Kent Konseyleri
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Kent Konseyleri

05 Kasım 2019 - 06:22

Kent Konseyleri

Kent Konseyleri, il ve ilçelerde; siyaset üstü duruşlarıyla, yerel yönetimlere destek olan sivil toplum örgütlerinin belki de en iyi örneklerinden biridir.
Kent konseyleri, tabanı geniş bir delege grubu tarafından seçilir ve beş yıl görev yapar.Görev yaparken bünyesindeki bütün akademik argümanları kullanır.Bağımsız hareket eder ve hep öyle kalır.
Temel masraflarını yerel yönetimler karşılar ama bu, layüsel bir harcama yetkisini asla içermez.
İlk örneğini; aşırı solcu bir belediye yönetimi kuran Fatsa belediye başkanı Fikri Terzi'nin yaşattığı söylenir. Fikri Terzi, ilçede böyle bir yönetim oluşturmuş ve sonra 12 Eylül Darbesi’yle görevden alınmış, 1985 yılında da gördüğü işkenceler sonucu ölmüştü.
Aynı dönemde; genç yaşta kaybettiğimiz Gültepe Belediye Başkanı Aydın Erten'in de bir kent konseyi denemesi yaptığı söylenebilir.
Kent konseyleri, bir Batı modelidir ve Türkiye'de yavaş yavaş yaygınlaşıp yerleşmektedir.Bazı belediyelerin "Arka bahçe" gözüyle baktıkları bu kuruluşların özgür çalıştırılmasının o kente sunacağı yararlar saymakla bitmez.
Yeter ki, oluşumunda liyakat öne alınsın ve özgür kalmanın altyapısı oluşsun.
Aziz Kocaoğlu, İzmir Kent Konseyi'ne büyük destek verdi. Güman Kızıltan'ın başkanlık ettiği konseye yılda 1 milyona yakın para ödediği söylenir. Daha sonra seçilen Çağrı Gruşçu'ya ise Kocaoğlu, göstermelik yardım etmiş, Gruşçu da bu yardımı geri çevirmişti.
O günlerde Çağrı Gruşçu ile konuştuğumda bana"Belediye desteğinin bizim elimizi kolumuzu bağlayacağını söyleyebilirim. Biz böyle bir destek istemiyoruz ve özgür kalmamızın sağlanmasından yanayız" demişti.
Sonraki süreçte; Aziz Kocaoğlu ile şimdi aynı zamanda CHP Konak İlçe Başkanı olan Çağrı Gruşçu arasındaki söz düellosuyla; aslında husumetin eskilere dayandığını öğreniyoruz.
Sonuçta Kent Konseyleri bilincinin topluma hakim olması gerektiği görüşündeyim.Bazı durumlar vardır, yerel yönetimler suskun kalmak durumunda olabilir; işte o zaman devreye bu konseyler girer. Kent Konseyleri, belediyelerin "daha iyi gören gözü"olması, umutlarımızı artıracaktır.

Örnek çözüm

Tire'nin Salı pazarı meşhurdur.Taa komşu illerden, ilçelerden alışverişe gelenler olur. Bütün ilçe bir açık pazara dönüşür.En kaliteli sebze ve meyveyi, en kaliteli şarküteri ürünlerini burada bulabilirsiniz.
Tabii böyle bir yoğunluğu denetlemek her zaman kolay olmuyor.
Dürüst esnafı elbette tenzih ediyoruz ama pazar yerlerinde sıkça rastlanan bir şey var, o da eksik tartı.
Müşteri mağdur ediliyor. O sayısı çok az olan esnaf, nasıl yapıyor ediyor, eksik tartıyor. Alıcı, bunu ancak evinde farkedebiliyor.
Tire belediyesi, bunun kolayını bulmuş, çaresini üretmiş.Pazar yerlerine halka açık tartı aletleri yerleştirmiş. Vatandaş, aldığı ürünün gerçek ağırlığını burada kontrol ediyor, bir sorunla karşılaştığında da görevli zabıta memurlarına şikayetini yapıyor.
Sorun orada çözülüyor.
Bazı belediyeler böyle yapmıyor. Şikayeti pazarda kabul etmiyor, vatandaşın; esnafın adını, soyadını, hangi tezgahta satış yaptığını belediyeye bildirmesini istiyor.
Yani saçmalıyor.Bu bilgilerin edinilmeyeceğini bile bile lades diyor.
Tire Belediyesi örnek alınmalı ve pazar yerlerindeki bu komediye de son verilmelidir.


Ah şu diziler

Bir süredir gazetelerin üçüncü sayfalarında yeni bir konsept oluştu. Ne kadar kanlı, iğrenç, dehşet ve vahşet içeren haber varsa bu sayfada yer alıyor.
Meraklısı da içine sindire sindire okuyor.
Demek ki, arz- talep kanunu duruma hakim.
Böyle bir olgu, elbette televizyon kanalları için cazip bir pazar oluşturacak. Böyle bir talep varsa niye yerine getirilmesin?
Alın size Çukur dizisi.
Baştan sona vahşet, dehşet, kan ve gerilim.
Bizim geleneğimizle, göreneğimizle hiç ama hiç alakası olmayan bir dizi.
Ama en çok o izleniyor.
Bir yabancı bu diziyi izlese; Türkiye'de yaşamın böyle olduğuna hemen inanır.
Biliyor musunuz; Vahşi Batı'da vaktiyle öldürülenlerin sayısı iki elin parmak sayısını geçmezmiş. Ama bize öylesine western filmi izlettiler ki, herbiri bir katliam.
Ama onun da taliplisi vardı.
Sinemadan iyi anlayanlar arasında bir anket yapmışlar. En kötü Türk dizileri hangisi diye. Sonucu söylüyorum:
Akasya Durağı, Selena, Bez Bebek ve Cennet Mahallesi.
Sevgiyi, dostluğu, komşuluğu savunan diziler sınıfta kalmış.
Bu adamlar Kaynanalar, Bizimkiler, Seksenler dizilerine de aynı puanı verirler.
Çukur gibi diziler, öyle bir toplum dizayn ediyor ki, sonunda gazetelerin üçüncü sayfalarında haber koyacak yer kalmayacak
Geleneksel kimliğimiz bu yüzden tehdit altında.
Muhafazakar bir yönetimin inadına görmezden geldiği bir acı gerçek bu.


İbrahim Ormancı-Köşe yazısı

Alem buysa trol sensin !
***
Karım ikide bir bana küsüp duruyordu. Meğer hepsi de rolmüş. Barışma hediyesi geleneğini kestim artık bana küsmüyor !...
***
Ağlarsa anam ağlar deyip duruyoruz. O kadının hiç gülmeye hakkı yok mu vicdansız ?
***
Nasıl çevrecisin sen ? ‘’ Dikili bir ağacım bile yok ‘’ diye mavra yapıyorsun bir de !...
***
Kimisi kuş pisleyince piyango bileti alır. Ben kuş pisleyince yeni bir gömlek alıyorum iyi mi ?
***
Hey gidinin efesi efesi. Efelerin efesi. Bırak artık vara yoğa efelenip durmayı !...
***
İnsan düşünen hayvan değildir. Düşünse dünyada bunca savaş, açlık, sefalet olur muydu hiç ?
***
Bazılarına çok hayret ediyorum. Çok iyi insan taklidi yapıyorlar !...
***
Bin kulunu çok sevdim Allahım.Biri bile beni sevmiyor !...
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum