Bulgaristan Türkleri
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Bulgaristan Türkleri

13 Haziran 2019 - 06:18

Bulgaristan Türkleri
Türklerle Bulgarlar, oldum olası geçinemediler.
Farklı kültürler, inançlar ve gelenekler, bu iki toplumu ne yazık ki, bir türlü barıştıramadı.
Bu yüzden Balkanlar'ın ilk yerleşik düzen ülkelerinden biri olan Bulgaristan'dan Anadolu'ya 1893 yılından başlayarak Türk göçü yaşandı. 1902 yılına kadar göç edenlerin sayısı 70 bini bulmuştu.1923'de 101 bin 507 Türk Anavatan'a sığınırken;18 Ekim 1925 Türk-İkamet Sözleşmesi çerçevesinde bu göçler, artık sistematiğe bağlanmış görünse de 1935 yılından itibaren sayısı artıp azalarak da 1949'a kadar aralıksız göç akını yaşandı.
1950'li yıllara gelindiğinde Bulgaristan yönetimi, Türklere asilimasyon uygulamaya başladı ve Türk çocuklarına "Troduvok" adı verilerek Türk kökenli olmalarının yaftası asılmış oldu. Onlar, artık asimile olmuş birer azınlık temsilcisiydi.
Amerika'nın aynı yıl, Türkiye'ye Marshall Yardımı yaparak müttefikliğe soyunması, Sovyetler Birliği'ni harekete geçirdi. Sovyetler'in baskısıyla Bulgaristan Yönetimi'nin Türklere uyguladığı zulüm adeta tavan yaptı. 1950-51 yıllarında 212 bin Türk Türkiye'ye göç etti. Çoğu çiftçi, balıkçı, ormancı ve avcı idi.
1969-78 yılları arasında yakın akraba göçü yaşandı, 1985'de Türklerin isimleri, Bulgar isimleriyle değiştirilmek istenince buna karşı çıkanlar zindanlara atıldı ve yeni bir göç dalgası daha yaşandı. Bu defa; dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın girişimleriyle 310 bin Türk, Anadolu'ya yerleşti.
Onlar, orada ne öğrendilerse burada uyguladılar. Ülkelerini sevdiler.Politeknik eğitimi gördükleri için sanatçılıklarıyla donanımlıydılar. Ellerinden her iş geliyordu. Gecekondu değil, oturulur, konforlu evler yaptılar. Bayramlarda evlerine Türk bayrağı astılar, asla gösteriş meraklısı olmadılar. Neredeyse sıfır suç oranıyla topluma örnek bir kimlik sergilediler.
Balkan göçmenlerini küçümseyen beyinsizler, onları örnek alsa bu ülke ihya olur da...


Demokrasi nedir?
Demokrasi, Fransa'da olduğu gibi bir devrimin ürünüdür.
Demokrasi, bütün denenmiş yönetim sistemlerine bir başkaldırıştır.
Ve demokrasi, aslında, daha iyisi henüz bulunmamış bir rejimdir.
İyi yanıyla, iyi olmayan yanıyla monarşi geleneğinin süregeldiği ülkelerde bile ne yapıp yapıp yerleştirilmiş bir sistemdir.
Tanrı'nın insana verdiği akıl gibi "Artık onu en iyi kullanacak olan sensin" dediği cinsten bir yaşam biçimidir.
Gerçekten demokrasiyi kurallardaki kalıplar içinde mi kullanıyoruz, yoksa onu Tanrı'nın bize verdiği aklı devreye sokarak mı zenginleştirmeye çalışıyoruz.
Ve niye monarşi geleneğinin hüküm sürdüğü İngiltere'nin demokrasisi, bizimkinden daha fiyakalı?
Oy vererek yöneteceklerimizi seçmek yeterli mi?
O iradeyi, muhakememizle mi kullanıyoruz ya da peşin hükmümüz, fanatizmimiz bizi yönlendiriyor mu?
İşte sorun bu.
Bizde kurulan her yeni siyasi parti, daha çok demokrasi vaadi sunsa da, uygulamada öyle olmuyor.
Bocalıyoruz, demokrasi denen o dokunulmazı hırpalayıp duruyoruz.
Devrimciler, demokrasi vaat etmezler. Onlar, kendi değerlerinde oluşturdukları yönetimi gerçekleştirmek isterler.
Ne Lenin, ne Castro, ne Mao, ne Saddam Hüseyin,ne Kaddafi,  Fransa'yı örnek almadı. Onlar, kendi ürettikleri tarzı savundular.
Demokrasi, bazı ülkeler için yolu var olan ama ulaşılmayan bir rüyadır.
O ülkelerde hep yolculuklar yaşanır ama hedefe asla ulaşılamaz.

Dinimiz buyurur ki
Dünyanın en güzel dini Müslümanlıkta israf ve kibir yasaklanmıştır.
İsraf ve kibir, ortak yaşamın unsuru olan öteki insanları hiçe saymaktır. Onlara tepeden bakmak, onların hakkını, kendi malın gibi harcamaktır.
İsraf, İslamiyet’te, kendi zenginliğini bile layüsel harcayanları günahkar kılar.
Sözün özü şu ki, hangi siyasi görüşte olursa olsun, ülkeyi yönetenlerin bu iki emre pek uymadıkları görülüyor.
Hele şu geçtiğimiz mübarek Ramazan ayında.
Ülkeyi ve kentleri bilboard’larda adeta esir alan mesajlar, aslında bu iki yasağı çiğnemektir, hiçe saymaktır.
Kendinizi reklam edecekseniz; bunu kendi paranızla yapın ama yine de ölçülü yapın.
Hiç bir akla hizmet etmeyen bu anlamsız gelenekten de vazgeçin.

DSP'nin paralarına ne oldu?
DSP'yi Rahşan Ecevit kurdu. Çünkü eşi Bülent Ecevit, oyıllarda siyasi yasaklıydı.
Siyasi yasaklar kalkınca o, genel başkanlığa getirildi.
Partisi'ni evini yönetir gibi tam bir tasarruf zihniyetiyle yönetti ve devletin siyasi partilere yaptığı yardımları da har vurup harman savurmadı.
Tıpkı 1970'li yıllarda olduğu gibi işadamlarının partilere yaptığı yardımları seçerek kabul etti.
1973'de çalıştığım gazetenin sahibi olan holding, bütün siyasi partilere olduğu gibi CHP'ye de bağış yapmak istediğinde kabul etmemişti.
Buna rağmen aynı Ecevit, DSP'de parti kasasındaki mevcudunu 76 milyon 105 bin liraya çıkarmayı başardı. Aynı dönemde iktidar olan AKP'nin kasasındaki para 14 milyon lira civarındaydı.
Öldüğünde 50 yıllık bir siyasetçi olarak bu yönü çok vurgulanmıştı. Yerine seçilen Necdet Karababa , buparaya  pek dokunmadı ama Zeki Sezer ve tabii sonrasında Masum Türker, belli ki "Parti parası kasada durmaz, iktidar olmak için harcanır" mantığıyla açtılar kesenin ağzını ve var olan kaynağı dibe vurdurdular.
Gün geldi, Rahşan Hanım, bu gidişatı beğenmedi ve "Benim beynimde DSP tarihe gömülmüştür" dedi. Bu deyiş, yankı bulacağı yerde paralar daha da harcandı.
Şimdi durum nedir, bilmiyoruz.
Hazine bu yıl dört siyasi partiye 822 milyon lira yardımda bulunurken, DSP kendi başının çaresine bakmak durumunda.
O yüzden Ecevit'in bıraktığı paraların nereye harcandığı ciddi şekilde sorgulanmalı diye düşünüyorum. Çünkü Hazine'nin parası, bizim paramız.

Duvar Yazıları-İbrahim Ormancı
Aşkın gözü kördür derler. Sakar kadınlar erkeğin gözünü çıkarmış olduğundan olabilir mi acaba ?
***
Artık eşeği çayıra salmıyoruz, sosyal medyaya salıyoruz değil mi ama !...
***
Bir insan heykeltıraş olmuş kaç yazar? Yontulmadıktan sonra abi !.
***
Bu kadeh senin şerefine emmoğlu. Hesabı sen ödediğin sürece elbette !...
**
'' Asgari ücretli çalışan kişi 5 kişilik ailesine günde 3 öğün simit yedirse, ayda cebine 1120 lira para kalır, iyi değil mi? '' diyen zat, bir ay boyunca asgari ücretle geçinecek isen simitlerin benden !.
***
Kamil insanların nesli tükendi. Şimdi mamul insanlar revaçta!
***
Çok tembel çok. Uyurgezer de olmasa gezmeyecek!
***
Fakirimiz bedel öderken, zenginimiz hesabı bile vergiden düşer!




 

YORUMLAR

  • 0 Yorum