Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Kebapta Adana mı, Urfa mı?

08 Mayıs 2020 - 07:24

Kebapta Adana mı, Urfa mı?

Yiyen var, yiyemeyen var.
Neyse ki şu günlerde hiç birimiz yiyemiyoruz.
Tadı, lezzeti, burnumuzda tütse de.
Ama bilin ki, bu ülkede bir kebap tartışması hep vardır ve hep olacaktır.
Konu şu:
Kebabı Adanalılar mı iyi yapar, Urfalılar mı?
Önce Urfa kebabını(1967), sonra İbrahim Tatlıses'i İzmir'e ilk getiren Mehmet Güçlü'ye sorarsanız "Kebabın ası Urfa kebabıdır.Adana kebabı, daha sonra gelir."
Mehmet Güçlü'nün kebap bayrağını günümüzde taşıyan Ali Öncel'e de sorarsanız aynı cevabı alırsınız:
"Kebap dediğin Urfa kebabıdır arkadaş."
Aslında yıllar önce Rumeli'den Anadolu'ya göç eden bir grup insan, Birecik'te Fırat Nehri kenarına yerleşmiş. Hayvanları var. Etlerini, bıçakla küçücük parçalara ayırıp şekillendirmişler, önce sopalara, sonra madeni şişlere dizip odun ateşinde pişirmişler. Kullandıkları tek katkı tuz.Buna Tike kebabı demişler.Kuşbaşının minnacığı.Üstelik acısız.
Sonra bu kebap, Anadolu'ya yayılmış. Adanalılar, bu eti kıymaya dönüştürerek ve acı ekleyerek yapmışlar. Adına da Adana kebabı demişler.
Her ikisinde de en önemli materyal patlıcan.
Her iki alanda da ünlenen kebapçılar çıkmış. Mesela Beyti. 5 ton et işleyen Beyti.
Mehmet Güçlü, sahne ve müzik dolayısıyla kebaba ara verdi ama içinde bir kebap salonu açma arzusu var. Ve İzmir'de "Dostların ağırlandığı" bir mekandüşlüyor. Ali Öncel, zaten İzmir'de Hatay Üçyol'daspotçular çarşısının bitimindeki mekanda Urfa Kebabı'nın en güzel örneklerini sunuyor.
Rahmetli Adnan Şenses'in dediği gibi "Kebap damarı tıkar" sözü de geçerli değil artık. Çünkü Urfa Kebabı, iç ve kuyruk yağının da az kullanıldığı bir lezzet.

Mehmet Güçlü, Ali Öncel

Efe Erginer boş durur mu?

Efe Erginer, başarılı bir diş hekimi ama çok da iyi bir yazar.
Araştırmacı, tuttuğunu koparan bir kalem.
Atatürk'ün son yaveri Cevdet Tulgay'ın anılarını "Yaverinin Sesinden Bir Başka Atatürk" kitabıyla ölümsüzleştiren Efe Erginer, Yörük Ali Efe'nin damadı. Daha doğrusu Yörük Ali Efe'nin torununun eşi.
Geçenlerde uzun bir telefon görüşmesi yaptık. Yörük Ali Efe ve Yörük Ali Efe ile Atatürk arasındaki dostluğu ve ilişkiyi anlatan öylesine ilginç bilgiler aktardı ki.
Yörük Ali Efe, Milli Mücadele'de; Aydın yöresinde büyük kahramanlıklar sergileyen bir efe. Atatürk, kendisine Buca'da, Umurbey İlkokulu diye bildiğimiz, ama şimdilerde Rehberlik Araştırma Merkezi olarak kullanılan binanın hemen yanında, daha sonra yıkılan bir binayı vermiş. Efe, burada bir süre yaşamış. Hatta Buca'dan bir hanımla evlenmiş.
Buca'da komşumuz Hafız Uyar, 1925-1926 yıllarında bacaklarını bir tramvay kazasında kaybeden Efe'nin;  Atatürk'ün emiyle özel şoförlüğünü yapmıştı.
Hafız Uyar, göreve eski adıyla Teşkilat-i Mahsusa'da başlamış, Milli Emniyet Hizmet Riyaseti sürecinde de devam etmişti. Buca'da İstasyon Caddesi üzerinde aynı sokakta yıllarca oturduk. Bir kaç kez ayakları kesik Efe'yi kucağında taşıyıp evine götürürken çok korkardık.
Bugün Yörük Ali Efe hakkında eminim en yakın bilgiye sahip birinci kişi Efe Erginer, ikincisi de Yörük Ali Efe'nin torunu emekli Vali Kayhan Kavas. Ancak Efe Bey'in bildikleri bir gün kaleme alınır mı bilmem.
Ama Efe Erginer, bir müjde verdi. Bu Korona günlerinde vakit bulup iki kitabını tamamlamaya çalışıyormuş. Biri İstanbul'un eski yıllarını, diğeri de 1930'lu yıllarda Buca'daki yaşamı anlatıyor.
İkisi de tam tarzım. Her şey yolunda giderse Haziran ayında bu kitaplarını bastırıp tanıtımını yapacak.
Merakla bekliyor ve Efe Bey'e sağlıklar diliyorum.

