmanların da meslekte sevilen, sayılan, inanılır kişiler olması lazım.
Basından kaçan, basını hampacı gören basın danışmanlarıyla karşılaştık.Şükürler olsun, çoğu şimdi ortalıkta yok.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde bu konuda bir boşluk vardı. İstanbul'dan getirtilen,  altını çizerek söylüyorum getirtilen danışmanı tanıma fırsatımız bile olmadı ki, o danışmanın, çalıştığı kuruma basınla ilişkiler adına faydası dokunsun.
Son haber, hepimizi sevindirdi… Tunç Soyer, deneyimli gazeteci İlyas Özgüven'i kendisine basın danışmanı yaptı. Özgüven, uzun yıllar Hürriyet'te haber servisinin başında çalışan çok başarılı, kaliteli bir isim.Gazetenin sahip değiştirme sürecinde İlyas Özgüven, Aziz Kocaoğlu'nun tavla arkadaşı olması nedeniyle "tarafgirlikle" suçlanarak diskalifiye edilmişti.
İlyas Özgüven bu. Durduğu yerde bile kalitesinden bir şey kaybetmeyen, aksine onu artıran bir kimlik ve kişilik. Onun, Tunç Bey'le çok iyi işler yapacağına inanıyorum.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Benim meskenim eskiden dağlardı.  Şimdi herkes kendini dağlara atıyor. Orada da huzur kalmadı!
***
Unutmak bende evlenince başladı. Örneğin evlendikten sonra televizyon kumandasını unuttum!
***
Gazetede 4 haftada 6 kilo veren diyeti açıklamışlar. Bunu bilmeyecek ne var? Boğazına hakim olursun olur biter!
***
Çıplaklar kampına giden bir Türk kendisine bakan yabancıya çıkışır  “Ne bakıyorsun lan, açıkta bir şey mi gördün ?‘’ diye!
***
Ben de Sezen Aksu gibi her sonbahar aşık olurum. Kış gelir gelmez de terk edilirim be yahu!
***
Yaşam 3.6 milyar önce başlamış. Başkasının yaşamına kastetme ise hala devam etmekte!
***
‘’Taş taşı ama laf taşıma‘’ diyenlere, “Tamam o zaman 150 kiloluk şu taşısırtlanıver bir zahmet birader‘’ deyiverin !
***
Biz köylüyüz. Bizde halı saha olmaz. Kilim saha olur !
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum