Çatlak sesler
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Çatlak sesler

23 Nisan 2019 - 06:14

Bakkalın sonu geliyor
Mahalle bakkalından alışveriş etmenin keyfi başkadır. Dükkana ne alacağınızı bilerek girersiniz, bakkalla iki laf edip kafanızı dağıtırsınız.
Mahalle bakkalı, sizin sırdaşınızdır, biraz da bankerinizdir. "Aybaşında, hasat sonunda ödeyeceğim" dediğinizde ses çıkarmaz. Veresiye defterine not eder, o kadar.
Ödeyemediniz; vicdana gelir, çoğu kere siler borcunuzu.
Size şeker, kolonya ikram eder.
Toz şeker, fasulye, pirinç gibi yiyecekleri alacaksanız, önce kese kağıdının gramajını belirler, tartısını ona göre yapar.
Hak yemez.
Kanaatkardır, zaten çoğu bakkaliyelerin adı da Kanaat Bakkaliyesi'dir.
Az karla yetinir.
Kısacası ayakta durmaya çalışır.
Ama artık işi zor.Marketler Yasası, her geçen gün onun aleyhine hükümler taşıyor.Market zincirlerine kolaylıklar sunuyor. Her semte, her sokağa büyük market açma izni veriyor.
Kısacası bakkalın sonu geliyor. Mahalle bakkalı, artık bir nostaljik tanımdır günümüzde.
Doğrusu bu mu?
Elbet hayır.
Doğrusu, onları da ayakta tutacak kolaylıklar sunabilmek. Onların toplumdaki geleneksel görevlerini sürdürmelerine izin vermek ve ellerinden tutmak.
Ama olmuyor işte. 


Çatlak sesler
Gün geçmiyor ki; hasbelkader bir mevkie getirilmiş hazretler, çatlak sesleriyle basında ve sosyal medyada yer almamış olsunlar.
Bakan, milletvekili, sanatçı, din adamı, vali, kaymakam... Çatlak ses çıkarmaya meraklı o kadar çok insan var ki bu memlekette.
Alın size son örneği:MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, İstanbul seçimlerine atıfta bulunarak"CHP'nin amacı tek adam rejimini batırıp demokrasiyi geriye getirmektir. Buna engel olmalıyız"dedi.
Savcıların harekete geçeceği an, işte bu andır.
Ne demek bu böyle?
Bunun konuşma özgürlüğüyle ne ilgisi var. Adam, demokrasiden sıkılmış, atıp tutuyor.
Rahmetli Alpaslan Türkeş, hayatta olsaydı, bu sözü söyleyen her kimse; evire çevire döverdi.
Sanatçı demek için artık zorlanmaya başladığımız Sezen Aksu'nun "Atatürk aleyhine konuşamayı ifade özgürlüğü saymalıyız" demesi de ne demek oluyor?
Bütün bunlar ve daha nicelerini susturacak, onların bu densizliklerine bir son verecek merciler nerede Allahaşkına?
Düşünce ve ifade özgürlüğüne evet ama tek taraflı değil herhalde.
Öbür tarafa ait özgürlük gösterisine kalkışanların başlarına gelenleri görüyoruz.
Fesli bir adam vardı, ekranlara çıkıp Atatürk'e hakaretler yağdıran...Cüppeli diye bir adam vardı ağzında lokma ıslanmayan.
İlahi adalet, onları sorguluyor.
İbreti aleme ders olsun diye.


20 lüks araç
Tunç Soyer, haberlerde okuduğumuza göre; Büyükşehir Belediyesi'ne ait 20 lüks aracı satışa çıkarmış.
Burada Sayın Başkan'ın bu araçları satılığa çıkarması değil; bizatihi Büyükşehir'in böyle 20 lüks aracı edinmiş olması ve taşıt envanterinde korumuş olmasıdır.
Hamasi bir ısrarcılıkla "Büyük devlet, büyük belediye" söyleminden vazgeçelim.
20 lüks araç, nerede, niçin kullanılmıştır, bunun sorgulanması gerekir.
İsrafın ve saltanatın partisi olmaz.AKP'li belediyeleri ele geçiren CHP'li belediye başkanları israf ve saltanat söylemleri ile kıyameti koparıyorlar.Demek ki, aynısını CHP'li belediyeler de yapıyormuş.
"Büyük devlet, büyük belediye" diyerek vatandaşı uyutma devri çoktan geçti. Artık herkes uyanık ve herkes, insanlardın gözünün içine baka baka saltanat sürenleri görüyor, kınıyor.
Bir başkan, belediyeye ait bunca aracı satışa çıkarmışsa; bunu gereksiz gördüğündendir.İhtiyaç duyduğunda kiralıyor olacağındandır.
Tunç Soyer'in bu politikasını İzmir için umut verici görüyorum.Sembolik de olsa makamına bisikletle gitmesi de önemli bir mesajdır ve "Belediyeler, halkın kuruluşlarıdır. Orada harcanan paralar, halkın parasıdır ve har vurup harman savrulamaz " demektedir.
En önemlisi "Belediye malı deniz, yemeyen..."yuvarlamasının artık yeni dönemde hikmeti harbiyesinin kalmadığının göstergesidir.
 
Oldu bitti maşallah
Piriştina, Buca Belediyesi'nin yan kuruluşu olan Bucamar'da istihdam edilmiş taşeron 30 büro elemanına zabıta kıyafeti giydirip esnaf kontrollerine gönderdi.
Zabıta kadrosu yetersizdi ve bunu bu gerekçeye göre yapmıştı. 657'ye tabi zabıta memurlarına yan ödemelerle birlikte 7 bin kusur lira maaş ödenirken, bu elemanlar, ayda 3600 lira ile geçiştirildiler.Aynı işi yaptılar, aynı mesaiyi sarfettiler.
Levent Piriştina dönemine ilişkin garabetler bir bir ortaya çıkıyor.Bu da onlardan biri.
Ekip, natamam Çarşı Buca'nın önüne kocaman kırmızı harflerle boşuna "Biz Buca'yı çok sevdik" diye yazmadı.
Hepsi gece alemine geri döndüler.Bir tek Hakan Gündüz'ü bıraktılar. O da memur kadrosunda ve başkan yardımcısı liyakatında olduğu için.
Şimdi ilçenin sivil savunması ona emanet.

Şimdi sükunet zamanı
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na saldıran yakışıklı(!)bir provakatör olabilir.Olay provake nitelikli de olabilir.
Sonuçta zaten gergin olan toplumun daha da gerilmesine gerek yok. Bütün bunlar, İstanbul seçimlerinin bir yansımasıdır, sonucudur. En güzelini Kemal Bey yaptı. Gitti ,askerliğini paşalar gibi yapan oğlu ile birlikte fotoğraf çektirip sosyal medyada dağıttı.
Gerilirsek, bunu önleyemeyiz. Şimdi soğukkanlı olma zamanı. İmamoğlu'nun da miting yapma yerine görevini sürdürme zamanı.
Bu tür olaylar olmuştur, oluyor, olacaktır da.
Yeter ki, biz birliğimizi bozmayalım.


 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum