Reklam
Reklam
Reklam
Tayfur Göçmenoğlu

Tayfur Göçmenoğlu

tayfurgocmenoglu@gmail.com

10 yıllık emek, artık meyve verecek

21 Ocak 2020 - 07:42

10 yıllık emek, artık meyve verecek

Doç.Dr. Levent Köstem'in en büyük hayaliydi bu. Zeytinyağı müzesini doğup büyüdüğü Buca'da kurmak istiyordu ama dönemin belediye başkanı Ercan Tatı, ona bu kapıyı açmadı. O da gitti Urla'da 5 bin metre karelik kapalı alanı olan terkedilmiş bir mobilya atölyesini satın aldı, bu alanı bir yandan mimari anlamda müze olarak dizayn ederken, bir yandan da müze konseptine uygun materyalleri toplamaya başladı.
Milattan yıllar öncesine ait orijinal zeytin sıkma aygıtlarından tutun Rumlardan, İngilizlerden kalma nice materyal, büyük bir özenle bu alana yerleştirildi ve 10 yıllık emekle; Türkiye'nin bence en büyük, dünyanın da sayılı zeytinyağı müzelerinden biri meydana geldi.
Köstem Zeytinyağı Müzesi,Doç.Dr. Levent Köstem, eşi, kızı ve oğlundan oluşan Köstem Kültür Sanat ve Müzecilik Vakfı'nın yönetiminde.Burada zeytinyağı çalıştayları yapılıyor, müzenin dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri var.
28 dönüm arazi içinde yer alan müzede zeytinyağı ve sabun fabrikaları,sergi salonu, sunum alanları, restoran, kafe ve bar gibi bölümler var.En önemlisi de Levent Köstem, doğup büyüdüğü mahallenin bakkaliye ve kahvehanesinin bire bir aynısını burada kurdu. Restoran ve bar-kafe, önümüzdeki Mart ayı ortasında açılacak ve müzede 10 yıllık zorlu bir emeğin ilk meyveleri toplanmaya başlanacak.
Levent Köstem, bu eseri tereyağından kıl çeker gibi meydana getirmedi.Nice zorluklara,nice kafasızların engellemelerine rağmen meydana getirdi.Her noktasında onun alın teri var.
Onun tıp alanındaki büyük başarısını bilenler, müzecilik alanında da aynı başarıyı yakaladığına tanık olacaklar.
Şunun şurasında iki ay kaldı…
Tebrikler Levent Köstem.
 
Geçtiğimiz günlerde Buca Çiftçi malları Koruma Meclis başkanı Erhan Şen, Kaynaklarspor Başkanı Remzi Tırpancıoğlu ile birlikte Köstem Zeytinyağı Müzesi'ni ziyaret ettik ve Levent Köstem'den gelişmeler hakkında bilgi aldık. Bu projede sevgili dostumuz Osman Ergündoğar da yer alıyor.

Müzeden bir köşe 

Rahşan Hanım da gidince...

Geçen hafta kaybettiğimiz Rahşan Ecevit, kendi eliyle kurduğu DSP'nin, zamanla işlevini yitirdiğini söyleyerek faaliyetini de durdurmak istemişti. Dirençle karşılaşınca, bu partiden elini ayağını çekti ve sadece Ecevit Vakfı ile ilgilendi.
Bu süreçte yanında hep Ayşe Hazal Beytaş vardı.
Onun en yakın dostuydu. Ama Hazal Hanım, Rahşan Hanım'ın aksine DSP'yi ayakta tutmak ve onun başına geçmek istiyordu. Ancak, partiyi yönetenler ve Ecevit'ten kalan büyük kaynağı yönetmek isteyenler, Hazal Hanım'ın partiye üyeliğini baştan engelleyerek bu fırsatı tanımadılar.Hazal Beytaş da biraz Rahşan Hanım'la ters düşmemek için ileri adım atamıyordu.
Rahşan Hanım'ın ölümü, Hazal Beytaş'ın başkanlık savaşındaki özgürlüğünü de beraberinde getirdi. Bu savaş çetin geçeceğe benziyor. Çünkü DSP'nin başındakiler, zaman zaman AKP ile de paslaşarak politik manevralara girişiyorlar.
Kaleyi fethetmek hiç de kolay değil gibi.

