Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Bir zamanlar zabıta

15 Haziran 2021 - 07:30

Bir zamanlar zabıta

İzmir'de belediye 1866 yılında resmen kurulmuş olmasına karşın örgütlenmenin oldukça geç tarihlerde gerçekleştiği bilinir.
Özellikle İzmir'de çarşılarda satılmakta olan malların ve özellikle de, yiyecek maddelerinin denetlenmesi, uygulama olarak, kentte, belediye kuruluşundan çok daha önceleri başlatıldı.
Bazı gezginler, bu uygulamaların; belediye kurulduktan sonraki uygulamalardan daha etkin sonuçlar verdiğini yazar.
Rauf Beyru'nun “19. Yüzyılda İzmir kenti” adlı kitabındaki bir aktarımına göre; dünyada polisin (zaptiyenin) İzmir'de olduğu kadar etkili bulunduğu başka bir kentin var olmadığı belirtilir. Bu anlatıma göre, kentte, günlük tüketim mallarının tümünün fiyatları, kadı tarafından saptanır ve buna uymayanlar ya da hileli tartı ve ölçüler kullananlar hemen para cezası ve falakayla cezalandırılırdı. 

Kadının naibi (vekili), yanlarında zaptiyelerle, her hafta atının üstünde, yanında standart tartı, ölçüler ve de daralar olduğu halde bütün çarşıları dolaşır, böyle bir hata işleyen tacirlerin cezası, falaka, aynı sayıda kuruşa tekabül eden para cezası olurdu.
Suçlunun aynı zamanda, kendisini tutan, döven kişilere ve de falaka sayısını ve parayı sayanlara da bahşiş ödemesi gerekirdi. Cezasının sonucunda suçlu ayağa kalktığında-tabii kalkabilirse-naibin elini öper ve baba nasihatlerini alırdı.
Daha ciddi uygunsuzluklarda, suçlunun yüzü odun kömürüyle siyaha boyanır, horoz tüyleriyle süslenmiş bir başlık, türbanının yerine kafasına geçirilir, üzerinde kurşunlar ve çanlar bulunan ağaçtan bir çerçeve boynuna takılır ve suçlu bu halde sokaklardan geçirilirdi. O sırada sokaklarda bulunanlar, kendisiyle alay ederken küçük çocuklar da suçluya çamur fırlatırlardı.
Bazen de kişinin sakalı kesilir, yüzü siyaha boyanır, boynuna mezbahadan alınan dışkılardan bir çelenk takılır ve bir eşeğe ters bindirilerek; kuyruğu da tutturulmak suretiyle bütün kent sokaklarında dolaştırılırdı.

Hobi bahçeleri çıkmazı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, verimli tarım arazilerini talan eden hobi bahçelerine karşı sözüm ona savaş açtı.
Bakanlık, hobi bahçesi yapımına izin veren belediyelere de aba altından sopa gösterdi, “Sizi sorumlu tutarım” dedi.
Ne var ki, böyle bahçelerin sayısı giderek artıyor.
En çok da Menderes, Buca, Torbalı gibi tarım alanlarıyla yerleşim alanlarının sınır olduğu ilçelerde.
Yıkılan hobi bahçesinin sayısı 50'yi bile bulmaz. Bunca kıyamet koparmanın sonucu bu kadar.
Ama öte yandan hobi bahçesi sayısı neredeyse 10 bine ulaştı. Bunlar için yıkım kararı var ama yıkım yok. Çünkü itirazlar yapılıyor.
İlginçtir itirazlara Uşak'ın Banaz İlçesi'ndeki bir mahkeme bakıyor ve tüm başvurulara başvurucuların lehinde olacak şekilde karar veriyor.
Belediyeler, yıkım için araç gereç eksikliğinden yakınıyor, Bakanlık ise “Yıkın, parasını ev sahibinden alın” diyor.
Böyle bir kısır döngü içinde sorunun çözülmeyeceği ve çözülemeyeceği aşikar.
Bu hobi bahçeleri bir gecede yapılmıyor. Subasman süreci var. Görülüyor, yıkılmıyor. Kaba inşaatı var, görülüyor, yıkılmıyor, ince inşaatı bitiyor, görülüyor, yıkılmıyor. Bina bitiyor, adam içine yerleşiyor, o zaman yıkılmasına karar veriliyor.
İçeriye oturan adam bir de çatıya Türk bayrağı astı mı git de yık.
Bu yaşanıyor.
Ve ne kadar da gülünçlük yaşanıyor, değil mi?

Kongreler

Pandemi dolayısıyla kongreler bir türlü yapılamıyor.
Anlaşılan o ki, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Kongresi de bu yüzden bir hayli gecikmeli olarak yapılabilecek.
Cemiyetin yaklaşık bin üyesi var.
Bu bin üyenin yüzde 30'u 65 yaş üstü ve kendini karantinaya almış. Çeşme'de, Kuşadası'nda, Didim'de, Foça'da tatilde. Yerinden kıpırdamak istemiyor. Onları, açık havada yapılacak olsa da kongreye getirmek bence hiç de sanıldığı gibi kolay değil.
Kongre, cemiyet tarihinin en önemli, ama hiç önemsenmeyecek bir tablo yaşanan kongresi.
Bir yanda cemiyeti şirket haline getirmiş, para kazanan bir konumdaki mevcut cemiyet var, diğer yanda bu düzeni yıkıp genç gazetecilere daha çok sahip çıkmayı, hatta basın kartı olmayanları bile üye yapmayı vadeden adaylar var.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti, 1946 yılında kuruldu ve o yıldan beri sadece basın kartı sahiplerini bünyesine üye olarak aldı. Basın kartı sahibi  olmak, gazetecilik adına bir vize almak olarak kabul edildi de ondan.
Kongrenin kesin tarihi konusunda hala şüpheler var ama bu ay yapılacağı kesin.
Şu anda dört aday görünüyor. Murat Atilla, Dilek Gappi, Mustafa Yılmaz ve Mehmet Ali Okumuş.
Bin üyeden her biri bence aday olma hakkına sahip. Önemli olan cemiyetimizi daha iyi günlere taşımak. Bu hizmet yarışında hepsine başarılar diliyorum ama bazı etkin ve yetkin abilerin cemiyet seçimlerimize, nasıl edindikleri tartışmalı olan güçlerini kullanarak müdahalesini de doğru bulmuyorum. Bu abiler, otursun oturdukları yerde; biz merak etmesinler, en iyisini seçeceğiz ve yolumuza devam edeceğiz.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Doktora '' Verdiğiniz haplar beni uyutuyor ''dedim. ''A Haber seyrederken içmeyin demedim mi'' deyince sustum
***
Yakında '' Benimle birlikte Sedat Peker videoları izlemeye var mısın? '' şeklinde evlilik teklifleri edilirse hiç şaşırmayacağım!
***
Fahiş ÖTV zamlarını vatandaşa müjde diye verecek cesur yandaş gazeteler ve gazeteciler yok mu bu ülkede?
***
Etin kilosu 100 TL olmuş. Vejetaryen olmanın zamanı geldi de geçiyor!
***
Başım belada. İphone'mi düşürmüşüm helada. Nereden baksan tutarsızlık. Nereden baksan ahmakça!
***
Benim sadık yârim başkasına kaçıp Esra Erol'un programına çıkmayandır!
***
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ''Turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız” demişti. Yabancı arkadaşlarımın beni sosyal medyada görmeleri sayılır mı Mevlüt Bey?




 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test