Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

ESHOT yetkililerine

16 Şubat 2021 - 07:45

ESHOT yetkililerine

Bir kamu kurumu, basında o kurumla ilgili olarak yayınlanan herhangi bir “eleştirel” yazıyı görmezden gelemez.

İlgilenir, cevabını verir.

O yazı, kurumu karalamak, kötülemek, yıpratmak için değil uyarmak için yazıldıysa ilgilenmek, buna gerekli cevabı vermek keyfe bırakılacak bir şey değil GÖREVDİR.

Elimde bir muhtar arkadaşımdan edindiğim ESHOT amblemli bir bilgilendirme-tebliğ karışımı bir yazı var. Aynen şöyle diyor:

“Şoför personelinin dikkatine. Sağlık çalışanları, eczacılar, eczane çalışanları ve muhtarlar, HES kodu uygulamasından muaftır. Mesleki ve kurum kimliklerini ibraz ederek ücretsiz biniş yapabilirler.

65 yaş üstü avukatlar, 65 yaş üstü basın mensupları, 65 yaş üstü işyeri sahipleri ve çalışanlar, HES kodu tanımlanmış İzmirim Kartları'nı validatöre okutacaklardır. Validatör “Biniş izni yok” uyarısı vermezse işyerleri ile illiyetlerini gösteren sahiplik/çalışma/SGK kaydı vb. belgelerini ya da mesleki /kurum kartlarını ibraz ederek, günün her saati toplu ulaşım araçlarına ücretsiz biniş yapabilirler.”

Ne güzel yazılmış. Açık ve net. Buna ilaveten İzmir Valiliği'nin de basın mensupları ve avukatlar için yasak saatlerde de biniş yapabileceklerine ilişkin bir genelgesi var.

Ama ne oluyor?

Kart basılıyor, validatör “Biniş izni yok” diyor.

Kart gösteriliyor, olmuyor, valilik kağıdı gösteriliyor, keza.

Daha vahimi, sayıları sanki artar gibi görünen bir kısım otobüs şoförleri “Ben kart-mart anlamam. Ne malum koronalı olmadığın?” diye bir kaos ortamı yaratıyor.

Bu kaosa uyum sağlamada usta bir-iki yolcu da basıyor yaygarayı.

Buyrun cenaze namazına.

Bunu, bu sayfada bir ay önce yazdım ve ESHOT'un dikkatini çektim.

Otobüste kaos yaratmanın, hani öyle bir yevmiye kesilecek suç olmadığını vurguladım. Cevap beklerdik, alamadık.

Hafife alındı, suça ortak olundu.

ESHOT'a yakışmayan bir yönetim örneği sergilendi.

Hiç yakışmadı…


Ne ilk ne son

Etkisini hala yaşadığımız sel felaketi, aslında ne ilk ne de son. Yıl 1930. 24-25 ve 26 Ekim günleri İzmir, benzeri görülmemiş bir sel felaketi yaşadı. Bu felakete seylap (Taşkın akan su, sel) adı verildi ve 50 kusur kişi hayatını kaybetti. Şimdiki Yenişehir (Tepecik) de bir aile ziyaretinde aynı aileden 12 kişi öldü. Dönemin Valisi Kazım Dirik iki kez boğulma tehlikesi yaşadı. Devlet, 1923 ve 1924 yıllarında buraya gelen mübadillere yaptığı yardımı o yıl yapamadı. Seylapzedelere yardım için futbol turnuvaları düzenlendi. Konak'ta Bahribaba büyük tahribat yaşadı. İzmir, böyle bir sel felaketiyle ancak bu yıl karşılaşabildi.

Cem Karaca hatırlatması

Cem Karaca, geçtiğimiz günlerde; ölüm yıldönümü nedeniyle anıldı.

Sahneye çıktığı ilk yıllarda kim sevmezdi ki onu?

Sağ-sol çatışmasında tavrını soldan yana koyup kantarın topuzunu kaçırınca ve de 1 Mayıs adlı plağıyla komünizm propagandası yaptığı görülünce 12 Eylül'de yargılanmaya başlandı. Almanya'ya kaçtı. 5 yıl sonra Turgut Özal'la görüşerek Türkiye'ye döndü.

Yani bir yaftası vardı üstünde: “Komünizm propagandası yapmak”

Babası Azeri Mehmet Karaca tiyatro sanatçısıydı. Annesi Toto Karaca, bizim meşhur İstanbul Tiyatrosu'nun maskotuydu adeta. Cem'i, bir Pazar matinesinde Fuar Kübana'da annesi ve babası ile aynı masada oturup izlemiştik.

Onlardan çok farklı bir yapıdaydı.

Ama yine de fenomendi. Sol söylemleri, bariton sesi, o ideolojinin mest olmasına yetiyordu.

Bir süre müzikten uzak kaldı, rahatsızlandı falan derken, birden FETÖ'cü oldu çıktı başımıza.

Açın You Tube'u, basın Cem Karaca üzerine, dinleyin de görün.

Yere göğe sığdıramıyor adamı.

Dünün komünisti olmuş FETÖ'cü.

Bunu göz ardı edip “Ama sesi güzel. Tam da bizim telden çalıyor” diyecek varsa varsın desin.

Varsın onları el üstünde tutsun.

Bu güzel ülkede, böyleleri çölde bir kum tanesi gibi.

Ve öyle kalacaklar.

Onlar, Cem Karaca'yı belledikleri o basma kalıp söylemlerle ana dursunlar, bizim andığımız ve anacağımız çok daha vatansever değerler var.

Üstelik onların sesi de Cem Karaca gibi güzel değil. Ama ağızlarından bal damlıyor.

Bu bize yeter.


İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Dostlar beni hatırlar tabii ki. Kim kendisine borç takanı unutabilir ki değil mi ama!

***

Taşlanma pahasına doğrusunu söyleyelim. Duvarı nem yiğidi kaknem bir kadın yıkarmış net!

***

Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış. Yok ya. Yetmişinden sonra azanlar bile evlilik programlarında fink atıyor!

***

Sosyal bir yaraya parmak basıyorum. Atanamayıp atarlanan öğretmenlerin durumu ne olacak?

***

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu. Suçu CeHaPe zihniyetine attılar!

***

Artık " Pazara kadar değil mezara " sözü yerine " Herkes ederi kadar " sözü geçerli !

***

İstanbul’u dinliyordun, gözlerin kapalıydı bu trafikte . Bak araba sana çarpıp kaçtı!

***

Leyleğin ömrü hakem hatalarını tartışmakla geçermiş be yahu!

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test