Reklam
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

attila2000@gmail.com

Pandemidöneminde devlet bütçesi

06 Nisan 2021 - 07:35

Türkiye ikinci yılına girdiği pandemi dalgasının etkisi altındadır. Her ne kadar aşı bulunmuş olsa da merkezlerde yapılacak aşı bulunmamaktadır. Şu kadar milyon çocukla muhatap olan öğretmenlerin dahi aşıları yapılmamış durumdadır.

Ekonomi derseniz, yıllardır devam eden “mali disiplin” çapası ile AB yakınsama kriterlerinde yer alan, borçlanma ve bütçe açığı ile ilgili veriler de olumsuz yönde değişmeye başlamıştır. Ekonomideki para kıtlığı firmaları ve fertleri sarsmaktadır. Uzun yıllar bütçe açığı için % 2, borç stoku için de %40’ın altında bir değeri korumuştur. Bu pandemi günlerinde sıklıkla kullanılan bütçe imkanları için hazırlık mahiyetinde görülebilecek bu değerler sayesindedir ki Türkiye, kendisi için borçlanacak ek bir alana/kaynağa sahiptir. Bütçe açığı rakamları da her ne kadar aşırı bir artış göstermiş olsa da yine kabul edilebilir seviyelerdedir. Sürdürülebilirlik konusunda henüz bir risk bulunmamaktadır: izlenmelidir.
Bütçenin etkin bir yönetim aracı olması için bütçenin kısıtlarının olmaması, olsa da yönetilebilir seviyelerde olması gerektiği bilinmelidir. Türkiye gibi bir ülkenin her ne kadar dengeleri hassas ise de yatırımlar, faiz ve bütçe açığı gibi bazı verileri üzerinden fikir yürütmek mümkündür. Doğrudan bir bakışla şunlar görünmektedir:

  1. Yatırımlar: Türkiye için yatırım şarttır. Yatırımsız kalkınma olmaz. Ama “istihdam sağlayan bir büyüme”de olmalıdır. Yeterli tasarruflar olması halinde yatırım ortamı sorunsuz gelişecektir. Yatırım aynı zamanda yurt içinde üretim demektir. Üretemeyen ve talebi devam eden ülkeler için ithalat kaçınılmazdır. Başta cari açık ve döviz ihtiyacı ile başlayan dış ticaret hadlerindeki bozulma, başka istikrarsızlıkların kaynağı olabilmektedir. Devlet yatırım yapabilmelidir. Her bir kamu yatırımı ekonomiyi tetikleyecektir. Bunlar özel sektör için büyük fırsattır.
  2. Faiz Giderleri: Hem üretim hem de tüketim için faiz oranları düşük olmalıdır. Ancak bir de kamunun faiz giderleri var ki oraya ne kadar kaynak aktarılırsa, devletin başka yerlere ayrılan kaynaklarında bir o kadar azalma olacaktır. Faiz gideri bir transferdir. Devlete borç sağlayan gruplara fon aktarımıdır. Ancak faizlerdeki artış, devlet açısından karşılanamayan kamu giderleri, toplanamayan vergiler anlamına da gelmektedir. Devletin bu yüzden sağlıklı vergi toplayabilmesi şarttır.
  3. Bütçe Açığı:Bütçe açıkları başta gelir yetersizliği olarak görülür. Devlet bütçe açığı verdikçe “vergi devletinden borçlu devlete” geçiş yapmaktadır. Bütçe açığını kapatmak için özelleştirme kaynak olabilir; ancak sürekli olmaz. Özelleştirme geliri tek seferliktir. Bu yüzden dışarıdan ve içeriden borçlanmalar, ülkenin riskini arttırır. Bu da faiz giderlerini arttırmaktadır.
Her şey yolunda giderken, ekonomide büyüme ve istihdam yüksek iken enflasyonda ve faizlerde %5 hedefi hiç uzak değilken; Türkiye 3 senedir yüksek faizler ve yüksek enflasyon sebebiyle büyük maliyetlere katlanmaktadır. Bugün açıklanan enflasyon rakamları da buna örnektir.
Enflasyonun %16 olduğu ülkede faiz nasıl düşsün.


2018 sonrası uluslararası ve bölgesel riskler ile siyasi risklerin bir araya gelmesinden kaynaklanan büyük zorlamalar vardır. Hem faiz maliyetleri, hem ülkenin riski artmıştır. Haliyle başka alanlar için kullanılabilecek kaynaklar faize giderek heba olmuştur. Elbette burada bir pandemi krizini kimse beklemiyordu.

Son gelen ihracat rakamları toparlayıcı olarak görünmektedir. Bu üretim için de bir fırsattır. Ancak bitmeyen salgın süreci hala daha ekonomileri zorlamaya devam etmektedir.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test