ÇMK'lar harikalar yaratıyor
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

ÇMK'lar harikalar yaratıyor

27 Haziran 2019 - 06:19

ÇMK'lar harikalar yaratıyor
Çiftçi Mallarını Koruma Meclisleri,hazine arazilerini, çiftçinin malını korumakla yükümlü.
Talancılara karşı, kötü niyetlilere karşı mücadele amacıyla kurulmuş meclisler.
Göreve seçilerek geliyorlar.
Ziraat Odası Meclis üyeleri, Ticaret Odası, Borsa, Belediye Meclisi üyeleri oy kullanarak meclis üyelerini seçiyorlar. Öyle atamayla göreve gelmek yok.
Yetkilerini yasa belirlemiş. Görev yaparken caydırıcı olmak zorundalar ve yine yasaların izin verdiği sınırlar içinde ceza kesiyorlar. Ceza kesmeden önce suçun sabitliğini kanıtlayan belgeleri de topluyorlar. Diyelim ki, bir hazine arazisi talan edilmek istendi, çalışmalar fotoğraflanıyor ve ceza zaptı ona göre düzenleniyor. Diyelim ki büyük veya küçükbaş hayvan sürüsü bir başkasının tarım arazisine zarar verdi, aynı yöntem uygulanıyor. Diyelim ki, olmadık yere moloz dökülüyor. Yine aynı yöntemle caydırıcılık sergileniyor.
Bunun en iyi örneğini de Erhan Şen başkanlığındaki Buca Çiftçi Mallarını Koruma Meclisi veriyor.Erhan Şen'in yanında Oğuz Erol var. Bir müdür ve iki de silahlı bekçi. Hepsi yasal. Dağ tepe dolaşıp yanlışlıkları tespit ediyor, Kaymakamlığa ve Belediyeye yardım için başvuruyorlar. Jandarma nezaretinde belediye ekipmanları, gerekli müdahaleyi yapıyor.

İzmir Valisi Erol Ayyıldız'a benim de katıldığım bir ziyarette, Vali, Başkan Erhan Şen'e tam destek verdi. Cep telefonunun da yer aldığı kartvizitini uzatarak "Karşılaştığın en küçük zorlukta gece gündüz demeden beni arayacaksın" dedi.
Bu güvence, Erhan Şen ve ekibi için çok önemli.Buca, kırsalında talanın en çok yaşandığı bölge. Sıkıntılar büyük.Onun için Meclis, tabir caizse kelle koltukta çalışıyor.
Allah yardımcıları olsun.


Milli Eğitim'de bekleyiş
Milli Eğitim Bakanlığı, okul yapımında ciddi bir hamle başlattı. Hem bakanlık olarak, hem de hayırseverlerin desteğiyle tam gün eğitim imkanısunacak altyapıyı oluşturmak için ne gerekiyorsa yaptı.
Aslında böyle bir hamle, 1990'lı yıllarda dönemin İzmir Valisi Kutlu Aktaş'ın öncülüğünde başlatılmıştı ve bu süreçte; İzmir'de hayırsever vatandaşlar, okul yaptırmak için adeta yarışır hale gelmişlerdi.
Bugün de benzer bir durum yaşatmak için devletin ürettiği politikalar, zaman zaman vatandaşta çekingenlik yaratsa da bu olumsuzluk aşılmış durumda. Özellikle okulların İmam Hatip statüsüne getirilmesi,okula isim verilmesinde yaşanan sıkıntılar, aranın açılmasına yol açtı.
Bugün gelinen noktada; İzmir'de hem devletin hem vatandaşın kaynaklarıyla yaptırılmakta olan çok sayıda okul var ama inşası durmuş durumda. Çünkü Bakanlık, 2010 yılına kadar ödenek veremeyeceğini açıkladı.
Buca'da bir dostumun 32 derslikli beş katlı okul inşasının kabası bitti ama o da beklemede.
Bunlar aşılsa tam gün eğitimin keyfi yaşanacak.

Tarım Bakanlığı onaylı demek...
Piyasada tartışmalı pek çok ürünün üstününde "Tarım Bakanlığı onaylı" ibaresi görürsünüz.
Bu ibare, o ürünü adeta aklamakta, vatandaşın gözünde tartışmalı olmaktan çıkarmaktadır.
Kokoreç, midye, bitkisel takviyeler ki bunlar ilaç diye sunuluyor,hacamattan Mayıs sülüğüne, parfümden hacı yağına pek çok kalemde bunun ticaretini yapanlar, Tarım Bakanlığı onaylı ibaresine sığınarak ellerini güçlendiriyor.
Sanırsınız ki, üretimin her safhasında Bakanlık devrede ve bunu denetliyor, vatandaşın sağlıklı ürünlere ulaşmasına yardımcı oluyor.
Yok böyle bir şey.
İşin aslı şu:
Bir girişimci diyelim ki, kokoreç üretip onu pişirerek vatandaşa satan noktalara ulaştıracak.
Tarım Bakanlığı'na başvuruyor ve diyor ki "Ben kokoreç üreteceğim."
Bakanlık da üretim merkezinin fiziki şartlarını; yönetmelik çerçevesinde girişimciye bildiriyor ve sonra da üretime geçmeden son kontrolünü yapıyor, izni veriyor ve devreden çıkıyor.
Yaptığı bu.
Onun için "Tarım Bakanlığı onaylı" ürün Tarım Bakanlığı garantili ürün demek değildir,
Biline...

Yaya bilinci
Trafikte yeni yılla birlikte yeni bir uygulama yürürlüğe girdi.
Yaya geçitlerinde araçlar, duracak ve yayalara geçiş üstünlüğü tanıyacak.
Avrupa'nın pek çok ülkesinde var böyle bir uygulama. Hatta yaya geçidi işareti olmayan noktalarda bile yayalar alıp başını yürüyor, sürücüler zınk diye duruyor.
Kimse kimseye kızmıyor, "Dağdan mı indin?" demiyor.
Böyle bir nezaket, böyle bir zarafet, yaşam biçimi olmuş.
Çünkü araç sürücüsü, pek çok kereler kendini yaya yerine koyduğu için bu anlayış kolayca oluşuvermiş.
Bakıyorum, bizde bu uygulama biraz yavaş ilerliyor.
Yayalar, kırmızı ışıkta bile geçiyor, diklenen sürücüye daha dik bakarak gerilim yaratıyorlar.
Onlara; bu uygulamanın sadece yaya geçitlerinde geçerli olduğunu öğretip hatırlatacak bir çalışma da yok.
Mesela sembolik olarak böyle noktalara, "Yaya üstünlüğü" gibi levhalar asılsa ve bunun sadece yaya geçitlerinde geçerli olduğu vurgulansa işler daha kolaylaşacak.
Tümüyle ne sürücü, ne yaya bilincini tam oluşturamadığımız bir toplumda yaşıyor ve "Trafik magandası" gibi bir olguyu bir türlü yok edemiyoruz.
Ama devletimiz, ceza yöntemiyle bunu halletmeye azimli olduğu mesajını her haliyle vermeye devam ediyor.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları
Devir torpil devri. Dayısı senin başına !...
***
Karım çok hamarat çok. İyi kafa ütülüyor !...
***
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin. Mangalcıların bıraktıkları çöplerden belli değil mi ?
***
Odalarda ışıksızım. Elektrikler kesildi yine  !...
***
Karım ressamdır. O yüzden ondan sürekli fırça yiyip duruyorum !...
***
Ankara'dan abim geldi. Evde miras kavgası !...
***
Bazı kişiler o kadar fotoğraf çektiriyor ki. Hayatlarını yazsan FOTOROMAN olur !...
 
***
İndim havuz başına. Havuz problemlerini bizzat test ederek çözmeye başladım !...
***
Kedi ulaşamadığı ciğere '' Artık vejeteryanım'' der  !...
***
Umut fakirin ekmeği. Ona da Canan Karatay yemeyin diyor!....



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum