Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Hedef koymak ve Avni Erboy üzerine…

20 Mayıs 2020 - 07:30

Hedef koymak ve Avni Erboy üzerine…

Yıl 1969...Ege Ekspres Gazetesi'nin Taşçılariçi mevkiindeki matbaasındayız.
14-15 yaşlarında sevimli, terbiyeli bir çocuk, her hafta elinde bir zarfla geliyor ve her seferinde nereden geldiğini hatırlatarak"Akhisar'dan haberler getirdim" deyip arkasına bakmadan dönüp gidiyor.
Akhisar, Ege'nin her zaman olduğu gibi çok önemli ilçelerinden biri ve bu ilçede olup bitenleri, o yılların koşulları içinde bu getirilen haberler sayesinde sunuyor olabilmenin mutluluğu içindeyiz.
Her haberin başında bir imza var:Avni Erboy.
Giderek bu haberleri yazan Avni Erboy'u merak eder olduk.
Bir gün delikanlıya dedim ki:
"Oğlum. Babanla tanışmayı çok istiyoruz. Avni Erboy kimdir bir tanımak isteriz. Babana söylesen de bir gün gelse gazeteye, olmaz mı?"
14 yaşındaki çocuk o anda boynunu eğdi:
"Avni Erboy benim efendim."
Ne diyeceğimizi bilemedik. Erkin(Usman), Erel(Şarman),Hulusi (Şenel), bu sevimli çocuğa sarıla sarıla bir hal olduk.
Ve o Avni Erboy, bir gün geldi; sadece İzmir değil Türk basınının en önemli isimlerinden biri oldu.
Hedefitaa o yıllarda koymuştu anlaşılan.
Özellikle spor alanında bir fenomen haline geldi.
Ve o Avni(Erboy), bu sıkıntılı günlerde bile bir kitap yazıp yayınlamayı,üstelik bu kitabı, dostlarına ulaştırmayı başardı.
Bana da gönderdi, eksik olmasın."Fair Play Kervanı" adlı bu kitabı büyük bir keyifle okuyorum ve sonra da hep o 1969 yılında Ege Ekspres'in mütevazıyazıişleri odasında yaşadıklarımızı.
Avni ile bir kere daha gurur duydum.
Hedef koymanın ne demek olduğunu hepimiz bilmeliyiz.
Bunu en iyi başaranlardan biri de sevgili Avni'dir.
Fair Play ödüllü Avni.


Bu işin siyaseti olur mu?

Şu günlerde pek çoğumuzun en büyük sıkıntısı, evden çıkıp bahçesine, yazlığına gidememek.
Kurallar belli: “Evde kalınacak."
Ama bahçeler, tarlalar, ağaçlar bakım istiyor.
Evde hasta var,rutin kontrolüne götürmek gerek.
Bu yüzden bazen başka ilçeye, bazen başka ile gitme zorunluluğu da var.
Ama kurallar işte.
Bu konuda ilk başvuru yapılması gereken Alo 199'a ulaşmak imkansız.
İnsanlar çaresiz kaymakamlıklara, polise, tarım müdürlüklerine koşuyor.
Herkes bunalmış durumda.
Bu puslu havada birileri çıkıyor, siyasi gücünü kullanarak bunu ranta çeviriyor.
İzmir'in metropol ilçelerinden birinde böyle bir skandal yaşandı ve olaya el konuldu.
Menfaat karşılığı serbest seyahat izni verilerek rant sağlayanların kimler olduğu da ortaya çıktı.
Şimdi, hak edenler bile zorlanıyor izin almakta.
Sırf o yaşananlar yüzünden.

Proflara bir haller oluyor

Profesörlük, eğitim aleminin en yüce sıfatlarından biridir.
Profesör kolay olunmaz. Emek lazım, sabır lazım, güç lazım.
Bu gerçeği cümle alem biliyor ama Korona'nın bu yüce insanları çok tedirgin eden "çatlak örnekleri" sergilemesi de ne oluyor?
Bir haftada iki profesör, belden aşağı muhabbetle "ne" olduklarını ortaya serdi.
Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Orhan Acar, bir canlı yayında kendini kaybedip "Kızların resimlerini de görüyoruz" diyerek absürt bir cümle sarfederken, İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Muttalip Kutluk Gögüven de kendisinden böyle bir bilgi talep edilmiş gibi büyük bir çam devirdi.
Ne dedi:
"12-17 yaş arası kızlar daha çekici oluyor."
Ya da buna benzer bir şey.Hangi sistem, bunlara profesörlük makamını layık görmüştür, bilemeyiz.
Ama öte yandan Korona Bilim Kurulu'nun birbirinden saygın profesörleri, gecesini gündüzüne katarak çalışıp çare üretirken bu arkadaşların meydanı boş bulup bel altında seyretmeleri akla şunu getiriyor:
"Korona'nın bilinmeyen yönü, bazı profları azdırıyor olmasın."

Türkçe ezan

Tek parti döneminin son yıllarında ezan Türkçe okunuyordu. Müezzin "Allah uludur" diye başlıyor ve ezanı Türkçe olarak tamamlıyordu.
İlahiyatçı Başbakan Prof.Dr. Şemsettin Günaltay, altyapıları kemikleşmiş olduğu için müezzinlerle başa çıkamadı.
İslamiyet'in ilk yıllarında Bilali Habeşi'nin doğaçlama olarak okuduğu ezanın ilahi bir ritmi vardı ve Türkçe ezanda bu hava oluşamıyordu.
Devlet de, ezanın anlamının vatandaş tarafından bilinmesinin yararını gözeterek haklı bir ısrarcılık sergiliyor, ama başarılı olamıyordu.
1950'den sonra ezan yeniden Arapça okunmaya başladığında Menderes çok eleştirilmişti ama toplamsal ağırlık onu buna mecbur kılmıştı.
Nitekim, 1960'dan sonra İnönü bir kere, Bülent Ecevit üç kere başbakan olmalarına rağmen ezanın Türkçe okutulmasını akıllarına bile getirmek istememişlerdi.
Yeni bir dünya düzeni bizi bekliyor. Şu günlerde öğle ve ikindi ezanlarından sonra müezzinler, cami lerin ses sistemlerinden Korona'ya karşı uyarı mesajları yayınlanıyor.
Acaba, şu da yapılamaz mı?
Her ezandan sonra müezzin, tıptı Korona anonsunu yaptığı gibi ezanın Türkçesini de okuyamaz mı?
Bunun, hem yeni nesillerin ezanın ilahi zenginliğini tanımalarına, hem de güzel dinimizi daha çok sevmelerine yardımcı olacağını düşünüyorum.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Karga karga GAK dedi. '' Kalk ulan şu ülkenin haline bir bak '' dedi!
***
Ülkemizde öcüler değişir ama korkutulanlar asla!
***
Bir zamanlar gemi kaptanı olayım dedim. Ne dümenler dönüyor sektörde bilmezseniz, vazgeçtim!
***
Sen ağa ben ağa… Bu ineği kim sağa diye sormayalım. Asgari ücretle sağacak sürüsüyle insan buluruz icabında!
***
Tarzı olan insanları sevmem benim için farz ben ne yapayım!
***
İfade özgürlüğünü savunanların bir ifadesini alalım!
***
Kendim için bir şey istiyorsam namerdim…Aynada bana benzeyen şahıs için istiyorum!
***
Bütün sözler anlamını yitirdi… Manasını satayım!
***
Yuvayı dişi kuş yapar ama temizlikçi tutup başka bir dişi kuşa temizletir!


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum