Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

[email protected]

Salgın biter mi?

20 Nisan 2021 - 07:35

Dünya, 2019 sonundan beridir bu salgına teslim… Pandeminin de öyle tez vakitte biteceği yok. 2020 yılı mart ayında Türkiye’yi de etkisi altına alan Covid-19’un sadece bir sağlık sorunu olmadığı görülmektedir. Şimdilerde yılını dolduran pandemi ile mücadele bir siyasi iktidarın eylem planları ile yürütülür görünmektedir. Aslında topyekûn bir mücadele ve kararlılık gerektiren bir durum söz konusudur. Sağlık Bakanlığı’nın gündelik raporları her akşam saat 20.00’de insanları ekran başındaki açıklamalara kilitlemektedir. Sosyal mesafe, maske ve hijyen üçlemesi ile formüle edilen bu dönemin mottosu uzun yıllar hatırlanmaya devam edilecektir. Ancak etkileri sadece pandemiden kurtulmak olarak kalmayacak; dönem pek çok farklı yanları ve yansımaları ile de anılmaya devam edecektir.
Bu dönem pek çok farklı yanları ve yansımaları ile de anılmaya devam edecektir.

Pandemi ile varlığından haberdar olunan koronavirüse karşı mücadele mümkün olsa da bulaşıcılık ve salgın ortamı özellikle sağlık sistemini kilitlemeye müsaittir. Bu yüzden sağlık sektörünün yeterince hizmet veremeyişi ve acze düşmesi önemli bir risktir. Zaman zaman hastanelerdeki bütün servislerin pandemi için kullanılmaya başlanması, kolay yönetilebilir olmayan bir durumdur. Sonuçta, yatak ve yoğun bakım gibi alanlarda toplu ölümler, toplumsal infial ve paniği tetikleyebilecektir. Haliyle bu endişe, sürecin katalizörü ve hızlandırıcısıdır. Panik ve korku salgının, hayatın bütününe yönelik etkilerini de arttıracaktır. Kamu yönetimi de düzene çeki-düzen vermekte yetersiz kalacaktır.

Dolayısıyla ülkeler de panik durumunda sağlıklı tepkiler geliştiremedikçe pandeminin etkileri daha da yıkıcı olacaktır.


Bu süreçte toptan bir hayat tarzı değişimi gerçekleşmektedir. Özellikle pandeminin sağlık dışındaki değişime zorladığı alanları da inceleme mecburiyeti doğmaktadır. Yaşanan dönem bu bakımdan ekonomiden hukuka, sosyal ve psikolojik alanlardan sosyal ortamlara hayatın bütün alanlarını etkilemektedir. Konuyu da sadece basit bir grip vakasından ibaret görmek doğru olmayacaktır. Etkisi uzun yıllar sürebilecek bir sürecin başındayız. Toplum da yeniden yapılanmakta ve yeni sürece adapte olmaktadır. Bu süreçte pek çok araştırmaya konu olan gelişmeler yaşanmaktadır. Bu yüzden konunun sağlık uzmanları kadar teknik, siyasi, ekonomik hatta sosyal uzmanlarına kadar TV’lerde ya da sosyal medyada açıklamalar ve tavsiyelerde bulunurken görmek mümkündür.

Şüphesiz Covid-19 olarak ifade edilen bu pandemi sürecinin bir de ulus aşan boyutu var ki, ülkelerin birbirine bulaştırma riski en önemli sorunlar arasındadır. Dönemin maliye politikaları aciz kalmaktadır. Devletin toplayamadığı vergiler sebebiyle gelir kaybına uğraması ne kadar sıradan bir durum arz etmiş olsa da devam eden harcamaları ve mali yükümlülüklerinden vazgeçmesi söz konusu değildir. Vergisini toplayamayan devlet  bir de artan kamu harcamalarını nasıl karşılayacaktır? Borç zaten çok eski bir mesele… Bu dönemin temel sorunu olan, artan borç yükü nasıl yönetilecektir?

İnsanın olduğu yerde hukuk var. Covid-19 ile yaşanan salgın “Vergi mükelleflerinin yükümlülüklerini ertelemesine imkan tanısa da,  vatandaşlar azalan vergi ödeme yeteneklerine rağmen, kamu harcaması talep etmekten vazgeçmiş mi?” bu sorulardaki muhatap devlettir.

Harcamalarından vazgeçmesi onun için de mümkün değildir. Hiçbir vatandaşa da “Vergi yoksa hizmet de yok!” seçeneği sunulmadı.  Borçla da olsa harcamalara devam edilmektedir. Konunun sadece devlet borcu için değil, kişi borçları için de etkileri incelenmeye değerdir.


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test