Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Kadınların tercihi

10 Mart 2020 - 08:35

Kadınların tercihi

Zevce dedik...
Hatun dedik...
Hanımefendi, kaşık düşmanı, içişleri bakanı dedik...
Bayan dedik, gülüm dedik, sultanım dedik...Yaranamadık.
Onlar hiç birini istemediler.
İlle de "Bize kadın deyin "dediler.
Kadın...
Hani çoğu erkeğin;bu tartışmalardan önce çekinerek söylediği kelime.
Çünkü yalınlık içeriyor. İçinde bir ruh, bir mesaj, bir zenginlik yok sanki.
Ama öyle değilmiş.Kadınlar, "kadın" kelimesini bir kimlik olarak yorumluyor ve kabulleniyorlar.
Başımızın üstüne.
Emir büyük yerden.
Bu tavır ve bu politika, güzel ülkemizde o eli öpülesi kitlenin hep horlanması, dışlanması, ötekileştirilmesi örneklerinin çokça yaşanmış olmasındandır.
Kadın, kendini kimliğiyle, cinsiyetiyle öyle bilinsin istiyor.
Bu tercih, o kötü örnekleri yaşatanlara aslında bir mesaj ama kadınları eli öpülesi görenlerin işi kolay değil artık.Onlar, iltifatın, saygının, vefanın, minnetin ifadesinde çok zorlanacaklar.
Anlamakta güçlük çektiğimiz, anlayınca anladığımız şeyi unuttuğumuz, unuttuğumuzda yeniden anlamaya başladığımız ve bu fasit daire içinde hep muamma bildiğimiz kadınlarımız keşke çağdaş dünyadaki örnekleri yaşayıp da sonuçta bizi rahat bıraksalardı. Sadece onlara nasıl hitap edeceğimiz konusunda tabii.
Ama tren kaçtı, neyleyelim...

Boşanmada önlerdeyiz

Türkiye'de her dört evlilikten biri boşanma ile sonuçlanıyor. Dünyada ön sıralarda yer alıyoruz.
Evliliği çocuk oyuncağına çeviren bir anlayışın hakim olduğu sevgiyi barındırmayan evliliklerin böyle bir sonu yaşayacağı belli olan günümüzde rekor tabii bizim olacak.
Bir yastıkta kocanan evlilikler geçmişte kaldı. Bir hafta sonra bile boşananlar var."Şiddetli geçimsizlik"gibi içeriği bir türlü deşifre edilmeyen bir nedenle eşler, kolayca ayrılabiliyorlar.
Çocuk varsa; asıl sorunu onlar yaşıyor. Travmaları, ömürleri boyunca sürüyor.
Aşk evlilikleri, mantık evliliklerine şimdi bir de sermayeyi koruma evlilikleri eklendi.
Sadakat, sebat, özveri ve benzeri güzelliklerin teğet geçtiği bu evlilikler, toplumsal yapımızı da olumsuz etkiliyor.
Ve gidişat da umut verici değil.

Pes yani

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan'ın, başkan adaylarının belirlenmesinde, ilçe ve il kongrelerinin kaderinde rolü olduğunu ve çoğu kere bu tercihlerini yüzüne gözüne bulaştıracak sonuçlarla karşılaşıldığını biliyoruz.
Ama Tuncay Özkan'ın şu günlerde kongrelerini yapan kent konseylerine müdahalesi de nereden çıktı.
Özellikle İzmir Kent Konseyi seçimine müdahalesi çok eleştirildi ve ters tepti.
Sonucun; onun istediği gibi olmaması, saltanatının bitmek üzere olduğuna bir işaret midir, göreceğiz.

Muhterem Nur'u uğurlarken...

Muhterem Nur, Türk Sineması'nın en güzel, en başarılı, en verimli kadınlarından biriydi.
Onu üç gün önce sonsuzluğa uğradık.
Kendisiyle taa 1966 yılına uzanan bir dostluğumuz vardı. O yıl, sahneye çıkmak için İzmir'e gelmişti.Göl Gazinosu, hayranlarıyla dolup taşıyordu.Ancak bu süreç, Muhterem Nur'un sinema macerasını sonlandırdığı süreçti ve sinemadan; çok sömürüldüğü için para kazanamamıştı ve ayakta durmak zorundaydı.
Sahne, karnını doyuruyordu. Nasıl olduysa bir aksilik yaşadı; taksitle aldığı mobilyaların bir senedini ödeyememiş, protesto olmuştu. Mal beyanında bulunmayı da ihmal edince, 15 gün Buca Cezaevi'nde yattı.
Cezaevine tam girerken, kendisine karşı bakkaldan satın alıp yazılı kısmını iade ettiğim veresiye defterini ve bir kalem verdim, cezaevi anılarını not etmesini istedim. Bu sözünü tuttu ve çıkışta Ege Telgraf'ta yayınladık. İnanılmaz ilgi gördü.
Ama bu defa da gazinocular, kendisine iş vermez oldular, "Dansözlük yaparsan sahneye çıkarırız" dediler. Ona da razı oldu ve o güzelim, masum Muhterem Nur, Göl Gazinosu'nda oryantal olarak sahne aldı.
Müslüm Gürses'le birlikte olmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Ama birbirlerini çok sevdiler. Müslüm'ün ölümünden sonra bir kaç kez görüştük. Sağlık sorunlarından söz ediyor ve Balçova Termal Tesisleri'ne gelip tedavi olacağından söz ediyordu.O da gerçekleşmedi ve belli ki sıkıntılı yıllar yaşadı.
Bence Ayhan Işık neyse o da bir kadın yıldız olarak Yeşilçam'ın en güzel, en başarılı isimlerinden biriydi.Boyu kısa olduğu için film çekimlerinde hep tabure kullanırdı ama yönetmenler bunu belli ettirmezdi.
Kendisini rahmetle anıyorum.Yeşilçam'ın temel taşlarından biri daha söküldü.
 
Muhterem Nur ve o zamanki sevgilisi Cihat Aşkın'la 1966 yılında Ege Telgraf'ın Kordon'daki matbaasında çektirdiğimiz bir fotoğraf.Diğer sanatçı da Nadide Erkuş.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Başka ülkelerde mesai saatinde dizi izlemek mahkemelikmiş. Bizim ülkede mesai saatinde dizi çekiliyor. Hey yavrum hey!
***
Kasapta çalışan kızlar kendilerine isim bulmuşlar. Bonfilenin Sultanları!
***
Kediye ciğer emanet edemiyorsun ama karına kredi kartını veriyorsun!
***
Bizim milli içeceğimiz ayran mıdır bilemiyorum. Ama milli hasletimiz ayran gönüllülük, ona kuşku yok!
***
Karımla kaynanamı alıp Avustralya'ya tatile götürüyorum. Onlar uyurken Türkiye'ye kaçmak gibi bir düşüncem var; aklımı seveyim!
***
Var ya ; bir çiklet reklamı yaptım… Herkes çok beğendi… Milletin ağzında sakız oldu!
***
Kumarda kaybeden aşkta kazanırmış ha…İyi de kumarda kaybetti diye, karısı kapıdan içeri almıyor yavrum be!


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum