27 Mayıs ve 15 Temmuz
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

27 Mayıs ve 15 Temmuz

13 Temmuz 2019 - 06:38

Albaylar Cuntası'nın 27 Mayıs 1960 yılında gerçekleştirdikleri ihtilal, ülke çoğunluğunun onaylamadığı bir olaydı.
Ama direttiler ve bu ihtilalci albaylar, kendilerini tabii senatör zırhına sokarak günün birinde 27 Mayıs'ı bayram ilan ettiler.
Düşünün 27 Mayıs bayram ilan ediliyor ve düşünce olarak ona karşı olan hükümetler döneminde bile sürüp gidiyor.Halkın benimsemediği, sadece tatil yaptığı öyle bir bayram işte.
Kutlamalar sadece Ankara'da olan albayların katılımı ile haşmetli geçerken illerde, ilçelerde sönük geçiyor.
3 Nisan 1963'de kabul edilen yasaya göre 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak sözde 20 yıl kutlandı. Ve onu yine ülkeyi bir başka ihtilalle karanlığa gömen Kenan Evren kaldırdı. Evren, 12 Eylül'ü bayram ilan etmediği gibi 27 Mayıs'ı da bayram olarak kullanılacak nitelikte bulmadı.
Burası Türkiye ve bu ülkede bunlar yaşandı.
Gelelim 15 Temmuz'a.
15 Temmuz'un 27 Mayıs'la kıyaslanmayacak bir niteliği var. FETÖ gibi artık kanımızı emen bir örgütün gerçekleştirmek istediği, ancak tüm ulusun karşı çıktığı bir ihtilal girişimidir 15 Temmuz ve bu, demokrasinin korunmasında ülkenin nasıl topyekün hareket edebildiğinin en güzel örneğidir.
15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı Türkiye büyük bir kaos içine girecekti ve bu bilinç, bizde ne yazık ki, çok yavaş oluştu.
15 Temmuz'un önemi, ulusal uzlaşı ve ulusal direniştir.FETÖ’ye aynı gözle bakmaktır.Bu bakış, değişmedikçe bu terör örgütü yok olacak ve ülke insanı rahat nefes alacaktır.
"Atatürk bize böyle bir bayram hediye etmedi" gibi hamasi yorumlar, zamanla yerini "Yaşasaydı hediye ederdi" görüşüne teslim edecektir.
27 Mayıs resmen ihtilal, 15 Temmuz resmen darbe girişimidir.
İkisi de onay alamaz. Ama sonuçta Türkiye, bu gerçekleri yaşamıştır ve doğru olanı yapmaktadır.


Tebdili kıyafet
4. Murat, tebdili kıyafeti severdi. Halkın arasına karışır, kendi hakkında onların ne düşündüğünü öğrenir, biraz da kafa bulurdu.
Sultan'ın bazen hizmetlerinin yeterli olup olmaması konusundaki görüşüne de yardımcı olurdu bu kıyafet değişikliği.
Ulu Önder Atatürk'ün Cumhuriyet'in ilanında sonra sıkça köylere gidip kendini tanıtmadan çiftçilerle konuştuğuna dair anılar var. Bir keresinde çiftçinin sabanına bir öküz ve bir eşeği vurduğunu gören Gazi, arabasını durdurur ve köylünün yanına gider. "Neden eşeği sabana vurdun?" der.
Bir dokun bin ah işit misali köylü anlatır, "Diğer öküzümü vergi memurları aldı. Borcum varmış. Ne yapayım ki?" der.
Atatürk sorar:
"İsmet Paşa'ya niye gitmedin?
Aldığı cevap ilginçtir:
"Kulakları duymuyormuş. Beni duyacağını sanmıyorum."
"PekiCumhurreisi'ne gittin mi?"
"Ona nasıl gideyim ki?Bir gözünün iyi görmediğini söylediler. Ayrıca zaptiyeler içeri kor mu beni?"
Atatürk, yine kendini tanıtmaz ve gider.
Olay İstanbul yakınlarında yaşanmıştır. Yetkilileri toplar, çiftçiyi tarlasından aldırır ve onlara bir kere daha olanları anlatmasını ister.
Köylü anlatır. Atatürk, şöyle der:
"Çiftçinin dik durması gerekir. Böyle kanunlar istemiyorum. Onların sabanını, hayvanını, tarlasını haczedemezsiniz. Gerekli düzenlemeleri hemen yapın."
Atatürk'ün o yıllarda çıkarttığı yasalar bugün bile yürürlüktedir.
Efsane valilerden Recep Yazıcıoğlu da tebdili kıyafeti çok kullanırdı. Özellikle hastaneler onun için çok önemliydi. Pek çok başhekimi bu yolla hizaya getirdiği bilinir.
Bugün böyle bir deneme var mı, örneklerini pek görmediğim için bilmiyorum.
Ama tebdili kıyafet, yöneticiler için her zaman kullanılacak en güvenli yöntemlerden biridir.
Ayrıca eğlenceli yönü de var.
Deneyin…


