Barış başka af başka
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Barış başka af başka

20 Haziran 2019 - 09:38

 Türkiye, geçtiğimiz yıl, dünyada benzeri olmayan bir devlet politikasıyla karşılaştı.
İmar Barışı adı altında sunulan bu uygulamada, imar affı gibi bir garabet detay da vardı.
Aklı selim insanlar, önü açık, istismara müsait, kontrolü imkansız, ülkenin tarım alanlarını tarumar edecek böyle uygulamaları onaylamıyor.
Devletin hesabı başka. İmar Barışı adı altındaki uygulamalarla bir yıl içinde 60 milyar lira toplamayı garanti etti ya bu, ona yeter de artar bile.
Ve bir de İmar Barışı'nı İmar Affı ile karıştıranlar, hata üstüne hata yaptılar. 31 Aralık son gün olmasına rağmen, diledikleri yere diledikleri binaları kurdular, ruhsat almayı bekliyorlar.
Aslında Hükumet, bu konuyu yüksek sesle dillendirseydi ve vatandaşı gereği gibi uyarsaydı bunlar olmayacaktı.
Hükumet 2B arazilerinin değerlendirilmesi amacına yönelik uygulamalarda imar yasalarına aykırılıklar görüldüğünde, tahsil edilen paraların bile geri ödenmeyeceğini duyurdu ama dediğimiz gibi çok kısık bir sesle.
Şimdi şehir merkezlerinden biraz uzaklaşın ve doğaya doğru açılın. En verimli arazilerde bile yeni yapılar göreceksiniz. O toprak artık tarla olmaktan, bahçe olmaktan çıkmış, bir evin yaşam alanı haline dönüştürülmüştür.
Tarım örgütleri, bu konuda teyakkuz halinde. Hem bu gidişe son vermek, hem de hobi bahçeleri adı altında tarlaları tarım alanı olmaktan uzaklaştıran uygulamalara dikkati çekmek için var gücüyle çalışıyor.
Bu yüzden ister istemez çok canlar yanacak, uydudan tespit edilen yapılar belki yakında yıkılacak, imar barışı çerçevesinde ödenen paralar da yanmış olacak.
Özetle durum bu.


Süleyman Demirel'i anarken...


Siyasette yıldızı parladığında kimi ona "Amerikancı" yaftası taktı, kimi "Morrison Süleyman" dedi. Kimisi de masonluğunu yerdi. "Çoban Sülo" diyerek onu  alaya almaya kalkanlar da düş kırıklığına uğradılar kısa sürede.
Ama Süleyman Demirel, Türk siyasi tarihinde bir döneme damgasını vuran önemli bir figür olarak yerini aldı.
Demirel'i, geçenlerde ölümünün dördüncü yılında hasret ve sevgiyle andık.
İyi bir siyasetçiydi ama en çok da mühendislik dehasıyla övünürdü. GAP, Atatürk Köprüsü, üniversiteler, yollar, barajlar, okullar, köprüler yaptı.
İstemezükçüler, bütün bunlara karşı çıkarken Süleyman Demirel, o istemezükçüleri bile utandıracak bir duruş sergiledi siyasi hayatında. Kimseyi kırmadı, kimseyi üzmedi, toleransını her alanda gösterdi ve zaman içinde her kesimin büyük sevgisini kazandı.
Cumhurbaşkanlığı dönemindeki tavrı da çok önemlidir. Adalet Partisi kökenli olmasına rağmen bu makamda tarafsızlığını korumayı başarmış nadir cumhurbaşkanlarından biridir.
Gazetecileri sever, gazeteciler de hangi gazetede çalışıyor olursa olsun onu severdi.
Süleyman Demirel, Türk siyasetinin güçlü bir ismidir ve hep öyle anılacaktır.
Sevgili dostum Avni Ersoy, ölüm yıldönümü nedeniyle Isparta'daki mezarı başında düzenlenen anma törenine katıldı. İzlenimlerini aktarırken gerçekten duygulandım. Parti farkı gözetmeksizin herkesin orada olduğunu anlattı Avni.
Böyle politikacılar, devletin sıkı birer çimentosu oluyor gerçekten.
Demirel'i özlüyor ve arıyoruz.

Başkanların yeni taktiği
 
Duyuyor ve gözlüyorum... Başkanlar, seçim propagandalarında dillendirdikleri "Kapımız size hep açık olacak" sözünü külliyen tutmuyor.
Haklı yanları var. Haziran'ın ortası olmuş, hala tebrik kuyrukları oluşuyor kapı önünde. Hep aynı terane.
"Hayırlı olsun."
"Sizin için az çalışmadık."
"Artık bizim yeğene bir iş verirsin herhalde."
"Allah başarını daim etsin."
...
Proje getiren, akıl veren, eski fotoğrafları gösteren de var.
Böyle ziyaretler çok da can sıkıyor.
O yüzden başkanlar, randevu verirken, kurunun yanında yaşı da yakıyorlar, mesafeyi iyiden iyiye koyuyorlar.
Sokağa çıkıp şöyle halkla buluşan, kaynaşan başkan örnekleri var.
İşte bunların artması ve tümüne böyle bir alışkanlık kazandırmasıdır beklentimiz.
Bu taktik, inanın tutacak ve başkanların da halkın da çok hoşuna gidecek.
Halkla kaynaşacak zaman her zaman bulunur çünkü.

Biraz su, biraz deniz

İmamoğlu-Yıldırım açık oturumunda gözden kaçan bir detay vardı.
Adaylar, İstanbul suyunun içilmesi konusunda vaatlerde bulundular. Bir cümle ile geçiştirdiler, o kadar.
Aslında önemli bir konu. İzmir için de.
İzmir'e dönelim. Bu kentin suyu rahatlıkla içilebilir mi?
Bu garantiyi verecek biri var mı?
Kent insanını, kaynağı konusunda tereddütler oluşturabilecek başka alternatiflere mecbur eden bu durum, gerçekten giderildi mi?
Geçmişteki Osmanağa suyu, Halkapınar suyu gibi kaynaklardan elde edilip rahatlıkla içilebilen su, yine çeşmelerimizden akıyor mu?
Ambalajlı su piyasasında büyük bir rant var. Ünlü bir markanın çok satan suyunu, kullandığı kaynaktan tamamen temin etmesinin imkansız olduğu bile söyleniyor. O da gidip çeşme suyu veya başka kaynak suyu ile arayı kapıyormuş.
Büyük kentlerde bu garantiyi vermek zor ama kaçınılmaz.
Ayrıca körfezde ne zaman denize gireceğiz. Aziz Bey'in verdiği vaatleri Tunç Bey'den de duymak ve bir tarih belirlenip deklare edilmesini istiyor ve bekliyoruz.
Körfezde denize girilebilme bölgesi nereden başlıyor, nerede bitiyor; Yaz mevsiminin geldiği şu günlerde öğrenmek hakkımız.

Duvar Yazıları-İbrahim Ormancı

Yetkili kişilerden sorumsuz demeçler çıkıyor. Demek gerek ''Senin yaptığını SORUMLU bile yapmaz '' diye !..
***
Bir dilekçe yazmak için avukatlar para istiyor. Ana muhalefetin başına tokat atıyorsun. Hooop 800 avukat yanında!
***
Kurdun beyni sulanınca olacağı şey ancak mankurt olmaktır!
***
Dönerse senindir. Yanar  dönerse gittiğine şükret!
***
Çubuk'ta saldırgan, her nedense çar-çubuk salıverildi!.
***
Ülkütücülerin başlarında Devlet Bahçeli olduğu sürece, çok  ülkütücü oluyorlar!..
***
Bi-linçli bir halkımız var hamdolsun. Linçten başka bir şey bilmeyiz hani!..
***
Ben o kadar kazak erkeğim ki, kendi kazağımı kendim örebiliyorum. Hanım öğretti sağ olsun!...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum