Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Kadri Aga'nın Kahvesi

15 Eylül 2020 - 07:40

Kadri Aga'nın Kahvesi

 Yaş 12...Buca'da şimdiki adıyla Uğur Mumcu, o zamanki adıyla İstasyon Caddesi üzerindeki evimize 20 adım mesafede, çapraz köşede rahmetli Kadri Özden'in işlettiği bir kahvehane vardı.Babam, her akşam yemeğinden sonra bu kahvehaneye gider, dostlarıyla hoş sohbetler yapardı.
Zeki Müren, yeni yeni parlıyor. İlk plağının -tabii ki taş plak-bir yüzünde "Bir Muhabbet Kuşu", diğer yüzünde "Bu Aşkın Istırabı Ne Zaman Biter"şarkısı var.
Kadri Özden, saat 16.00 olunca pikabından müzik yayını yapmaya başlardı. Ve de sıkça bu plağı da çalardı. İşte onu duyduğumda koşar, kahvehaneye yakın bir yerden o muhteşem iki şarkıyı, kendimden geçercesine dinlerdim.
1955'lerden söz ediyorum. O yıllarda kahvehaneler CHP'liler ve DP'liler diye ayrılırdı hiç bir kahvehanede bu iki partiden kişiler yanyana oturamazdı. Rahmetli Babam, İnönü'cüydü ve Kadri Aga'nın kahvehanesini tercih etmişti.
Kadri Özden'le Doç.Dr. Levent Köstem, hısımdılar.Levent'in babası Ahmet Ağabey'le Kadri Aga'nınPürseçan kökenli olmaları da bu hısımlığı güçlendiriyordu.Ahmet Köstem de bu mekanın müdavimlerindendi.
Levent Köstem, Urla'da kurduğu devasa Zeytinyağı Müzesi'nin içinde; nostaljik bir düşünceyle, büyüdüğü mahalledeki kahvehane ve bakkal dükkanlarının minyatürünü yapmıştı. O ünlü müzik adamı Ali Rıza Avni'nin kardeşi Erdoğan Tınaz'ın ehil ellerinden iki güzel örnek çıktı ortaya.
Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç, geçtiğimiz günlerde müzeyi ziyaretinde bu minyatür kahvehane ve dükkan, çok ilgisini çekti. Doç. Dr. Levent Köstem'e gönderdiği teşekkür mektubunda, bu mekanların aktif hale getirilmesini önerdi.
Levent Köstem, Rahmi Bey'in bu önerisi üzerine hemen harekete geçti. Artık müze ziyaretçileri, eskiden olduğu gibi tahta sandalyede oturup kahvesini içebilecek. Müze ürünlerini kese kağıtlarında  satın alabilecek ve mükemmel bir nostalji yaşayabilecek.

Hey gidi devrimciler

Tanıdığım ilk İzmirli devrimci Süleyman Genç'ti. Ve tabii yakın arkadaşı Aydın Erten.
Süleyman Genç, 68 kuşağının tipik bir temsilcisiydi.Hiç bir amacı olmadan liman liman dolaşan Amerika'nın o meşhur Altıncı Filo'su ne zaman İzmir'e gelse; ekibini toplar, halı almak ya da nefsini köreltmek için bir yerlere gitmeye niyetlenen conileri cumbalak denize dökerdi.
Cesur, atılgan,bilgili bir devrimciydi. Ama önce anti emperyalistti.Ona göre de tek emperyalist ülke Amerika idi ve Sovyetler'in Orta Avrupa'daki işgalleri, Kızıl Çin'in Milliyetçi Çin'i Birleşmiş Milletler'den attırması gibi olaylar, o devasa ülkede yaşayan Türkler'e uyguladığı mezalim hiç umurunda değildi.
Mao, Lenin ve dahi Che idolü olmuştu.
Üniversitede bir üst sınıftaydı.Bizim sınıfa gelir,nutuklar atardı. Bazen de yazılı sınav öncesi soruları getirir, hepimizin o dersten geçmesini sağlardı.
68 kuşağının karşı ürünü olan Milliyetçiler'le yani Ülkücü'lerle ölesiye savaşırdı.
Atatürk, Türk bayrağı gibi simgeler, sanki göstermelik hale gelmişti.Evi bombalandı, evinin tavanı uçtu gitti.Yılmadı.Milli Talebe Federasyonu Ege Bölge Temsilcisi ve CHP İzmir İl Gençlik Kolu Başkanı idi.
Devrimcilerin, sokak işgalleri, boykot, grev, miting, yürüyüş ve sol yumruğu sıkık vaziyette havada tutma gibi refleksleri onda çokça görülürdü ki, üniversiteyi bitirip hayata atıldığında Süleyman Genç, meyve sebze ihraç eden bir firmaya girdi.
Özel teşebbüse karşı devletçiliği savunduğu günleri unutup keyfine baktı.Ve de milletvekili seçildi. CHP'de Genel Merkez'cilere karşı devrimci grupta yer aldı vs.Ama o Parti Meclisi'ne girmeyi başardı, 12 Eylül'den sonra da askerler, ona "Devrimci nasıl olurmuş, gör bakalım"deyip içeri attılar. Bununla yetinmeyip Zincirbozan'a gönderdiler.
Her şeye rağmen simge bir isimdi.Amerikalı askerleri denize dökme konusundaki pratiği ve çevikliği asla tartışılmazdı.
Çokça kitap yazdı. Hep geçmişi anlattı bu kitaplarında.

Yurt dışından döviz getirme cezası(!)

Yurt dışına gidip orada uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli olup yurda dönen yurttaşlarımız, kendilerine bağlanan emekli maaşlarını, oralarda şubesi bulunan Türk bankalarının transferi sayesinde döviz olarak getirtiyorlar.
Bu işlemde; Atatürk'ün kurdurduğu tarihi banka, her işlem için vatandaştan 90 lira alıyor, Mithat Paşa'nın kurduğu milli banka da "Sen ülkeye döviz getiriyorsun. Biz senden para alır mıyız?" dercesine kuruş tahsil etmiyor.
Birinci banka, bunu ya bilerek yapıyor, ya da şubelerdeki personel kendi inisiyatifini kullanarak hata işliyor.
Doğru yol, Mithat Paşa'nın bankası.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Amerika'da bilim adamları ölüyü diriltecek imiş. Peki, biten ölü aşklar da dirilir mi, dirilmez mi?
***
Damlaya damlaya göl oluyor da ne oluyor ha? Ülkemizde göllerin doluluk oranları nanay!
***
Artık devir değişti. Kılavuzu karga olan burun farkıyla kazanıyor be usta!
***
Eşlerin kavgası sağlığa iyi geliyormuş. Sanmam hanım daha dün gözümü morarttı!
***
Ateş olsa dürümü kadar yakar. Salla geç!
***
Evet, temsili demokrasimiz var çok şükür. Çok eğlenceli temsiller izleyip duruyoruz!
***
Artık Cin Ali bile “Baba bana tablet al. Akıllı telefon olsa çok daha iyi olur” diyor!
***
Evime giren hırsız kitaplarımı çalmış. ''Hala ülkede okuyan insanlar varmış demek ki'' diye polise bile şikayetçi olmadım sevincimden!

 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test