Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Buna para bulunmazsa

24 Aralık 2019 - 06:07

Buna para bulunmazsa

Tuğrul Yemişçi, uzun yıllar İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı.
Gençliğimiz birlikte geçti. İdealist, ileriyi gören bir arkadaşımızdı.
AKP'nin ilk iktidarında İzmir milletvekili oldu. O yıllarda Türkiye'de 10 bin ziraat mühendisi fazlası vardı.
Tuğrul, akıllıca bir teklif getirdi meclise.Her köye bir ziraat mühendisi atanırsa; hem bu uzmanların istihdam sorunu çözülecek, hem de üretimin artmasına yeni bir ivme kazandırılacaktı.
Olmadı, olamadı.
Ülkede hala ziraat mühendisi fazlası var.
Bu defa her altmış üreticiye bir zirai uzmanın danışman olarak görevlendirilmesi fikri atıldı ortaya, ama Hazine Bakanlığı "Bütçe karşılayamaz" diyerek karşı çıktı.
Oysa üretimimiz düşüyor. Gıdada dışa bağımlı bir ülke haline geldik. Mısırımız, ayçiçeğimiz, buğdayımız, etimiz, bademimiz, cevizimiz dışarıdan geliyor.
Organik tarım, iyi tarım, kooperatifleşme gibi konularda böyle bir yapılanma, cesaret yaratır. Çiftçi, yerli tohum istiyor, destek istiyor, devletin yanında olduğunu hissetmek istiyor ve en çok da teknolojik konularda bilgisinin artırılmasını bekliyor.
Devletin "para yok" demesi, kaz gelecek yerden yumurtayı esirgemesine benzer.
Gerçekten vaktiyle Tuğrul Yemişçi'ninteklifi kabul edilseydi, bugün böyle bir tartışma da yaşamayacaktık ve kimbilir nasıl bir bolluk ortamında olacaktık.
Üretim zafiyetindeki vahamet, küçümsenecek bir şey değildir.

Hulusi Kentmen'i anarken

Onu kaybedeli 26 yıl oldu.
Hulusi Kentmen, Yeşilçam olarak altın yıllarını yaşayan Türk Sineması'nın örnek isimlerinden biriydi.
Sert bakışlı, pala bıyıklı, insana güven veren, muhteşem bir görüntüsü vardı.
1948 yılında başladığı sinema yaşamını 90'lı yıllara kadar sürdürdü.
Asıl mesleği deniz astsubaylığıydı. Görev yaptığı gemi, ne zaman İstanbul Limanı'na demirlese, Sadi Tek'le, bazen de Muhsin Ertuğrul'la buluşur, tiyatro "yapardı".Astsubaylığı noktaladığı 1961 yılına kadar da Şirinyer'deki Askeri Cezaevi'nin komutanı idi. İnzibatların yakaladığı asker ya da asker kaçağı gençler, buraya getirilir, ona teslim edilirdi.
İlk filmi İstiklal Madalyası'nı, 1960'lı yılların başlarında, Akhisar'ın, o yıllardaki adı ile Yayaköy olan, şimdilerde Zeytinliova diye anılan kasabada, ucuz film getirmesiyle tanınan kapalı sinemada izlemiştim. 35 yaşlarında yakışıklı bir gençti o filmde ve galiba yine bir askeri canlandırıyordu.
Kaç film çevirdiğini kendi de hatırlamıyordu. 1970'li yılların sonlarında organizatör Hasan Ekici, onu Fuar'da sahneye çıkardı, keman çalacaktı, o kadar. Bu vesile ile tanışmak, dost olmak fırsatını buldum.Sinemada onu Kemal Ergüvenç seslendiriyordu ve bu ses, cüssesine cuppatak uyuyordu. Oysa ince, zarif bir sesi vardı.
Filmlerinde, işadamı, fabrikatör rollerinde o kadar başarılıydı ki, ölümünden sonra Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde, böyle bir işadamı modelinin Türk sanayiine etkisini irdeleyen bir tez çalışması yapıldı.
Ama o, fabrikatör ve işadamı rolünü oynadığı film setinden evine dolmuş ya da İETT otobüsüyle dönerdi. Çoook sonra bir otomobil satın alabildi.
Boğaziçi'nde yapılan çalışma bugün de güncelleştirilebilir. Bir zamanlar böyle işadamları vardı. Rahmetli Sakıp Sabancı, buna güzel bir örnekti.

Doğa magandaları

Bunlardan her yerde var. Nesilleri de tükenmez. Ellerinde kıytırık bir tüfek, sözüm ona ava çıkarlar. Ve onların avlanmaları için var olması gereken doğayı korumakla görevli bir anlayışa böyle karşılık verirler. Talancılardan kurtarılıp orman alanı ilan edilmiş bölgenin girişine asılan levhaya; içlerinde nasıl bir öfke varsa, ateş ederler.
Bu magandaların avcı kisvesiyle dolaşmaları ve çoğu kere de "domuz" sanarak birbirlerini vurmaları, ilahi bir tecellidir.Bu süreçte "Ağaçlandırma sahası" levhasının zarar görmesi, bu tür avcılığın fıtratında var olması nedeniyle affa değer bir keyfiyettir. Nokta.

Bu filmi izlemiştik

CHP'de delege seçimleri önemli ölçüde tamamlandı. Sıra ilçe kongrelerine geldi.
Bütün bunların gerisinde Genel Merkez'in bir dizayn etme politikasının varlığı hiç de gözden kaçmıyor.
Ama hangi Genel Merkez?
Kılıçdaroğlu mu, Tuncay Özkan yanlıları mı?
Tıpkı, yıllar önce CHP'de Bülent Ecevit'le Turan Güneş arasında yaşanan yarış gibi.
Genel Merkez'ciler bir yanda, Turan Güneş'çiler bir yanda, parti öyle bir gerilime girdi ki, sonunda muhalefete mahkum siyasi bir kuruluş oldu yıllarca.
Bu didişmeden kimse karlı çıkmadı.
CHP, görünen o ki, bugün aynı filmi izlettiriyor bize.Pek çok il ve ilçede yoğun bir müdahale politikası izliyor ve bu politikanın ardında bambaşka hesaplar var.
Delege seçimlerindeki kavgalar ve yer yer polis nezaretinde gerçekleşen seçimler, bir anlamda üyelerin tepkilerini de içeriyor.
Önümüzdeki haftalarda yoğunlaşacak kongreler bizi haklı çıkaracak gibi.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Yaşamak tek ve hür. Bazen bir ormanı  ateşe vermişcesinekalleşcesine!...
***
Eve gelince karıma   " Gözlerini yum. Sürpriz  " dedim. Sürpriz semiz otu çıkınca evde 3.cü Dünya Savaşı başladı !
***
Hiç bir zaman gardırop Atatürkçüsü olmadım. Hiç gardırobum olmadı ki bu dünyada!
***
Henüz üç yaşında bir kardeşim var. Onun altını alıver. Yine doldurmuş!
***
Siz siz olun asla münasebet-siz olmayın !...
***
Bazı kişilerin arkalarından konuşulmaz, markalarından konuşulur !.
***
İndim havuz başına. Suriyeliler çıktı karşıma !.
***
Ne ocuyum ne de bucuyum.  Ölmek için sırasını bekleyen bir garip yolcuyum!
***
Bazılarının tek meziyeti. İnsanlara eziyeti !..
 



 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test