Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Fuar, Kıbrıs'ın Maraş'ına dönmesin

13 Şubat 2021 - 07:40

Fuar, Kıbrıs’ın Maraş’ına dönmesin

Bizim kuşak, ne kadar şanslı ki, Enternasyonal İzmir Fuarı’nın bütün güzelliklerine tanık oldu, onu yaşadı. Neredeyse 90 yaşında olan Fuar, mesela Z kuşağına bu güzellikleri sunamadı. Onlar, zerre kadar keyif alamadılar devasa yeşillik dışında. Bu, Fuar’ı babasının bahçesi zannedenlerin zihniyetiyle oluşmuş bir tablodur. İzmir’in, İzmirlinin Fuar’ı tıpkı Kıbrıs’ın Maraş’ı gibi kendi haline bırakılmış, çözümsüzlüğü çözüm arayışından daha cazip hale getirilmiş bir garabet görüntüye dönüştürülmüştür. Tamam, gazinoları, çay bahçelerini falan yıktınız, sonra ne yaptınız? Geriye bir bardak çayı 10 liraya içebileceğiniz bir-iki mekan, o kadar. Bir bardak çayı 1 liraya içebileceği yerler oluşturacağınıza İzmirli’yi bu güzelim eserden uzak tuttunuz. Fuar, 30 yıldır çözüm bekliyor. Bu çözüm, devasa ülke pavyonlarının yer aldığı, büyük gazinolarında starların sahne aldığı Fuar değildir. Onlar, geçmişte kaldı, elbette geri gelmez. Ama Fuar, halkla kucaklaşacağı bir çözüm bekliyor. Bu çözüm, altını çizerek söylüyorum BÖLGECİLİK gibi algılanmasın; bu heyecanı yaşayan İzmirli uzmanların eseri olacaktır. Bu kentin insanı, bu güzelliğin tanıkları dururken yanlış yapmayın. Bu projeyi üretecek ve yürütecek olanların başına da Sancar Maruflu’yu oturtun. Evet, Fuar babanızın bahçesi değil. Bir kuşağı Fuar’sız harcadınız. Bari yeni kuşaklara bu keyfi çok görmeyin. Behçet Uz’un kemiklerini sızlatmayın. Fuar hepimizindir, bunu da bilin.

Bankalarda unutulan paralar

Kamu ya da özel tüm bankalar şu günlerde gazetelerin köşelerinde bir ilan yayınlarlar. Bu ilanlar, bankadaki mevduatlarını unutanları uyarmak içindir. Bu, yasal bir zorunluluk.

Ama nedense her yıl milyonlarca lira, bankalarda unutuluyor ve bu paralar hazineye devrediliyor.

Bu uygulama, bankalara sorarsanız, iletişim zorluğu nedeniyle yapılıyor. Çoğu mevduat sahibi adres değiştiriyor, kendisine ulaşılamıyor.

Bazı mevduat sahipleri, unutkanlıktan dolayı, rahatsızlığa bağlı olarak, hesapları olduğunun farkında bile olmuyor.

Hangisi olursa olsun; hazine yine kazançlı çıkıyor, bazı vergi kalemleri kadar parayı kasasına aktarıyor.

Din adamı nasıl olmalı?

Din adamı tanıdım, Atatürkçü, aydın, düzgün ve sevgi diliyle konuşan:

İzmir eski Müftüsü Ahmet Karakullukçu gibi…

Mehmet Oruç gibi. Din Yüksek Kurulu Üyesi ve Ekspres'te her Cuma, din sohbetleriyle bizi aydınlatan, hepimize güzel dinimizi daha çok sevdiren adam.

Din adamı kisvesi altında kimleri tanımadım ki…

Ezan okurken, çeşmeyi açık bırakan çocukları haşlayan.

Bisiklete binip, sokak sokak dolaşarak “Cenazeniz var mıydı?” diye soran. Okusun da iki kuruş alsın diye.

Gerçek din adamı kimliği bize yukarıdan bakan değil, korkuyu, yasakları aşılayan değil, sevdiren olmalıdır.

Acayip kılıklara girip, sapıkça mesajlar yayan, yaşadığı hayat, dinimizle uyuşmayan dövülesi tipler, bugün öylesine fink atıyor ki ortada. Aralarından gerçek din adamını bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü hep önümüze çıkıp çelmeyi takıyorlar.

O yüzdendir ki, inancı sorgulanacak noktaya gelmiş bir nesil geliyor.

Din'i değil, sadece Allah'ı tanıyan bir inanış yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Ateizm özendiriliyor.

Çünkü kafalar karışmış bir kere.

İşte o meydanı boş bulanlar yüzünden.

Sevgi diliyle konuşan değerli din adamları, ne olur meydanı bunlara bırakmayın; kovun gitsinler.

Biz sizinle aydınlanmak istiyoruz.

Felaket tellalları

Yarısı dolu bardağa yarısı boş gözüyle bakmak, normal değil anormalliktir.

İşte felaket tellalları, dünyaya hep bu gözle bakarlar. O gözleriyle iyilikleri, güzellikleri değil; biraz da ürettikleri çirkinlikleri görürler.

Bugün, onların günü.

Diyelim ki, bütün ülke aşı oldu; onlar, bir ilin bir ilçesinin bir köyünün bir mezrasında aşıdan sonra karnı ağrıyan birini bulur, ortalığı ayağa kaldırırlar:

“Aşının ciddi yan etkisi var, olmayın.”

Yani gamlı baykuş rolü oynarlar.

Fakülteyi kopya çekerek bitirmiş sıradan bir hekimin iddiasını profesörlerden oluşan Bilim Kurulu'nun önüne geçirip o kesilen ahkamı ciddi ciddi de paylaşırlar.

Felaket tellalları, ilginçtir bu yaptıklarından haz da duyarlar. Öyle keyiflenirler ki, gözlerinden okuyabilirsiniz.

“Aşı olmayın, sakın ha” derler ama kendileri gizlice olmayı da ihmal etmezler.

Felaket tellalları, insan ırkının en defolu kısmını oluştururlar ve sayıları az da olsa çok etkilidirler.

Onlarla mücadele etmek zordur. Cehalet, kanlarının ana maddesidir. Fesat, ruhlarını besleyen tek gıdadır.

Elhasıl onlar, topluma şaşılık aşılarlar ve aşılamaya da devam edeceklerinden kimsenin şüphesi yoktur.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Ayvayı yemek yaşlandırmayı yavaşlatıyor. Fakat ben ayvayı yiyip durunca, kafayı tırlatıyorum hani.

***

Yeni bir yıla girdik güya. Oysa pek çoğumuz şimdiden yılmış!

***

68 Kuşağı, 78 Kuşağı... Şimdi ne kuşağı hakim? Hamaset kuşağı!

***

Ecel gelmiş cihane. Corona bahane!

***

Beşikten mezara kadar ilim öğren. Ama sen diplomayla işsiz kal. Sahte diplomalı zat dört maaş birden alsın!

***

Arkadaşımın evinde '' Ey Macron sen kimsin ya? '' diye bir söz duyunca '' Televizyon mu açık kalmış Hulusi ?'' sordum. ''Yok bizim papağan televizyon karşısında haberleri izleye izleye böyle konuşmaya başladı ''dedi!

***

İstanbul; dünyanın yaşanacak 122’nci şehriymiş. Kaç sıfır eklemeyi unuttunuz acaba!

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test