Selçuk Bey'e uzun ömürler

İzmirli sanayici ve işadamı Selçuk Yaşar, geçtiğimiz günlerde 96 yaşına bastı.
Rodos'ta başlayan ve hep İzmir'de süren uzun ve dopdolu bir ömür.
Selçuk Yaşar, babası Durmuş Yaşar (Kaptanoğlu) ile Fevzipaşa Caddesi'nden Hisar Camii'ne girişte yer alan küçük bir boya üretim atölyesinde başlattığı çalışma hayatı boyunca; benim de yakından tanıma ve birlikte çalışma fırsatı bulduğum sevgili ağabeyim Osman Aydemir'i yanından hiç eksik etmedi.
Selçuk Bey, 1971 yılında Ege Ekspres Gazetesi'ni satın aldı ve ofset sistemine dönüştürerek Ekspres adıyla yayınını sürdürdü. Onun desteği ve gücüyle çok güzel gazete yaptığımıza inanıyorum.Bu süreçte Selçuk Yaşar'ın; Türkiye'de reçine üretiminin çok önemli olduğunu vurgulayan beyanları, zaman içinde Türkiye'deki boya sanayiinin nereden nereye geldiğinin de bir delilidir.
Yaşar Holding'i hep büyüyen, gelişen ve piyasaya güven veren bir çizgide tuttu.Sağlığı el verdikçe hep işinin başında oldu.
1990'lı yılların başlarında, o zamanlar çalıştığım Milliyet Gazetesi'nden beni yanına çağırdı ve kendisiyle, HenriBenazüs'le geçmişe dönük bir hesaplaşmasını anlatan kitabı kaleme aldık. Bu kitap, belki de dünyada en az baskı yapan kitaptır. Sadece 50 adet basılmış ve belirli yerlere gönderilmişti.
Kültüre, sanata çok önem veren, denizi, avı ve Karşıyakaspor'u çok seven ve tam bir işkolik olan Selçuk Bey, artık gelinen noktada, bütün işlerini oğlu Selim Yaşar'a devretmiş durumda. Selim Yaşar, "Zaman zaman babamı Holding merkezine getiriyor ve odasında oturtarak terapi yapıyoruz" diyor.
Selçuk Yaşar'a bu kent olarak, sunduğu hizmetler için hepimizin teşekkür borcu var. Onu sağlıklı, uzun bir ömür diliyorum.


İbrahim Ormancı-Köşe Yazısı
Köyümüze geri dönmüştük hani. Fadime'nin düğününde halay çekmiştik ya Ferdi Abi. O Fadime dört koca eskitti şimdiden haberin olsun !...
***
Sosyal medyada fazla paylaşım yapmak depresyona sokuyormuş. Eee sokar tabi. '' O niye tatil fotoğraflarımızı beğenmedi ?'' diye düşünüp, sürekli kafasında kuran insanlara her bir şey olur. Yalan mı?
***
İçime bir kurt düştü. '' Niye ben hep koyun gibiyim? '' diye sordum kendime !...
***
'' Bana balık verme, balık tutmayı öğret.'' Çin Atasözü. '' Bana balık verme, olaylara balıklama dalmayı öğret.'' Türk Atasözü !...
***
Sordum sarı çiçeğe. ''Asgari ücretle bir ay nasıl geçinilir ? '' diye. ''Abi sen de çalışmadığım yerlerden sordun be'' yanıtını verdi !...
***
Bir ilahiyatçıya sormak istiyorum ''Hadi sahte içkiden ölen adam cehenneme gidiyor. Peki içkiye sürekli zam yapıp, fahiş vergi koyan, insanları sahte içkiye yönlendiren büyüklerimiz cennete mi gidecek ? '' !..
 

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum