Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Gazetecilikte eleştiri dili

20 Şubat 2021 - 07:40

Gazetecilikte eleştiri dili

Aslında konu üslup. Gazetecilikte en çok sorgulanan uygulamalardan biri uydurma habercilikse, ikincisi mutlaka bu.

Üslup.

Endaze tanımayan, elinde kalemi var diye atıp tutan, ağzından çıkanı kulağı duymayan, yazdığını okumayan, ama araştırdığınızda da sapına kadar alaylı örnekler.

Bunlar prim yapıyor. Ağzı bozuklar ama prim yapıyorlar. Üslupları çirkin ama prim yapıyorlar, mesleğin onurunu yerlere seriyorlar ama prim yapıyorlar.

Onu pohpohlayanlar var arkasında. Belki de rant sağlıyorlar diye patronları. Kafa bulmak isteyen yöneticileri.

Empati yaptığımızda onaylayacağımız bir şey değil.

Gazetecinin üslubu, bir diplomat üslubu kalitesinde olmalıdır. Eleştirisi, saldırısı bile kibar olmalıdır.

Refik Halid Karay'ın, bir makalesini okumuştum. Dönemin Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) na çatacak; şöyle diyor yazısının başında:

“Adını bir türlü hatırlayamadığım Dahiliye Vekili...”

Bu, ağır ama kibar bir çatmadır.

Bir de zamanında Günaydın'da birlikte çalıştığımız rahmetli Ahmet Vardar'ı hatırlıyorum.

Ahmet Vardar, çok iyi bir polis muhabiriydi. Dinç Bilgin, kendisini Sabah'a aldı, haber müdürü yaptı. Bir de köşe verdi. Vardar, köşesinde vatandaştan gelen şikayetleri dile getiriyor, o şikayette sorumlu olanlara, Kasımpaşa ağzıyla verip veriştiriyordu.

Köşesinde; kavgada söylenmeyecek cümleler yer alıyordu.

Bir keresinde; ilçe kaymakamına çatacak.

Yazısına “Ulan kaymakam...”diye başladı veya benzeri bir cümle ile. Bir hafta sonra koltuk değneği ile dolaşmaya başladı.

Nasıl ettilerse ayağından kurşunladılar.

Yürekli adamdı ama hep gaza getirildiği de belliydi.

Bu olaydan sonra da ılımlı bir köşe yazarı olmayı tercih etti.

Sonuç, kantarın topuzunu kaçırıyor olsak da; bunun mesleğimize zarar verdiğini unutmayalım.

Ama ekranları da gazetelerdeki köşeleri de böylelerinden temizlemek için çaba sarf edelim.

Psikomati

En basit anlatımıyla tıpta; aslında olmayan bir hastalığı varmış gibi yaşamak.

Çokça yaygın ve bu yayılma, insanların eve kapandığı dönemde artıyor.

Nedeni şu:

Böyle durumlarda insan kendini alabildiğine dinliyor.

Kalbini, midesini, böbreklerini, her yerini dinliyor, her yerinde bir hastalık icat ediyor.

Değerli psikiyatr dostum Bekir Grebene, “Biz en çok bu örnek hastalarla uğraşırız” demişti.

Salgın döneminde ruhsal çöküntülerin temelinde bu var.

Salgın döneminde, boş yere acile taşınan hasta sayısında patlama var ve salgın döneminde hastaneye yakın evlere ilgi öylesine arttı ki, kira piyasası kıran kırana.

Psikomatik rahatsızlıklar, tıp eğitimi sırasında öğrencilerde de görülüyor. Diyelim o gün mide üzerinde eğitim var, herkesin midesi ağrıyor. Ertesi gün tık yok.

Diyelim bir başka gün böbrekler işleniyor, herkesin eli böbrek nahiyesinde.

Ve uzayıp gidiyor örnekler.

Kendimizi dinleyeceğimiz, kuruntu yaratacağımız yerde bir meşgale bulsak.

Kitap ya da gazete okumak gibi.

Müzik dinlesek vs.

Daha iyi değil mi?

‘Sözlerim çarpıtıldı’

Yan çizmenin en kolay, en basit yolu bu:

“Sözlerim çarpıtıldı”

Saçmalıyor, geveliyor, ağzına sahip çıkamıyor, kalpleri kırıyor, öfke yaratıyor, sonra sığınıyor o anlamsız limana:

“Sözlerim çarpıtıldı.”

Bu savunma, bu sığınma, toplumun, önce sarf edilmiş sözleri hazmetmesinden sonra yapılır ve biraz da bu hazım sürecinin tamamlanması beklenir.

Yani bir taktiktir uygulanan.

O önceden sarf edilen sözün de bu yanlış anlama iddiasıyla düzeltilmiş yanı yoktur. Söylenen beyinlere yerleşmiştir. Tut ki çıkarasın.

Dünyanın en yaygın yan çizme modelidir bu ve yan çizenler de yan olduğu için düzelme ihtimali yok denecek kadar azdır.

Bu kitap bir hazine

Buca'nın Kuruçeşme mevkiinde faaliyet gösteren bir kurs merkezinin kurucusu ve Genel Müdürü Barış Yıldız, eğitimciliğinin yanında yazarlığı ile de öne çıkıyor.

İzmir'de doğan ve Yüksek Lisans eğitiminin ikincisini Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı'nda tamamlayan Barış Yıldız, 13 yıldır çeşitli özel eğitim kurumlarında tarih öğretmenliği yapıyor.

Barış Yıldız, 1923 ila 1980 yılları arasındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini; aynı adla kitaplaştırarak yayınladı. Çok özel belgelerin de yer aldığı bu tez çalışmasını yoğun talep üzerine kitaplaştırdığını söyleyen Yıldız, benzer çalışmaları olduğunu ve araştırmacı kimliğini, bu kitaplarında ortaya koymak istediğini ifade etti.

Kitapta en önemli belgelerden biri; Gazi Mustafa Kemal'e, Meclis'in 29 Teşrin-i Evvel 1339 tarihli kırk üçüncü içtimaında 158 oyla Türkiye Cumhuriyeti Riyasetine seçildiğinin tebliğ edildiği yazı.

Edinin, zevkle okuyacağınız bir kitapla karşılaşacaksınız.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

İyimserlik ömrü uzatıyormuş. Erkenden öleceğim desenize. Bu ülkede iyimser olmak ne mümkün!

***

Ülkemizde iyi şeyler de oluyor. Örneğin bugün hiç bir kötü şey olmadı!

***

Kadının en hızlı günü çarşambaymış... Demek hanımın çarşamba günü kredi kartımı elimden almasının nedeni belli oldu!

***

Elma dersem çık, armut dersem çıkma. Ayva dersem. Hapı yuttun. Derhal topukla kaaaaç!

***

Kuruyemiş yiyenler çok yaşıyormuş. Kuru yemişçideki fiyatlar insanın neredeyse kalbine indirecek ama!

***

Bana dolarımı bozdurmam gerektiğini söyleyenleri duydukça gözlerim dolar. Lira yok ki dolar nasıl olsun?

 

***

Kalbin dostu ceviz diye durmadan ceviz kırmak gerekmez değil mi?

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test