İnanmak istemiyoruz

Türkiye, 1980 öncesi, sendika ağalarından çok çekti. Adamlar, kendi saltanatlarını gizlemek için hep gündem oluşturdular ve hep temsil ettikleri işçi kitlelerini greve sürüklemek, işvereni de lokavt ilan etmeye zorladılar.
Ekonomiyle adeta dalga geçtiler.
12 Eylül'ü yapanlar, bu sözde sendikacıların foyasını öylesine ortaya çıkardı ki ve çoğu da öylesine lüks villalarda saltanat sürüyorlardı ki, işçi sonunda uyandı.
Türkiye, 1980'den sonra, bazı kafalar istese de lokavt ve grev görmez oldu.
Şimdi öğreniyoruz ki, ağalık devam ediyor. İddiaya göreHak-İş Konfederasyonu'nun başkanı 1 milyon 700 bin liraya makam aracı almış.
Medyada çıktı, sosyal medya bunu alabildiğine paylaştı.
Yalanlayan olmadığına göre doğru.
İnanmak istemiyoruz. Sendika ağalığının hortladığını görmek istemiyoruz. Ülkenin ekonomisinin, toplumsal kaosla bozulmasını hele hiç mi hiç istemiyoruz.

Özel okullar karlı çıktı

Özel okulların önemli bölümü, Korona yüzünden eğitimlerini iletişim teknolojisini kullanarak veriyor. Ama öğrenciden de parasını tam olarak alıyor.
Okulların binaları kapalı. Su, elektrik, ısınma gibi giderleri yok.Ama evinde kalmak zorunda kalan öğrencilerin velileri, elektrik, su ve ısınma faturalarını iki kat ödüyor.
Bu işten özel okullar bayağı karlı çıkmışa benziyor.
Bu konuda Milli Eğitim'in kriter koyarak bir anlaşma ortamı sağlaması mümkün olabilirdi doğrusu.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Sokağa çıkma yasağında balkona çıktım. Karşı blokta '' Yiğidim aslanım burada yatıyor '' şarkısını söylüyorlar. Büyüklerimiz, tespih de yollarsa tam hapislik havasına gireceğiz!
***
Coronavirüs yüzünden hastanede yatıp iyileşti.  Bakkala maskeyle giderken araba çarpıp öldü. Coronavirüst'ne ölseydi ŞEHİT olacaktı, şimdi yalnızca NİYAZİ oldu!
***
Tanrım sen virüsü bulaştıran kullarını. Sen affetsen ben affetmem!
***
Klima bakımı için arayan kadına '' Allah son isteğimi kabul etti. 39.5 derece ateşteyim hemen gel '' deyince kadın çığlık atıp telefonu kapattı!
***
Ekmek bulamazlarsa zıkkımın kökünü yesinler diyecek bir büyüğümüz yok mu bu aralar?
***
Sokağa çıkma yasağında fırıncıyı dövenleri sosyal mesafe kurallarına uyup fırıncının küreğiyle dövmeli
***
15 yaşında oğlum, sokağa çıkma yasağı gelince " Allah kurtarsın baba " dedi bana!




 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum