Bir abideyi uğurlarken...
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Bir abideyi uğurlarken...

30 Temmuz 2019 - 06:14

Bir abideyi uğurlarken...
Işılay Saygın'ı, siyasetin mümtaz ismi, muhteşem bir kadını dün sonsuzluğa uğurladık.
Işılay Saygın, son 45 yılda bu ülkenin yetiştirdiği en önemli siyasi figürlerinden biridir.
Kendisini 1973'te Buca Belediye Başkanı seçilmeden önce tanıdığımda 26 yaşındaydı. Ekspres'te Haber Müdürü iken kendisiyle ilk röportajı Gönül Tavoğlu'na yaptırmıştım.
Aslında bu röportaj genç Işılay Saygın için büyük ve başarı dolu uzun bir yolculuğun, fırsatlarla dolu başlangıcı olmuştu.
Röportajı gören; gazetemizin sahibi konumundaki Yaşar Holding İdare Meclisi Başkanı Selçuk Yaşar, beni arayarak kendisine tam destek vermemizi ve bununla ilgili yapılması gereken ne varsa, kendisinin üstleneceğini söyledi.
Işılay Saygın, genç yaşta başkan seçildi ama hiç şımarmadı. Çalıştı, işini sevdi, insanları sevdi, zaman mefhumunu kafasından silerek 24 saat çalıştı.
Onun iki yaşı insanlar bile kendisine "Abla" dediler.
Küskünler, işsizler, ihtiyaç sahipleri kapısına dayanır, onları asla geri çevirmezdi.
Kendisiyle bu süreçte sıkça görüşmemiz olur, fikir alışverişinde bulunurduk.
İnanılmaz sırları paylaştık ama ser verdik bu sırları başkasına vermedik.
Buca Belediyesi'nin, şimdi Pembe Köşk adıyla faaliyet gösteren binasında topu topu 20 personel çalışırdı. Çoğu da arkadaşım. Şahin, Erşen, Kemal, Sedat...
Onları bir antrenör gibi yönetir, her gün motive ederek hizmet çarkında tutardı.
Belediyenin parası yoktu. Ama yaratırdı. Başbakan Süleyman Demirel'i direkt arayabilen sayılı başkanlardan biriydi.
Baba "Söyle kızım” der, isteklerini yerine getirirdi.
Tarihi Davud Köşkü'nden devşirme belediye binasını ısıtmak dertti. Odasında kazaklara bürünmüş oturur, evinden getirdiği, akşam yine götürdüğü elektrikli sobasıyla ısınırdı.
Ne yazık ki bu sobaya ne idüğü belirsiz 12 Eylül darbeci zihniyeti el koymuştu.
Adalet Partiliydi.
Darbeden sonra Ege Ordu Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksel, partisinden istifa ederse belediye başkanlığına devam edebileceğini söyledi, kabul etmedi. Çünkü o sırada Süleyman Demirel gözaltındaydı ve vicdanı buna elveremezdi.
Sonra milletvekilliği, bakanlıklar...
Ve illa da Buca.
Buca'da babası adına cami külliyesi, annesi adına bir lise yaptırdı. Kendisi de Aliotti Ailesi'ne ait tarihi bir binayı satın alıp yerleşti.
Ve sağlığında olumsuz değişimler başladı.
Sık sık hastanelere gitmeye başladı.
Ciğerleri iflas etti ve yaklaşık üç hafta önce de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'ne kaldırıldı. Üç gün sonra da yoğun bakım servisine alındı. Uyutuldu. Çünkü tedaviye uyum sağlaması için bu gerekiyordu.
Yaşamadı, yaşatıldı.
Doktorların olağanüstü gayretleriyle üç hafta yoğun bakımda kaldı ve Cumartesi sabaha karşı gözlerini yumdu.
Tedavisiyle baştan beri ilgilenen Prof. Dr. Nesrin Moğulkoç ile konuştuk. Sebebi ne diye.
"Bilinmiyor" dedi ve böyle bir hastalığın 100 bin kişinin 10 kişisinde görülebileceğini, bunun için hastane bazında eğitimlerini artırdıklarını söyledi.
Türk siyasetine damgasını vurmuş, toplumun nice arızalarını, çıkarttığı kanunlarla çözümlemiş, ömrünü hizmete adamış bir kadındı Işılay Saygın.
Onu tanımakla kendimi şanslı addediyorum.
Nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun.
Türkiye, Işılay'ını unutmayacak.


Gazete tiryakiliği
Eskiden gazete tiryakiliği diye bir şey vardı.
İlk okuduğum gazete Yeni Sabah olduğu için biliyorum.Romanları, çizgi romanları ve tarafsız bir yayın politikası vardı.6 sayfa çıkıyor ve bize yetiyordu.
Safa Kılıçlıoğlu, gazete 60 bin satarken, işçilerin bir sendikal faaliyeti nedeniyle gazeteyi kapattı.
Sonra Hürriyet tiryakisi olduk. Hikmet Feridun Es'in gezileri, röportajlar, renkli haberler.
Hürriyet, yılda iki defa kurufasulye fiyatını manşet yapardı.
Ve derken Tercüman'a yöneldik. Pehlivan tefrikaları, Şahap Ayhan'ıncüretkar çizgi romanları, Tercüman için bize "Gel de alma" dedirtirdi.
Sporu sevenler Milliyet, Demokrat Parti'ye karşı olanlar Cumhuriyet almaya başladılar. Milliyet'te Çetin Altan, sonraları Hasan Pulur, gazeteyi sattıran yazarlar konumundaydı. Hürriyet'te Emin Çölaşan'ın hızlı dönemi, gazeteyi tirajda en tepeye yerleştirmişti.
İzmir'de "Bir ekmek bir Yeni Asır" geleneği vardı ve Yeni Asır bu yüzden her eve girerek 200 binlere kadar tiraj yapar konuma gelmişti.
Bugün bakıyorum, böyle bir tiryakilik yok olmuş.
Sözcü dışında, köşe yazarıyla satan gazete sayısı o kadar az ki.
Ve de bu yüzden tirajlar giderek düşüyor.
Sayfa adedi artsa da gazeteler satmıyor.
Çünkü o tiryakilik kalmamış.
Ben, "Hasbi Tembeler", "Güngörmüşler" gibi çubuk resimli romanları yayınlayacak Hürriyet'in yeniden tiraj patlaması yapacağına inanan bir fanatiğim.Doğru yanlış buna inanıyorum.
Artık roman yok, tefrika yok, seri röportaj diye bir şey yok, her gün birinci sayfada karikatür yok.
Her şey yok edilmiş.
Tiryakilik bitmiş.


İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları
Çok HIRSLI bir insan ol ama hırsından dolayı HIRSIZ olma asla  !...
***
Aynı tas, aynı hamam. Sadece tellaklar değişti  !...
***
Yıllardır hep İNCELİK gösterdim ama değmezmiş. Şimdi yeni felsefem “İnceldiği yerden kopsun ‘’ !...
***
Programı yarıda kesen sunucuya , Ahmet Hakan PİŞKİN diyebilir miyiz sizce de ?
***
Haltercidir kendisi. Dünya ağırlığı kaldırıyor ama bir şaka kaldıramıyor  !...
***
Çok fakir bir delikanlı. O yüzden kızlara ÇUL KOLEKSİYONU’nu gösterebiliyor ancak  !...
***
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar. Ne kadın dırdırı, ne korna sesi. İmreniyorum sizlere  yahu  !...
***
Karıma dayanamayıp ‘’Kafamı ütüleyip duracağına, gömlekleri ütüle‘’ diye çıkıştım. Bir haftadır benimle konuşmuyor !...
***
Şeker gibi bir insandı ama diyabet hastalığına yakalandı  !...


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum