Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Gazete fiyatları

08 Şubat 2020 - 07:17

Gazete fiyatları

Türkiye'de gazete fiyatları, dünya fiyatlarına göre çok düşük.
Bizde ortalama gazete fiyatı 1 lira. Bazı gazeteler 150 kuruşa satılıyor.
Babıali'nin efsane gazete patronlarından Kemal Ilıcak, o yıllarda gazete fiyat politikasını şöyle belirlemişti: "Gazete, simit ve ayakkabı boyası fiyatıyla eşit olacak. 3 kuruşsa 3 kuruş, 5 kuruşsa beş kuruş. Denge asla değişmeyecek."
Sonraki yıllarda gazete fiyatları, ekmek fiyatlarına endekslendi. Ekmek 50 kuruş oldu. Gazeteler de öyle. Ancak yine de gazeteyi pahalı diye satın almayanlar var. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı 80 milyonluk Türkiye'de günde satılan gazete sayısı 5 milyon 100 bin. Bin kişiden 73 kişi gazete satın alıyor.
En çok gazete okunan ülke Norveç'te tamamı siyah beyaz yayınlanan tabloid gazeteler bizim paramızla 25 lira. 125 milyon nüfuslu Japonya'da günde 70 milyon 500 bin gazete satılıyor.
Sefaletten kırıldığını sandığımız Hindistan'da 1 milyonun üzerinde satan gazete sayısı 15,  800 bin adet satan gazete sayısı da hemen hemen aynı. Her iki ülkede de gazete fiyatları bizim paramızla 20 liradan az değil.
Çok değil beş yıl önce Dubrovnik'te siyah beyaz 24 sayfalık tabloid gazeteyi 3 Euro'ya aldım. Euro o yıl 3 lira civarındaydı.
Ben bir gerçeği daha vurgulayım; gazetelerin sadece beyaz kağıt olarak değerleri, satış fiyatlarının çok üzerinde. Gazeteler, aslında çok ucuz.Ulusal olarak yayınlanan ve dağılan 39 adet gazetemiz var.Çok sayfalılar, bazen tiraj dengesini korumak zorunda kalıyorlar. Sınırda kalarak yayınlanmayı tercih ediyorlar.Çünkü işte o zaman kağıt girdileri öne çıkacak ve gazete zarar edebilecek.
Türkiye'de 1980'li yıllarda da günde 5 milyon civarında toplam gazete satılan bir ülkeydi ama nüfusu şimdikine göre yüzde 30 daha azdı.
Gazete satışlarını fiyat politikasıyla artırmak çıkar yol mu, bilmek zor...

Cezaevi yıkılırsa yandık

Bucalılar, cezaeviyle yatıp kalkar hale geldiler.
Halk, bu mezbeleliğin yıkılmasını, yerine -genellikle de- bir AVM yapılmasını istiyor.
Oysa AVM, tüketici bir proje ve üstelik zaten sıkıntısı yaşanan otopark sorununu üçe beşe katlayacak.
Bence en iyisi bir meydan ve alabildiğince yeşil alan.
Ama nerdeee..Bu güzelim rant alanını kim yeşile, meydana terkeder?
Aslında Bucalılar, bunun yanında bir başka sorunla karşı karşıya.Cezaevi yıkıldığında kenti, kedi büyüklüğünde fareler işgal edecek. Cezaevi fare dolu. Kedileri bile korkutan cinsten fareler. Karşılıksız çekten 15 gün cezaevinde yatan bir tanıdığım anlattı.Ranzaların alt bölümlerinde kalan mahkumlar, fareler, burunlarını, kulaklarını yemesin diye onları ekmekle besliyorlarmış.
Bu, sadece Buca Cezaevi'ne has bir şey değil. İstanbul'da Sağmalcılar'da da,Metris'te, kültür merkezine dönüştürülen Bayrampaşa'da ve Ulucanlar'da da aynı şey yaşandı. Fareler ortada cirit attı.
Onun için zaten kötü yakıt kullandığı gerekçesiyle eleştirilen tutukevi niteliğindeki Buca Cezaevi'ni yıkmadan önce iyice düşünmek ve gerekli tedbirini önceden almak lazım.
Fareler, güzelim kenti yer bitirir aksi halde...

Paravan işler

Bazı işler vardır, içinde bir yamukluk olduğuna yüzde yüz inanırsınız ama bir türlü kanıtlayamazsınız.
Paravan işlerde bu tür yamukluklar öylesine fazla ki ve insanın eli ayağı öylesine bağlanıyor ki, kahrolmamak mümkün değil.
Daha önce yazmıştım; belediyelerin asansör denetiminde ortak çalıştığı şirketlerin, parti üst düzey yöneticileriyle ilişkili olduğuna dair.
Dahası var. Bu üst düzey yöneticiler, medya takip adı altında yine bir paravan şirket kurarak bazı CHP belediyelerini maaşa bağlamışlar.
O da yetmedi, bekleyin göreceksiniz; bir medya kuruluşu kurulmak veya satın alınmak üzere. İşte o zaman bütün CHP'li belediyeler, belli bir payla katkı vermeye zorlanacaklar.
Her şeyiyle emin olduğunuz bilgiler. Ama kanıt yok. Ya da öyle görünüyor.
Atatürk'ün CHP'sini temelden değiştirmeye çalışan zihniyetin içten savaşıdır bu. Mutlaka direnişle karşılaşıyorlar ama nedense hep güçlüler.
Siyaseti iktidara giden yol zihniyetinden çok çıkara odaklayan bu zihniyetin ömrü ne olur bilemem ama korkusuzluğu ve pervasızlığı ortada.

Yardım kolisindeki bikiniler

Ercan Tatı, 23 Ekim 2001'de meydana gelen Van depreminde Buca Belediye Başkanı idi.
Bütün Türkiye'de olduğu gibi Buca'da da bir yardım kampanyası başlattı ve bir tır dolusu yiyecek ve malzemeyi deprem bölgesine gönderdi.
Sonra atladı kendisi gitti Van'a. Orada gönderilen yardım kolilerinin açılmasını ve dağıtılmasını izledi.
Ancak bir koliden çıkanları görünce hayretten dondu kaldı. Yardım diye gönderilenlerin hepsi de bikini idi.
Her kimse gönderen; depremzedeye kış mevsiminin başladığı Ekim sonunda bikinisini giyip Van gölüne girmeyi münasip görmüştü.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Sözü senet ama karşılıksız bir senet ha haha!....
***
Pembe panjurlu bir ev hayalİ kuruyordu. Şimdi o panjuru temizleye temizleye canı çıkıyor !...
***
BURCU isimli bir kıza aşık oldum. Ağabeyi beni iyice bir dövdü. On gün sonra TABURCU oldum !...
***
Türkler dünyada internet başında zaman geçiren dördüncü milletmiş. PC PC'ne heder oluyor ömürler desene !...
***
Bir şey itiraf edeceğim. Ben HEİST'im. Karımın her dediğine HE diyorum !
***
Tarihte ilk kadın yalanı: Ben annemin evine gidiyorum Adem!
***
Çok merak ediyorum çok. Sebze fiyatları pazarda ucuzlamaz mı acaba bir nebze?
***
Hayaller Paris. Gerçekler, Paris Hilton'un resminin olduğu gazete parçasının üstünde peynir ekmek yemek yalnız!



 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test