Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

İşte bu...

01 Ocak 2020 - 09:09

İşte bu...

Bir zamanlar belediye meclisi üyeliği yaptığım için; az da olsa bilirim. Böyle kurullarda konuşma yapmak, insanları ikna etmek hedefleniyorsa hiç de kolay değil.
Siyasi inanç ister, donanım ister, maharet ister ve tabii en çok da kent sevgisi ister.
Görev aldığım yıllarda otobüs garında seyyar köftecilik yapan bir üye dostumuz, hemen iki oturumdan birinde söz alır; zabıtaların seyyar köfte arabasının yerini değiştirmesinden şikayet ederdi.
Onun için üyeliğin tek amacı oydu. Bir gün olsun kent adına bir konuşma yaptığını, önerge verdiğini görmedim.
Bir başka üye dostumuz da; maydanoz tarlasının imara açılması için her vesileyle konuşur, kurulu meşgul ederdi.
Onlar söz aldığında toplantı salonunda "Maydanozlu köfteler başladı" diye mırıldanmalar olurdu.
Bir diğer üye dostumuz, hayali kanun rakamları uydurur, bilgiçlik taslar, "Boş muhabbet" konuşmalar yapardı.
Bereket, azınlıktaydılar.
Bugün böyle örnekler yok.
Aksine çok iyi örnekler var.
Büyükşehir Belediye Meclisi'ne bakıyorum. İki üye dostum var ki, onlara değinmeden edemeyeceğim. Biri Fikret Aktaş, diğeri İlhan Dal.
Fikret Aktaş, felsefe eğitimi almış, konuşurken herkesin kulağını dört açıp keyif aldığı bir siyasetçi. Keza İlhan Dal. Babadan politikacı. Bahri Dal'ın oğlu.
İlhan Dal'ın, Büyükşehir'deki konuşmalarının videolarını izliyorum. Müthiş.
Olaylara, sorunlara vakıf, sıkmadan, aksine keyif aldırarak konuşuyor.
Fikret Aktaş ve İlhan Dal'ın; benim nazarımda gelecekleri parlak iki politikacı olarak, bu kente büyük hizmet sundukları gerçeği tartışılmaz.
Bu örneklerin ve bu sayının artmasını çok istiyorum ve hangi siyasi parti olursa olsun; bünyesinde böyle kimlikleri barındırmasını, onlara kucak açmasını diliyorum.


Çaylar şirketten

Eskiden şehirlerarası otobüslerde "Çaylar şirketten" diye bir uygulama vardı.
Sigaranın bile serbestçe içildiği bu derme çatma otobüsler, yol üzerinde sık sık mola verir, mola öncesi, muavin "Kaptanınız falanca yerde on dakika mola verecektir. Çaylar şirketten" diye anons ederdi.
Bu otobüslerin hostesleri de vardı ve genelde bayandı. Ama sadece su ikram ederlerdi. Sonraları çay, kahve ve ufak tefek atıştırmalar, daha sonraları, Ramazan'da iftariyelik, hatta sahurluk menüler sunulurdu yolculara.
Yolcu aç susuz kalmazdı.
Şimdi tam tersi bir süreç başladı. Uçak şirketlerinin fiyat kırma politikaları, bu şirketlerin yeni politikalar geliştirmelerine neden oldu. Çaylar şirkette uygulamasının sonlandırılıp ikramlar döneminin başlaması da uzun ömürlü olmadı. Bu şirketlerin amiral gemisi konumunda olanı, yabancılara satılınca suyu da, çayı da, keki de kesti, "Bakın başınızın çaresine" dedi.
Buna dayanarak bilet fiyatlarını adam akıllı indirmesi, gelecekte rekabetçi firmaları da bu yola sevk edecek ve belki "çaylar şirketten" sistemi yeniden devreye girecek.
Bu uygulamanın keyfi bir başkaydı.  Anonsu yapan muavinin anlaşılmaz konuşması, filmlere, skeçlere konu olmuştu.
Ancak en güzeli de donanımlı bir ikna sisteminin kurulmasıydı. Türk misafirperverliğinin güzel bir yansımasıydı bu. İşe yabancılar girince bu oldu.


Gün gelecek, cerrah bulamayacağız

Genel cerrahi, gençlerin üniversite tercihlerinde, geçtiğimiz yıllara kadar ön sıralarda yer alıyordu.
Tıp, mühendislik ve mimarlık, gençlerin her zaman ilk tercihleri oldu.
Ama son bir kaç yılda, durum değişti. Özellikle ihtisaslaşmayı da içeren bu tercihlerden tıp, alt sıralara düşmeye başladı. Özellikle hükumetin sağlık politikalarında hekimlerin haklarını kısıtlayıcı hükümler getirmesi, örneğin tam gün uygulaması gibi nedenler, hekimleri tedirgin ederken, onların mesleklerine göz diken öğrenciler de bu tedirginliği yakından izledikleri için karar değiştirmeye başladı.
Özellikle cerrahlar, her cerrahi operasyonun daha sonra sorgulanabilmesine ilişkin uygulamalara tepkili. Operasyonun başarısını hastanın şartlarına bağlamayan bir anlayış, aynı şekilde başarısızlığı doğrudan hekime yükleyebilecek bir yolun kapısını da açmış durumda.
Hasta, başarısız ya da yeterince başarılı olmamış bir cerrahi operasyondan sonra soruşturma açtırtabiliyor ve bu süreç tartışmasız başlatılıyor.
Çoğu da hekimin aleyhine sonuçlanıyor.
Bu gidişat, gençleri ürkütmüş durumda.
Sağlık sektöründe şu anda yüksek hemşirelik dışında diğer branşlar cazip durumda değil. Hele  cerrahları bekleyen akibet dikkate alındığında tıp çok cazip değil.
Gün gelecek, cerrah bulamayacağız.
Gidişat onu gösteriyor.


İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Aşk emek ister diyen karıma ''Hadi bakalım şu çoraplarımı yıka o zaman '' dedim. Elinde oklava vardı. Kendimi dışarı zor attım !...
***
Türkçe'de sadece 8 ünlü varken, Türkiye'de kendini ünlü sanan en az 8 milyon insan var !...
***
Bazı insanlar neden sözünün eri değil? Çünkü askerlikten terhis olmuşlar !..
***
Atalarımız '' Arı bal alacağı çiçeği bilir ''demiş ya. Bu mantıkla gidersek kuş da pisleyeceği vatandaşı bilmez mi hani?
***
Hanım bana '' Dişi kuş yuvayı yapar '' diye laf soktu. Ben de '' Bana bir çay yapmadan inanmam dedim. Terliği yedim yahu !...
***
Kibirin geldiği son seviye '' Küçük dağlarda ben mangal yaptım'' !...
***
Şehirlerarası otobüste yanıma oturan yolcu " Yolculuk nereye hemşerim? " diye sorunca "Tahtalıköy'e” demiştim. Vatandaş yol boyunca ağzını açmadı!


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test