Yeni partiler kimden çalar?
Adalet ve Kalkınma Partisi, neredeyse 17-18 yıldır bu ülkeyi idare ediyor.CHP ve MHP dışında en uzun ömürlü siyasi örgüt.
AKP, aslında mirasa konmuş bir parti değil, kendi yandaşını oluşturmuş bir yapı.
Demokrat Parti,1946'da kuruldu ve 14 sene yaşadı. Eğer 27 Mayıs İhtilali olmasaydı hala yaşayacaktı ve belki AKP'nin kurulmasına gerek kalmayacaktı.
Çünkü o yıllarda Türkiye, Amerikan modeli bir siyasi yapılaşmayı benimsemişti. Bir yanda Cumhuriyetçiler, bir yanda Demokratlar.
CHP gibi kökü Cumhuriyet'e uzanan bir parti, zaman içinde muarızlarının gayretleriyle parçalanmak istendi ama olmadı. Yine ayakta. Aynı görüşe sahip nice parti kuruldu, çoğunun esamesi bile okunmuyor.
Ali Babacan ve arkadaşlarının; biraz da AKP'yi yıpratmayı hedefleyen yeni parti kurma çabaları, nasıl bir sonuç verebilir?
İstanbul seçimleri, kemikleşmiş diye bellediğimiz AKP oylarının bir kısmının "Tepkisel" kayganlıktan etkilendiğini ortaya koydu.Yani 1960'lı ve 1970'li yıllarda sıkça rastladığımızgüncel saf değiştirmeler, bu yeni partinin kurulmasıyla yeniden yaşanabilir.
Bu da elbet en çok AKP'ye zarar verir.
CHP, böyle bir sonuçtan nemalanır mı, çok zor.
Çünkü CHP de bir yeni yapılanma içine girmiş durumda. Ya yeni oluşum mevcut yönetimi gönderecek ya da yeni bir parti kuracak.
Bu, CHP için kaçınılmaz.
Sonuçta Türkiye,2023'e Amerikan modelinden çok uzak kalmış bir siyasi yapıyla girebilir. Bu yapı,Başkanlık sisteminin pek de tutmadığı bu ortamın bir eseri de olabilir.
Çünkü ülkemiz, 1950 öncesi dönemini yaşar gibi. Milli Şef, tek parti ağırlıklı iktidar ve bağımsız olmayan yönetim teşkilatı.
Unutmayalım, tek parti döneminde valiler, CHP'nin il başkanı idiler.
Bugün pek çok yerde örneklerini görmek hiç de zor değil.Fiilen ve resmen olmasa bile zihnen durum bu.
Yeni parti kuruluşu aşamasında Ali Babacan'a atılan çelmeler, onu daha da güçlendiriyor.
Siyasetin ısınması güzel olacak.

Duvar Yazıları-İbrahim Ormancı
Binali Yıldırım '' Asıl mağdur benim '' demiş. Siz sütten çıkma ak kaşıksınız efendim. Dolar 6 lirayı aşmış, zamlar sağanak gibi geliyor. Siz hala mağdursunuz vatandaş suçlu !...
***
Kısmetinin açılması için azıcık açılıp saçılsana kızım Kısmeeet!...
***
Eskiden ben seviyordum eller alıyordu, şimdi ben seviyorum kendini internete kaptırıyor anasını satayım !...
***
Artık Milatttan Önce, Milattan sonra yerine facebook’tan önce, facebook’tan sonra desek fena mı olur !...
***
Migren yüzde doksan tedavi edilebilirmiş. İddia ediyorum kadınlar dırdırı bıraksın yüzde yüzü tedavi edilir. Hatta migren tedavülden kalkar !...
***
Bunca yıllık yaşamımda '' İnsanlık ölmüş '' lafını çok duydum. Acaba diyorum, bu insanlık ölüp ölüp yeniden diriliyor mu , durmadan insanlık ölüyor ne iş !...
***
Papatya gibisin beyaz ve ince
Kaktüse dönüyorsun beni görünceee!...


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum