Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Korona bir yaşında

30 Mart 2021 - 07:30

Korona bir yaşında

Evet, çağın en büyük salgını Korona bir yaşında.
Hatta bir yaşından gün bile aldı.
Hatırlayalım geçen yıl bu günleri.
Hepimizde bir şaşkınlık ve çaresizlik.
Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Sadece “Maske, mesafe, hijyen” çağrıları var.
Ama maske bulamıyoruz. Yöneticilerinden biri olduğum sitenin apartman ve güvenlik görevlilerine kullandırmak için aldığımız bir kutu maske 200 lira.
Maske ile ilgisi olmayan bir bez parçası olduğunu aylar sonra anlıyoruz ama dedim ya; bir şey bilmiyoruz. O bez parçasını üstelik bulduğumuza sevinmişiz.
Mesafe hep tartışmalı.
Kimi bir metre, kimi bir buçuk metre diyor. Kimi de iki metre.
Maskede çuvalladık.
Elde bir.
Mesafeyi beceremedik.
Elde var iki.
Hijyen mesajlarında kolonya en önemli argüman.  Ama o da yok oluverdi piyasadan.
Karaborsa bulabilirsen bul. Dezenfektan diye bir yığın saçma sapan şey satılıyor. Onu da bulmak ne mümkün.
Hijyenle sadece sabun kullanarak haşır neşir olduk. Ama yetmedi.
Elde var üç.
Reis, imdada yetişti, bir kutu kolonya, beş tane de maske gönderdi ama ikisi de ancak bir hafta idare etti.
Yani Korona’da önce vurgun, soygun, fırsatçı, karaborsacı, sahtekar, düzenbaz kesimin envanteri çıktı karşımıza.
Tedbiri sağlıklı alamadık, Korona'nın yolunu açtık. Bu günlere geldik.
Ama akıllansak da bilgilensek de ne işe yaradı?
Sağlık Bakanı Dr. Koca, Korona'dan ilk ölen bir yaşlı amca için ekranların karşısında ağlamıştı ama şimdi günde 150 kişi ölüyor.
Akıllanmamıza, bilgilenmemize, bilinçlenmemize rağmen 150 ölü.
Az mı?
Bu süreçte nice dostu da kaybettik. Süleyman Demirel'in kayınbiraderi Ali Çetin Şener, Rıza Saysen, Seçkin Türesay ve daha niceleri.
İnsanlık olarak hedefimiz, şu Korona lanetine ikinci yaş günü şansı tanımamak olmalı.
Bu güç hepimizin elinde. Uyarıları dinlemek, “Sıkıldım” deyip isyan etmemek, yaşam tarzımız olmalı. Tedbirleri yasak gibi algılamamak hepimiz için çok önemli.
Aşılar hızla yapılıyor.
Türkiye, her şeye rağmen bu açıdan iyi durumda.
Yarınların aydınlık olması, sağlıklı günlerin gelmesi, bekleyeceğimiz değil yaratacağımız bir güzellik.

Arkas'a yakışıyor

Soner Yalçın'ın; Beyaz Türklerin sırrını anlattığı Efendi kitabında çok geniş yer tutar onların hikayesi.
1912-1918 yılları arasında İzmir Valiliği Yapan Rahmi Bey, savaştan sonra; biraz da halefi Kambur İzzet Paşa'nın fiştiklemesi ile İttihat ve Terakkici olduğu gerekçesiyle İngilizler tarafından Malta'ya sürgüne gönderilir.
Sonra İstanbul'a…
O sırada 8 yaşında olan oğlu Alpaslan, henüz Mustafa Kemal'in yanında yer almayan Çerkes Ethem tarafından kaçırılır ve karşılığında fidye istenir. Rahmi Bey'in parası yoktur. Sevenleri, İzmir'de değişik yerlere kutular koyarak bağış toplarlar ve sonuçta Ethem de fidyeyi almayıp çocuğu serbest bırakır. Bu para ile daha sonra Buca'da Rees Ailesi'ne ait olan iki katlı ev satın alınır.
Alpaslan Bey, bu evde uzun süre şaşalı bir hayat yaşar, bir kızları olur: Melekşah. İkinci evliliğini Melekşah'ın arkadaşı ve Abidin Dino'nun yeğeni Esma Hanım'la yapar, sonra ölür. Ev Esma Hanım'a kalır. Esma Hanım, evi bir müze titizliğiyle korur. Kayınpederine ait bütün belgeleri saklar. Tablolar, Çerkes Ethem'in Alpaslan'a verdiği kama vs.
Ve Esma Hanım da ölür. Bu müze ortada kalır.
Buca Belediyesi ve Büyükşehir, varislerin izini sürer. Bu zorlu sürecin sonunda öğrenilir ki; evi Arkas Ailesi almıştır.
Arkas, bu tarihi binayı müze haline getirmeye karar verir.
İyi de yapar.
Bucalılar, bu tarihin yaşatılmasını öyle isterler ki…
Tarihe sahip çıkmanın onurunu tatmak çok güzel. Bu, Arkas Ailesi'ne çok yakışıyor.

Kamu spotu

Devlet, her gün yeni bir kanun çıkarıyor, yeni bir kararname yayınlıyor.
Ama nasıl?
Resmi Gazete aracılığı ile.
Yayınlandığı gün de yürürlüğe konuluyor.
Bunların içinde yasaklar var, müeyyideler var vs.
Vatandaş bilmediği için yasakları deliyor, cezayı ödüyor.
“Bilmemek suç değil” savunması da klasik bir geleneğimiz olarak sürüp gidiyor.
Bir işlemi şu kadar süre içinde yapmazsan bu kadar ceza, trafikte şu suçu işlersen bu kadar para…
Hepsi; vatandaşın bilgisi dahilinde diye kabul ediliyor.
Ama doğrusu öyle değil. Bilmiyor. Çoğunlukla bilmiyor.
Oysa devletin bir imkanı var. Kamu Spotu.
Gazetelerde, televizyon kanallarında, radyolarda bu yeni kanun maddelerini ve kararnameleri sürekli duyurarak vatandaşın beynine raptetmesi o kadar kolay ki.
Kimse bunun karşılığında para talep etmez. Bir protokolle iş bitiverir. Üstelik, bunu bir hizmet gibi kabul eden gazete ve televizyonlarla radyolar da yayınlamaktan mutluluk duyarlar.
Aksi ne oluyor?
Düpedüz tuzak.
Tuzağa düşürülen vatandaş da kırılıyor, devletine güceniyor.
Böyle olması daha mı iyi?

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Bu inek böyle sağılır mı hiç? Olmamış. ‘Baştan sağma’ olmuş yavrum!
***
Biz bu dünyadan gider olduk. Kendini salanlara selam olsun!
***
Son zamanlar yaptıklarıma bakma ne olursun. Balataları sıyırdım kadın!
***
Gelin ata binmiş. At tepmiş!
***
İki sözcük birbirine bu denli mi yakışır? Biri insan, diğeri insaf!

***
Bugünkü sosyal medyada laf sokmanı yarına bırakma!
***
Descartes ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ demiş ya. Ben de düşünüyorum düşünüyorum bir türlü işin içinden çıkamıyorum!
**
Kalktı göç eyledi Avşar elleri / İstanbul'a iş aramaya gelen eller bizimdir!

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test