Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

Arabalar ve insanlar

04 Temmuz 2020 - 07:12

Arabalar ve insanlar

Hafta başında aynı gün hem bir özel hastanede, hem de 6.Sanayi'de idim. Yani araçların bakımının yapıldığı, onarıldığı sitede.
Abartmıyorum:
Özel hastanenin göz kliniğinde sıra bile yokken sanayide egzozcununönü sıra olmuştu.
Özel hastanede gastroentoloji servisi doktoru, hasta olmadığı için dışarı çıkmış, koridorda bacaklarını açmak için zorluyordu.
Sanayide ses sistemleri dükkanları sıra oluşturmuşken; hastanede kulak burun boğaz kliniği bomboştu.
Demem o ki, insanoğlu, arabasına kendi canından daha çok değer veriyor.
Biliyorum; klasik bir söylem ama bu gerçeği her geçen gün daha acı bir şekilde gözlemliyor, yaşıyoruz.
Sağlık o kadar önemli ki, önemsemiyoruz.
O kadar değerli ki, değerini bilmiyoruz.
Varsa yoksa arabalarımız.
Midemiz guruldasa umurumuzda değil, arabanın altından bir ses çıksa hemen soluğu serviste alıyoruz.
Yeni dünya düzeni bu alışkanlıklarımıza bir çekidüzen verir mi dersiniz?

Büyük lokma ye...

"Tunceli'de işsizlik sıfır"
"Tunceli'de suç oranı sıfır"
"Tunceli'de göç sıfır"
"Tunceli'de Korona sıfır"
Damarlarında komünist kanı dolaşan ahalimizin neredeyse marşı haline gelmişti bu söylemler.
Sonra küt diye bir haber:
Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet MaçoğluKorona'ya yakalandı.
Ertesi gün bir haber daha: Başkanın eşi ve kızı da pozitif çıktı.
Şükür ki, sağlık durumları iyi.
Ama o sloganları adeta bir marşa döndürmeye kalkan dostlara bir soralım:
Komünist olmak mı Tunceli'de suç oranını sıfıra indiriyor, işsizliği bitiriyor, Korona'ya geçit vermiyor?
Burada ülkeyle entegre olmamış bir rejim söz konusu.
Komünizm, taa 1947'den beri ülke insanının benimsemediği ve milli politikaların hep ona karşı olduğu bir model olmadı mı?
CHP'li Şükrü Saracoğlu'nun hem aşırı solla, hem de komünizmle nasıl mücadele ettiği yıllara ait o kadar çok anı, o kadar çok, kitap, film var ki.
İzleyin Tarık Akan'ın "Karartma Geceleri"ni, anlarsınız gerçeği.
Tunceli'de düzgün, dürüst, mütevazı, iş bilen bir başkan var. Ve ona inanan, güvenen insanlar.
Model budur:
Dürüstlük ve güven.
Ve tabii destek.
Korona'nın sıfırlanması beklentisinin düş kırıklığına yol açması meselesine gelince, o kadar da olsun artık.

Matematiği sevdirebilsek

Geçtiğimiz günlerde LGS yani Liseye Giriş Sınavı yapıldı.
Milyonlarca ortaokul mezunu genç, geleceğini belirleyecek önemli bir sınavda ter döktü.
Sonuç şaşırtıcı olmadı:
Matematik ve fen sorularından öğrencilerin hemen hemen tamamı tabir caizse dökülmüştü.
Sorular mı zordu?
Elbette hayır.
Türkiye'de matematik ve fen derslerinde gençlerimiz nedense yeterince başarılı olamıyor.
Bu sonuçları tecrübeli eğitimci dostlarımla konuştum.
Aynı cevabı verdiler:
"Bizim eğitim sistemimiz, gençlerimize matematiği sevdirmiyor"
Biz de o yollardan geçtiğimiz için biliriz; matematik, çoğunluğumuz için sevimsiz bir dersti ve hepimiz bu konuda zorlanırdık.
Oysa matematiği sevdiren uygulamalar varmış. Fen alanında ileri ülkelerdeki eğitimlerde bu uygulamalar devreye konuyormuş.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Yüksek Teknoloji Üniversitesi gibi seçkin eğitim kurumlarımız var ve aslında bu kurumlarda eğitim gören gençlerimiz inanılmaz başarılara imza atıyor.
Matematiği sevdirebilsek ve bu gençlerimizin sayısını artırabilsek; ülkemizin gelişmesi adına güzel bir iş yapmış olmaz mıyız?

Züğürdün çenesini yormayın

Türkiye gibi serbest pazar ekonomisinin egemen olduğu ülkelerde zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olması doğal.
Çünkü bu tabloyu baskılayan bir düzen yok.
Ama sosyal yaşamın önlenemeyen bir salgın modası var:Zengin olmakla övünmek.
Vaktiyle batakhanelerde çaycılık yapanlar, sokakta simit satanlar, yarım ekmeğe muhtaç olanlar, nasıl olup da edindikleri servetlerini bir övünç malzemesi olarak kullanıyor.
Kazanıyorlar, güle güle harcasınlar, ama bunu yoksulun gözüne batıra batıra sunmasınlar.
Medyada; son günlerde bunun farklı örneklerine rastladık.
Nedense Korona günlerine denk geldi.
Coşkun Sabah'ın, Ajda Pekkan'ın, Demet Akalın'ın; aslında zengin olup da son günlerde geçinemediklerine ilişkin garabet mesajlarının toplumu çok rahatsız ettiğini görmemek mümkün değil.
Doğru; zenginin parası, züğürdün çenesini yorar ama kimsenin onların servetinde gözü olduğu söylenemez.
Biz, Seda Sayan'ın oğlunun; sevgilisiyle Bodrum'da günlük kirası bin lira olan şezlongdaki keyfini kıskananlardan da değiliz.
Ama bunu fiyaka, hastalık, inatlaşma gibi duygularla sunmanın da bir anlamı yok.
Oturun oturduğunuz yere, dar gelirliye bulaşmayın.

İbrahim Ormancı-Duvar Yazıları

Daraldığın zaman dünyaya asla darılma!
***
Şeytan alıp götürdü. İmaj veremeden getirdi!
***
Aslında hepimiz bir çobanız. Birbirimize HUSUMET besleyip duruyoruz!
***
Bir dikili ağacım yok. Hepsinin üzerine AVM diktiler yeminle!
***
AVAM yerinde. Öyle yukarıdan bakamam kimseye!
***
Kimine KÖR TALİH. Kimine de BONKÖR TALİH!
***
Yeter ki huzur ver bana.  Senede bir gün... Sene de bir gün!
***
Bana KARA diyen dilber.  Amele yanığı değil bronzlaşmanın sonucu!
***
Bardağın dolu tarafını görmeye çalışırken bardak kırıldı ya arkadaş!
***
Twitter trol hesapları kapatmış. Troller evlerine nasıl ekmek götürecek arkadaş düşünen yok!


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test