Seçim öncesinde ekonomi
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

attila2000@gmail.com

Seçim öncesinde ekonomi

12 Mart 2019 - 06:16

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Bir Cihan Devleti imparatorluğun küllerinden doğup; 100 sene olmadan bölgesinde etkin bir güç haline geldi. Ancak oyun kurulmuş, kartlar dağıtılmıştı. Bu zamandan sonra Türkiye için başta petrol olmak üzere, temel tarımsal üretim konusunda çok ciddi bağımlılık, hiç su götürmez bir biçimdeydi.
 
40 sene öncesinde, 1970’lerin krizleri ile birlikte, petrol üzerinden siyasi iktidarların şekillendirilmesi canlı canlı yaşanmıştır. Türkiye gibi  ülkelere 1800’lerin ortasından itibaren biçilen “az gelişmişlik” fonksiyonu her konuda ülkemizi “Pazar” haline getirmiştir. Bugün yaşadığımız sorunların bir kısmı, kendilerine biçilen “az gelişmişlik” gömleğini beğenmeyen ve tavır değiştiren Türkiye gibi ülkelere “ayar” verilmesi sorunudur.
 
2019 yılında cephe savaşları, siyasi ve ekonomik savaşlara dönüştüğü halde, artık kimsenin de yadırgamadığı bir durum olarak görülmektedir.  Herkesin malumudur ki “barış bile düşük yoğunluklu, uzun dönemli çatışmalarla” devam etmektedir. Çok bilinen bir örnektir: Ahırdaki inek ve koyunun,  kimileri sadece sütünü sağıp gitmek ister; kimileri de etine taliptir; kesip götürmek ister… Ekonomideki uzun dönemlerin kavgası da budur.
 
IMF, 2019 için dünyanın  ortalama %3,7,  yükselen piyasaların da  %4,7 büyüyeceğini açıkladı. Türkiye’nin payına da % 0,4 düştü; Yüzde yarım bile değil…  Moody’s  zaten Türkiye için uzun zamandır bir daralma beklentisini sürdürüyor.  2019 Türkiye büyüme beklentisi yok: %2 daralma öngörüyor.  Rakamlar mutlaka revize edilir, beklentiler değişir, fiili durum sene sonunda görülür. Ancak yıla başlarken çizilen bu tablo pek de iç açıcı değil.
 
Enflasyonu en yüksek, faizi en yüksek ve riski en yüksek ülkeler arasına girdi Türkiye. Enflasyonla kalıcı ve öncelikle tek haneli rakamlara indirecek adımların arkası gelmeli. Enflasyon düşmeden faiz düşmeyecek. Risk primleri CDS’ler, bir yılda inanılmaz arttı. Geçen sene bu zamanlar 1,6 seviyesinde olan CDS’ler, şimdilerde iki katı düzeyindedir; 300 baz puanın altına düşmemektedir. Ağustos 2018’de bu rakam 600 baz puana yaklaşmıştı. Bunun  anlamı borçlanma için ekstradan bir bu kadar daha faiz ödenmesi anlamına gelmektedir. “Borcu borçla ödeyen bir ülke” olarak, sürekli fon ihtiyacı daha pahalı hale gelmektedir.
 
Önümüzde yerel seçimler var. Büyük şehirleri kaybeden iktidar partileri başka bir tartışmanın fitilinin ateşlenmesine sebep olabilir: Erken seçim…
 
Faiz indirimleri için erken, seçimler ve sonrası bekleniyor…
 
Petrol fiyatları başlı başına bir değişkendir. Özellikle bağımlı ekonomiler için yönetilemez bir durumdur. 2018 başında 60 dolar ile yıla başlayan petrol, Türkiye’nin kur atağı dönemlerinde de zirve yapmış; 80-85 dolar aralığına yerleşmiştir. Şimdilerde Venezuella etkisiyle de yeniden yükselme trendi mevcuttur. Türkiye gibi ithalatının dörtte biri enerji olan bir ülke için fiyat hareketleri önemlidir.
 
2019 yılı bu itibarla “yarısı bahar yarısı kış” geçebilir. Bütün bu gelişmeleri etkileyecek elbette reel sektör davranışları olacaktır. Sahada esnaf, tüccar, sanayici var.  Onların morali yüksek olur, Güven düzeyleri yüksek olursa beklentiler, beklenmeyen olumlu sonuçlara dönüşebilir.  Şunu tekrar ifade etmekte fayda var:  üretici ve tüketici güveni, beklentileri ve büyümeyi tetikler. Kara tabloların bu yüzden  uyarıcı olması önemlidir: Olumsuzluk, ihtiyat ve tedbiri gerektirir, paniği ve korkuyu değil…
 
Felaket tellalları panik ateşine odun taşır… Yatırım yapmayı erteleyen bir sektör, parasını yurt dışına kaçıran sermaye sahipleri elbette  moral bozucudur. Ancak onları da ülke içinde tutacak yatırım yapacak hale getirecek  “yatırım iklimi,” güven ortamı daha önemlidir.
 
Güven konusuna zaman zaman dikkat çekiyoruz.  Güveni kırmadan, ekonominin kendi rutinini yakalamasının öneminden söz ediyoruz. Burada bizim ne söylediğimizden ziyade, ekonomideki aktörlerin ne algıladığı önemlidir.  Bırakın yabancıyı yerli yatırım yapmıyor. Yabancı sermaye iki senedir “yalan oldu.” Ülkeden sermaye çıkışlarını konuşur olduk. Üretim olmayınca istihdam daralıyor, işsizlik artıyor.  Haliyle dış borç riskleri artıyor. Dünyanın en pahalı sermaye kullanan ülkeleri arasına girdik. Bunda ülke için “yandı, bitti; bugün kriz, yarın kriz” hatta güneşin doğuşunu bekler gibi “krizi bekleyenlerden”  olmadan daha az borçlu daha öz sermayeli tutumlar etkili olacaktır.
 
ABD-Çin eksenli ticaret savaşları, bölgesel riskler artık olağan ve rutin konular haline geldi. bunlarla yaşamayı öğreniyoruz. ihtiyatlı iyimserliğimiz de bu konuda devam etmektedir. 
 
Hasılı kelam,  Ekonomide yaşadıklarımız bir anda ortaya çıkmıyor.  “Damı, güneşli havada aktarmak gerek.”  Kırık kiremitleri iyi havalarda değiştirmek gerek ki yağmurlar geldiğinde evin içi batmasın.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum