Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Eğitimin hali

18 Ağustos 2020 - 07:15

Eğitimin hali

Terörün kol gezdiği, bunun sonucu olarak ara rejimlerin uygulandığı yıllarda üniversite öğrencisiydim.
Kavgalardan uzak durduk. Ama gördük ve öğrendik ki o yıllarda Türkiye'de asla kaliteli bir eğitim hizmeti yoktu.Öğrenci boykotları,kavgalar, eğitime ara vermeler, öğretim üyelerinin bu kavgaya karışması, sonuçta elbette böyle bir tabloyu sunacaktı.
Bazı öğretim üyeleri, kendi meşreplerine uygun öğrenciler aracılığıyla taraftar toplamak için yazılı sınav sorularını önceden öğrencilere ulaştırıyor, sonuçta bunun adına sınav deniyordu.
Eğitim göstermelikti ve kaliteyi tesis etmek ve korumak asla mümkün değildi.
Bunun bir kaos sonucu oluşması, o yıllarda öğrenim görenler için elbette bir talihsizliktir.
Büyük çoğunluğun kavganın dışında kalarak eğitime yoğunlaşması da gerçekten cesaret işiydi.
Bugüne gelelim.
Pandemi ve sonra oluşan soru işaretleri, kararsızlıklar, benzer bir tabloyu ister istemez sunuyor gençlere.
Uzaktan eğitim, son çare olduğu için uygulanıyor.Okullar açılacaktı, açılamıyor. Ertelendi. Belki yeniden ertelenecek.Yüzbinlerce lise mezunu genç, üniversite sınavına korktuğu için katılamadı.
Veliler, çocuklarını okula gönderme konusunda kararsızlığını sürdürüyor. Uzmanlar, onları destekleyen açıklamalarıyla aslında ciddi bir uyarı da yapıyor.
Bu alternatifler, normal eğitimin yerini tutar mı hiç?
Elbette hayır.
Kimsenin aklına başka bir çözüm de gelmiyor. Korona, elimizi kolumuzu bağladı.
Özel okullar, taksitleri alabilmek için kendilerince çare üretiyor ama yeterli değil.
Sonuç, yine aynı olacağa benziyor. Talihsiz bir kuşağın, talihsiz eğitim deneyimi, yarınlara bakalım nasıl taşınacak.

‘Sessiz kuşak’ der ki…

Korona yine azdı. Yeni dalga, gümbür gümbür geliyor.
Toplumun duyarsızlığı, Sağlık Bakanı'nın ciddi uyarılarına kulak asmamak,Bilim Kurulu üyelerinin adeta yalvarmaları, günümüze damgasını vurdu.
Düğünler, asker uğurlamaları, açık hava etkinlikleri, taziye grupları, plajlar, akıl almaz görüntülerle dolu.
Bütün yaptırımlar, lafta kaldı. Kurallarla inatlaşan bir toplum olduk çıktık adeta.
Ama ne yazık ki bu süreçte hep ‘sessiz kuşak’ olarak tanımlanan 65 yaş üstü insanımız mağdur edildi.
Sessiz kuşak, 10.00-20.00 arası sokağa çıkma izni alabildiği için yaz akşamlarının, gecelerinin keyfini çıkaramadı.
Zannedildi ki, bu kuşak, izin verilse gecelere akacak, kahvehanelere, meyhanelere koşacak.
Yok öyle bir şey.
Sessiz kuşak, 70 yaşının kendisine sunduğu olgunlukla elbette önce kurallara uyacak ve sadece özgürlüğü yaşayacak.
Özgürlük, onun için kahvehaneye ya da meyhaneye gitmek değil. Doğada dolaşmak, kadim arkadaşlarına uzaktan selam vermek, onlarla iki laf etmek.
İsteği ve beklentisi bu.
Sessiz kuşağa bu çok görüldü ve bu kuşak, ciddi sağlık sorunlarıyla başbaşa bırakılır oldu.
Yaz gecelerinin güzelliğini tadamamanın kompleksiyle hemen hepsi depresif oldu çıktı.
Sonuçta sessiz kuşak der ki:
"Bizim yaşayacağımız bu kadar. Bize bu mutluluğu çok görmeyin. Tamam, risk grubunda olduğumuzu çok iyi biliyoruz ve ondandır ki, kurallara en çok uyan da biziz. Ama bu fedakarlığı bir işkence ile değiş tokuş etmenin anlamı yok. Bizim kuşak, özgür olmayı istiyor ve bekliyor.Biz, bu süreçte en çok puan toplayan grup olduk. Artık Korona gençlerde de çok görülür hale geldi. Biz dikkatliyiz, özenliyiz ve kurallara saygılıyız. Bizi anlayın, bize özgürlük tanıyın, şu saat kısıtlamasını kaldırın yeter. Kuşakları kategorize edenler bizim için ‘uyumlu, çalışkan, kanaatkar, otoriteye saygılı’ tanımlamasını yapmışlar. Durum ortada…"

Rantın daniskası

Araç  muayene istasyonlarındaki fahiş ücretlendirme toplumda büyük tepki çekerken şimdi de apartman ve hanlardaki asansörlerin kontrolleri gündeme geldi.
Eskiden bu kontrolleri periyodik zamanlarda o kentteki Makine Mühendisleri Odası yapıyordu.Şimdi CHP'li belediyelerde, belediye adına bir özel şirket yapıyor.
And isimli bu şirketin Tuncay Bey'in ortaklığında kurulduğuna kesin gözüyle bakılıyor.
Ama bu denetim firması, Asansör muayenesinde alınan ücreti üçe dörde katlayan bir bedel talep ediyor.Apartmanlarda daire başına fiyatlandırmayla sitelerde yarım saatte tamamlanan bir denetim için 4 bin liraya yakın fatura kesiliyor.
Firmanın makine mühendisleri, asansörlerin teknik durumuna göre sarı, yeşil, mavi ya da kırmızı etiketler yapıştırarak kullananlara asansörle ilgili uyarılarda bulunuyorlar.
Ama onbeş dakikalık, yarım saatlik bir denetim için bu para çok değil mi?
Üstelik para belediyelerin kasasına değil, Tuncay Bey'in cebine giriyor.
Oldu mu ya?

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Kimi insanlar durmadan çam devirip, gaf kalabalığı yaparlar!
***
Sana dün bir tepeden bakamadım aziz İstanbul. Rezidanstan baktım sayılır mı?
***
Televizyonda bir evlilik programında Dilek gelen taliplisine '' Nasıl gidiyor araba? '' diye sorunca , gayri ihtiyari '' Allah'ım sen aklıma mukayyet ol '' demişim!
***
Tarlaya ektim soğan. Televizyonlarda car car konuşuyor hala Nihat Doğan!
***
Güzel günler görelim görmesine de motorları maviliklere sürmeyelim çocuklar. Egzoz sesi çekilmez şimdi biliyor musunuz?
***
Eskiden Hızır Paşalar vardı. Şimdi ise Hınzır Paşalar!
***
Hakem hatalarına gösterdiğimiz ilginin binde birini hakim hatalarına da gösterseydik keşke ya!
***
Dünyadaki soysuzlukları gördükçe ''Asaletin bu mu dünya? '' diye haykırmak istiyorum bende!
 
 

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test