Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Bunu Konfüçyüs söylese bile…

06 Şubat 2021 - 07:35

Bunu Konfüçyüs söylese bile…

Günümüz magazincilerine fena takmış vaziyetteyim.

Çoğu işin suyunu çıkarmış durumda.

Ortalıkta güzel kızlar, yakışıklı delikanlılar var ama çoğunun sanat adına alt yapıları yok. Şarkılarını söylüyor, çekimlerini yapıyor, fotoğraflarını çektirdikten sonra gündeme oturmak için başlıyorlar saçmalamaya.

Onların saçmalaması, o alt yapıları olmamasından kaynaklandığı için her şey doğal.

Doğal olmayan, onların saçmalıklarını magazin diye sunan meslektaşlarda.

Bir modacının diş dolgusu düşünce bunu üç sütuna haber yapan magazinciler gördük .

Kızcağız; uzun yıllar yaşadığı İngiltere'den gelmiş, bir TV kanalındaki konuşmasında haliyle İngilizce bir-iki kelime söyledi diye gazetelerde sürmanşet oldu.

Ve Aleyna Tilki, aşırı kibar erkekleri-ne demekse- cinsiyetçilikle suçlayınca o da manşetlere oturdu. Ama erotik pozlarıyla.

Konfüçyüs söylese bile bu muameleyi görmeyecek saçma bir cümle, magazincilerin adeta üzerine atladığı bir malzeme oldu.

Biz, Yelpaze, Ses, Hayat, Sinema gibi magazin yayınlarındaki üslupla büyüdük, onları mesleğimizde hep örnek aldık.

Elimde gözüm gibi sakladığım 1940'lı yılların başında yayınlanmış Yıldız adlı derginin cildi var. Gelişigüzel çevirdim sayfaları ve o yıl çevrilen ve başrollerini Müzeyyen Senar ve Malatyalı Fahri'nin oynadığı “Kerem ile Aslı” filmine ait bir habere rastladım.

Şöyle bir göz atın ve bu günkülerle kıyaslayın.

Hangisi doğru yapmış? Cemil Cahit Cem mi, Orkun Ün mü?



Anında muhalefet

İzmir, 1 Şubat'ı 2 Şubat'a bağlayan gece bir afat yaşadı.

Benzeri en kötü şekilde 1930'da, sonra da 1990'lı yılların ortalarında görülmüştü. Sekiz saat içinde kentin belirli bölgelerine on aylık yağmur düştü.

Haliyle sorunlar yaşandı.

Ve hemen akabinde; daha örgütlenmesini tamamlamamış bir partinin İzmir İl Başkanı, Büyükşehir Belediyesi'ne altyapı eksikliği dersi vermeye kalkıştı.

Doğrudur; İzmir'in böyle bir sorunu var. Her yağmurda Hisarönü'nün yağmura teslim olduğunu hatırlayanlardanım.

Ama sonraki yıllarda Büyük Körfez Projesi gündeme getirildi ve hem bu sel sularının kontrolü için, hem de körfez suyunun temizlenmesi için önemli çalışmalar yapıldı. Bunun son ayağında sorumlu olan rahmetli Ahmet Piriştina'dır. Piriştina, mazgal kapakları dahil bütün proje malzeme ihtiyaçlarını Konya başta olmak üzere İzmir dışından sağladı. İzmirli müteahhitlerle değil, tanımadığı kişilerle yürüdü.

Ve bu sonuç doğdu.

Elbette eleştiri yapılır ama İzmir'in fiziksel konumu da dikkate alınmalı ve belediyeleri yer altı eksikliği eksenli eleştirilerin hiçbir işe yaramayacağı bilinmelidir.

Eminim, böylesi her büyük afat, yöneticiler için ileriye dönük çözümler akla getirir ve işte o sadece muhalefet yapmak için konuşanlar da biraz derslerini çalışarak ortaya çıkar.

Aboneye saygı

BOTAŞ diye bir kuruluş var. Bu kuruluş, yurt dışından doğalgaz ithal ediyor, borular döşeyerek yurda getirip her bölgede faaliyet gösteren dağıtım firmalarına satıyor. O firmalar da vatandaşa abonelikler oluşturuyor.

Bu işi İzmir ve çevresinde İzmir Doğalgaz yapıyor.

İzmir Doğalgaz, itiraf edelim ki, kentin çok önemli bir bölümüne doğalgaz ulaştırdı ve böylece İzmir’in tartışılmaya başlanan havasını kurtardı.

Bunun için İzmirliler, bu kuruluşa şükran borçludur.

Ancak İzmir Doğalgaz, nedense- ve de kabul etmeseler de-halkla ilişkiler konusunda sınıfta kalan bir hizmet politikası sürdürmekte ısrarlı davranıyor.

Konunun en önemli aşaması abonelik oluşmasıdır. Bunun için yollar kazılıyor ve konutlara hatlar çekiliyor. Bu çalışmayı, İzmir Doğalgaz bizzat kendisi yapmayıp ihale ettiği firmaya yaptırdığı için kopukluk yaşanıyor. Bu süreçte sıkıntı çekenlerin başvurusunu İzmir Doğalgaz kabul etmiyor, “Müteahhide gidin” diyor. Müteahhide nasıl ulaşılacağını da söylemiyor.

Örnekleri çok ama birini aktarayım.

15 gün önce Urla 2180 Sokak’ta çalışma yapan ekibin sorumlusu, ev sahiplerine bir gün sonra saat 08.00’de evlerinde olmasını söylüyor. 10 dakika geç kalınırsa bağlantının yapılamayacağını söylüyor.

Bağlantı dedikleri de yeri kazıp bahçeye girmek ve ana giriş kutusu bağlamak.

Evlerin hepsi yazlık. Yaşı 70’in üzerindeki tüm ev sahipleri ertesi gün saat 08.00’e 15-20 dakika erken geliyor ama ortada kimse yok. İşçiler sonra bir araçla geliyorlar. Sevinç oluşuyor ama bunlar sanki ortada kimse yokmuş, kimse gelmemiş gibi, bir iki aletlerini alıp basıyorlar gaza başka mahallede çalışıyorlar.

İzmir Doğalgaz’a ulaşılıyor. Durum aktarılıyor.

“Müteahhide gidin” deniyor.

Gavur azabı çektiriliyor.

Müşterisine saygısı olmayan, müşteri ilişkilerini çağdaş çizgiye kavuşturamayan İzmir Doğalgaz’ın “Nasıl olsa kucağımıza düşüyorlar. Safam olsun” mantığı, kulağını çekme durumunda olanları bakalım harekete geçirir mi?

Geçirmezse bilin ki, bu işte bir bit yeniği vardır.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Artık vurulmuyoruz da. Yorulduk halkım unutma bizi!

***

Kabarık elektrik faturalarını ödedikçe, elektriğin olmadığı çocukluğumu MUMLA arıyorum!

***

Dominant bir kadınla evlenirsen. Önce Canan, sonra Can!

***

Coronada evde kalmaktan, örgü örmeyi öğrendim. Yaptığım kazak ve süveterleri internetten pazarlıyorum. Aklımı seveyim aklımı!

***

Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık. Sokağa çıkma yasağını ihlal ettiğimiz için ceza kestiler iyi mi?

***

Asgari ücrete 500 TL zam geldi. O da, doğalgaz faturasına gitti iyi mi?

***

Annem bana '' Azıcık daha okusaydın da BİLİM KURULU ÜYESİ olsaydın ya demez mi?

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test