Arıların nefesindeki mucize
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Arıların nefesindeki mucize

03 Aralık 2019 - 06:14

Arıların nefesindeki mucize

Almanya'da Hans Munch, geçirdiği trafik kazasında ağır hasar görmüştü. Kendini avutmak için arıcılık yapmaya karar verdi. Bütün gününü arıların yanında geçirdiği için özellikle müzmin hale gelen baş ağrılarından kurtulmuştu.Özellikle kovanların ağzını açınca kendisini çok iyi hissediyordu.
Bir şeyi keşfetmişti:Arıların nefesleri ona şifa veriyordu.Kovanlardaki bu havayı alıp içine çekmeyi sağlayan aparatı da yapınca kısa sürece iyileşti.Ondan sonra Hans, bu yolla başkalarını da iyileştirmeye başladı.
Sadece nefesle yetinmeyen Ruslar da frekans yoluyla arıdan şifa elde etmeyi başardılar.Çernobil'de radyasyon alan bir doktor, bu yolla sağlığına kavuşmuştu.
Karaburun'da yaşayan bir gazeteci, bu öğrendikleriyle kendi çapında çalışma yapıp astımını yendi.
Karaburun'un Parlak köyü Badembükü mevkiinde yaşayan Hüseyin ve İlhan Ceylan kardeşler, 1989 yılından beri sürdürdükleri arıcılık mesleğini, şifaya dönüştüren bir projeye de imza attılar. Edindikleri arazide ahşap kulübeler kurarak içeride hem arıların nefes yoluyla, hem de frekanslarıyla insanlara şifa dağıtmaya başladılar.
Bunu ticari anlamda yapmıyorlar ama ister kırığı olsun, ister psikiatrik sorunu, bu yolla onları bir haftalık kürlerle sağlıklarına kavuşturuyorlar.
Hüseyin Ceylan, arılarla insanların genetik benzerliklerine değiniyor ve şöyle diyor:
“Aslında Akşehir'de Ahmet Yesevi'nin talebesi olan Hacı İbrahim Sultan Dede'nin türbesinde 1360 yılından beri arı kovanı vardı ve bu yolla insanlar şifa buluyordu. Bu kovanlardan İkinci Dünya Savaşı'na kadar bal alındığını biliyoruz.Ayrıca türbenin yakınındaki bir deliğe elini sokanlar, içerideki böceklerle temas ettiklerinde de şifa buluyorlarmış. Mesela böcek eline değdiğinde, uzun zaman doğum yapamayan kadınlar hamile kalabiliyormuş.Sonra da çocukları olduğunda adlarını İbrahim koyuyorlarmış."
Hüseyin Ceylan, özellikle 15 Mart ile 1 Haziran arasında uyguladıkları kürlere tercihan çocukları kabul ettiklerini ve yaklaşık 4 bin kişinin kendilerine başvurduğunu söylüyor, "Hepsine cevap verecek bir altyapımız yok.Bu kadarıyla yetiniyoruz. Yılda en çok 15 kişiyi kabul edebiliyoruz" diyor.

İmza budur

İmza, bütün dünyada kabul gören görüşe göre hukuki bir kimliktir. Ancak Türkiye'de imza kanunu yok, imza hukuku var. Bu da şöyle bir çelişki yaratıyor:
İmza, şahsın hukukunun güvencede olmadığını ortaya koymaktadır.
Uygulamalarda görülüyor ki, imza derinliğine dikkate alınmıyor ve çoğu kere hukuk çerçevesinde tutuluyor.
Uzmanları, sahte imzayı belirliyor ama inisiyatif yine onlarda. Somut gerekçeler sunulamıyor.Oysa gerçek imza diye bir tanım var. O da tıpkı Atatürk'ün imzalarında olduğu gibi ismin ve soyadının açıkça yazılması.
Bunun da bir hikayesi var. İmza hukuku uygulamasına geçildiği günlerde Atatürk, Robert Kolej'de matematik ve kaligrafi dersleri veren Ermeni asıllı HagopVaryanÇerçiyan'a imza örneğini çizdir miştir.İmzada K.Atatürk yazıyor. Yani en azından soyadı açıkça belirtilmektedir.
Atatürk, yıllarca bu imzayı kullandı. Ancak bunun yeterli olmadığını gördü. Kargacık burgacık imzalar yanında kendisinin bir örnek olması gerektiğine inanıyordu ve 1930'lu yılların sonlarına doğru, yani ölümüne yakın günlerde yeni bir imza örneği hazırlattı. Burada Kemal Atatürk adı açıkça okunuyordu.Ancak bunu çok az yerde kullanabildi.
Sözün özü, imzaların; Atatürk'ün bu son imzası örnek alınarak oluşturulması ve bir imza kanunu çıkartılması şart. Bu, konu ile ilgili tartışmalara son verebilir. İmza hukuku, güvenceyi tam verebilecek bir yapıya ancak kanun çıkartılması ile kavuşabilir.
Yani çoğumuz, imza atarken kendi güvencemizi riske edecek hatalar işliyoruz.

Karaburun denizi de sizlere ömür

Hükumete yakın bir holdingin; yıllarca çalışma yaptığı Bodrum'dan çevrecilerin baskısıyla ayrılması, Karaburun için kötü oldu.
Bu holdingin; Parlak köyü Badembükü mevkiinde, belki de Türkiye'nin en temiz denizinde kurduğu balık çiftliği, özellikle Akkum sahilini ciddi şekilde tehdit ediyor.
Daha çiftliğin kurulmasının ardından iki ay geçmeden, bu sahilde; kirli denizin işareti olan midye boy göstermeye başladı.
Köy tetikte, hatta Karaburun tetikte.Çevreci ve avukat Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan'ın ilçedeki Kent Konseyi ile ortaklaşa hareket ederek bir mücadele programı hazırladığını öğrendim.Parlak'ın Kadın Muhtarı Kadriye Gültekin de aynı ekipte mücadele ediyor.
Kadriye Gültekin, bu yatırımı tam bir çevre katli olarak nitelendiriyor ve "Bir plan hazırlıyoruz. Bütün köy halkı buna karşı duracağız ve gücümüzü göstereceğiz" diyor.
Diyor ama yatırımcı firma atı alıp Üsküdar'ı çoktan geçmiş.
Bunun en net göstergesi de Akkum sahilindeki midye yuvaları.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Durakta kısa saçlı bir kız, uzun saçlı erkeğe '' Saçın uzun aklın kısa senin '' dedi. Koyverdim o an makaraları  !...
***
Etliye sütlüye karışmayan kuşaklar yetiştirdik hamdolsun. Şimdi protein eksikliği çekip duruyorlar!
***
Yıldırımlar yaratan bir ırkın ama ne zaman bir gök gürültüsü duysa ''Eşhedüenla ilahe illallah'' diyen bir ırkın da ahfadıyız yalan mı !...
***
Kimi erkekler HALE'NİN peşinde, kimi erkekler de İHALENİN !....
***
O sözü de güncellemek gerek mirim. Eller gider Mars'a, biz yürürüz eğer mecal varsa. Ha haha!.....
***
Artık devrik cümleler değil, savruk cümleler kuruyoruz hayatımızda !.
***
Ben de Kayahan gibi odalarda ışıksızım. Bil bakalım neden? Elektrikler yine kesik. Bingo !..

 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum