Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

[email protected]

Atatürk'ün leblebilerini çalan çocuk

22 Ağustos 2020 - 07:35

Atatürk'ün leblebilerini çalan çocuk

HanriBenazüs, 90 yaşında. 516 yıldır bu topraklarda yaşayan bir Musevi ailesine mensup.
Benazüs'te Atatürk sevgisi, taa 6'li, 7'li yaşlarda başlamış.
Atatürk'ün o meşhur Beyaz Tren'i ile Ortaklar'ageleceğini öğrenen küçük Hanri, babasını ikna ederek istasyona  gitmiş. Sahanlıkta durup vatandaşlarla sohbet eden Gazi'ye el sallamış.
Akşam saatleri. Güneş battı batacak, Atatürk, yanına çağırmış, karşısına oturtmuş.Önünde bir kase dolusu leblebi ve bir kadeh rakı.
Büyük kurtarıcı, zaman zaman eline aldığı kadehi pencereden uzatıp tanıdık simalara hitap ederek "Mehmet, şerefine, Ali, şerefine" diyormuş ki,leblebiye dayanamayan Hanri, bunları avuçlayıp ceplerine doldurmuş.
Atatürk sormuş:
"Adın ne?"
"Hanri efendim. HanriBenazüs."
Gazi gülümsemiş. Hizmetliye biraz daha leblebi getirmesini söylemiş.
...
HanriBenazüs, o muhteşem günü unutamıyor.
Her seferinde arkadaşlarına anlatmış bunu.
Adı "Atatürk'ün leblebilerini çalan çocuk"a çıkmış.
Ve sonra hep Atatürk'ü sevmiş. Taparcasına.
Atatürk Lisesi'ne girebilmek için torpil bile yaptırmış.
İş hayatına atılmış. YU-Pİ'yi kurmuş, Altay Kulübü’nde başkanlık yapmış.
Ama hep aklında Atatürk.
Bir gün ; vaktiyle Atatürk'le röportaj yapan Amerikalı gazetecinin elindeki orijinal fotoğrafları satın almak için günü birlik Amerika'ya gitmiş.
Ondan sonra kim tutar HanriBenazüs'ü.
Durmaksızın Atatürk'ün orijinal fotoğraflarını biriktirmek için elinde avucunda ne varsa tüketmiş.
Öyle bir tüketmiş ki, sonunda; kendisi gibi Musevi bir yöneticinin başında olduğu; Yaşar Holding bünyesindeki finans kuruluşundan borç almak zorunda kalmış.
Ve ödeyememiş.
Bu olayın, Selçuk Yaşar'ı çok kızdırdığını hatırlarım. Selçuk Bey, o yıllarda Milliyet'te çalışırken bana bir teklifte bulundu ve Holding'te çalışmaya başladım. Bu süreçte HanriBenazüs'e hayli göndermeler yapan bir kitabı kaleme aldım. 50 adet basıldı ve "gerekli" adreslere gönderildi.
Elinde inanılmaz bir koleksiyon var ama kendisi huzurevinde yaşadı yıllarca.
ABD Merkezli Atatürk Derneği, geçtiğimiz Mayıs ayında ona Atatürk Ödülü verdi ama Amerika'ya gidemedi. Ödül internet üzerinden takdim edildi.
Atatürk'ün leblebilerini çalan çocuk,belki ekonomik sorunları var ama anılarıyla onurlu yaşıyor.
Ve bir dipnot:
Ne yazık ki, Atatürk'ün o tarihi meşhur treni, teşhir edildiği yerinden kaldırılarak, gar içine taşındı. Zaten ziyarete bir süredir açık değildi. Hepten gözden ırak hale getirildi.
Sonuçta yanlış oldu.

Bombacı Halil'i unutmak mı?...

Tarih 22 Kasım 1967. Yer Alsancak Stadı. Saat 19.30.
UEFA Kupası'nda Göztepe-Atletico Madrid maçının rövanşı oynanıyor. Göztepe'nin maçı 3-0 kazanması gerek.
Önce oynanan bir dostluk maçından sonra Bulgar hakem düdüğünü çaldı ve maç başladı.
Haldun Simavi'nin sahibi olduğu Fotospor dergisi adına foto muhabiri olarak sahadayım.
İlginçtir; İzmir'de gazeteciler arasında ilk renkli fotoğrafı çekeceğim.
Makinam donanımlı olmadığı için iki pozometre ile çalışıyorum.
Tribünler tıklım tıklım.
Müthiş bir heyecan ve maç 2-0 Göztepe lehine gelişirken son dakikalarda sarı kırmızılılar bir penaltı hakkı kazanıyor.
Penaltıyı kimin atacağına ne teknik direktör Adnan Süvari,ne de yardımcısı Ahmet Cücen karışmak istiyor.
Kaptan Gürsel Aksel üstleniyor sorumluluğu. Topu alıp çizgiye giderken takım arkadaşları, kulağına bir şeyler fısıldıyor ve topun başına Bombacı Halil(Kiraz) geliyor.
Çekiyor şutu. Top ağlarda.
Skor 3-0.
Göztepe kurtuluyor.
Muhteşem bir skor.
Takımda Bucalı iki arkadaşım var. Nihat Yayöz ve Ertan Öznur.Fotoğraf makinamı kale direğinin dibine bırakıp gözyaşları arasında onlara koşuyorum. Sarılıyoruz.  Sevinç gözyaşları döküyoruz.
Tribünler ayakta.
İşte o Halil'i kaybettik geçenlerde.Bombacı Halil'i.
Göztepe'yi efsane takım yapan yılların yaratıcılarından.
Onu kim unutur ki?
Bırakın Göztepeli olmayı,İspanyol takımını dize getiren adamı; tuttuğu takım ne olursa olsun kim unutabilir ki?

Tedbirli taksici

Bu fotoğrafı ortopedi uzmanı dostumuz Doç. Dr. Levent Köstem çekmiş. Bindiği taksinin sürücüsü, kendisini Corona'dan korumak için böyle bir tedbir almış. Aslında buna benzer uygulamalar, taksi şoförlerine yönelik saldırı ve gaspların yoğunlaştığı 90'lı yıllarda vardı. Sonra vazgeçildi.
Doğrusu, böyle derme çatma olmak yerine, ucuz ama etkili demonte bir seri imalat için İzmir Şoförler Odası’nın ön ayak olmasıdır herhalde.
Başkan Celil Anık'ın dikkatine diyorum.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Gazetede soruyor. Çipli hapı yutar mısınız? Yanıt veriyorum: Millet olarak neleri yutmadık ki?
***
Altı kaval, üstü Şişhane. Moda programı seçmelerine gelmiş bir de’
***
İnsanın içinde nötronlar çarpışırken, başkalarına karşı nötr olması ne denli anlamlı?
***
Ağır ol molla desinler, her şeyden rahatsız ol nanemolla desinler!
***
Eskiden salon erkeği diye bir şey vardı. Şimdi sanal erkekler moda!
***
Her Türk'ün asker doğup doğmadığını bilemem ama her Türk'ün laf cambazı olarak doğduğu kesin bilgi!
***
Aşkın gözü körse, aşığın kendisi bonkördür! İşçilerinin hakkını vermeyen patron. Puroyla saadet olmaz bilesin!
***
Resmin günah olduğunu söyleyenlerin ‘Büyük resmi görmek lazım’ demesine gıcık kapıyorum var mı ötesi?
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
test