Merkez Bankası "Ekonomisi"
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

attila2000@gmail.com

Merkez Bankası "Ekonomisi"

09 Temmuz 2019 - 06:16

Ekonominin bir türbülanstan geçtiği şu günlerde, olan biteni anlamak ve anlatmak mayınlı arazide dolaşmak gibi. Her an yeni bir veri ile karşılaşıp; ben demiştim diye başlayıp “haklı çıkmanın” hazzını yaşamak da var. “Ne yapalım ekonomi bu, ama her şeyin sebeplerini tek tek açıklayabilirim” demek de var…En önemlisi de şu ki: Ekonomik olayların bu kadar ekonomi dışındaki aktörlere bağlı olduğu zamanlar görülmemiştir.
Siyaset  ekonominin içindedir. Dış politika içindedir: Üstelik ABD ile ayrı, AB ile ayrı; hatta Rusya –İran ve İslam coğrafyası ile apayrı ilişkiler ve değişkenler, ekonomik göstergeler üzerinde etkilidir. Güvenlik politikaları ekonominin kalbine yerleşmiştir. Türkiye’nin “üç tarafı deniz; dört tarafı düşman” söylemi yeni değildir. İsrail’in güvenliği diye başlayıp, Filistin’den Katar’a gerçekleşen pek çok olay; İçeride PKK, güneyde YPG hatta Irak-Suriye üzerinden balkanlara kadar büyük bir coğrafyadaki pek çok hadise,ekonomi üzerinde “kelebek etkisi” oluşturmaya müsaittir.
Bir de içimizdeki Irlandalılar mevzusu var tabii… Habbeyi kubbe yapanlar, yanlış veriler ya da yanıltıcı verilerle analiz yapanlar.. Ekonomik bir olumsuzluğu siyaseten bir sonuca bağlayanlar ve bundan siyasi bir sonuç umanlar… Panikler... Tepeden tırnağa tedirginler… Limandan ayrılmak için ilk gemiyi bekleyenler… Dahası, eksik bilgiyle yorum kapılarını sona kadar aralayanlar.
Meseleye çok yabancı değiliz: Herkes duymak istediği sözleri bekliyor. Duymak istediklerini alkışlıyor. Kitleler alkışı seviyor. Onlar alkışladıkça beğeniyor. Alkış kalabalıkları çekiyor.  Çok dinleyicisi, çok takipçisi olan doğru ve haklı yerine konuluyor. Şimdi böyle bir zamanda yapılan yorumların elbette kendine göre zorluğu olmaktadır. Bazen sessiz kalmak, olacakları gözlemlemektir. İyimserlik, kabullenmek değil yıkıcı olabilecek etkilerin hasarını  azaltmaktır.
Merkez Bankasının faiz indirim toplantısı merak ve ilgiyle bekleniyor. Devlet başkanı peşinen “faiz arttırımı” konusunda fikrinin değişmediğini söyleyerek duruşunu sergiledi. Sabah saatlerinde sakin olan döviz bu açıklamalar üzerine, faizi olmasa da dövizi tetikliyor. Ekonomi politikasında belirlilik ve öngörülebilir olmak esastır. Merkez’in her hamlesi “okkalı bir hareket” olmaz.
Ülke örneklerine bakılırsa iş işten geçtiğinde yapılan faiz  arttırımlarının, ülkeyi bir “faiz ekonomisi” haline getirdiği görülmektedir. Arttırımların sonu yok. Art arda gelen arttırımlar narkoz etkisi oluşturur. Önemli olan narkoz süresince gerekli ve yeterli adımların atılması ve önlemlerin alınmasıdır. Bu durum derhal bir plan ve program gerektiren bir durumdur. Plan dahilinde arttırım ya da faiz indirimleri olacaktır. Aksi takdirde narkozda ölene kadar bekletmenin de bir mantığı ve oluru yoktur.
Ekonominin kur-faiz ve enflasyon göstergelerini iyileştirecek uzun vadeli bir dönüşüme ihtiyacı var. Bunun da bir eylem planı ve programla gerçekleşmesi mümkün. Türkiye dış siyasetinin yoğunluğundan yakını riske atma tehlikesiyle bütün bunları yaşamaktadır. Ekonomi sonuçta yönetimin bir parçasıdır. Odağı kaybetmeden Türkiye, kendi uzmanlarıyla bir program oluşturup halkın karşısına çıkmayı gerektirmektedir.
Aksi takdirde Arjantin örneğinde gördüğümüz, bir gecede 15 puan yükselen faizle %60 ‘a ulaşan faizler ekonomi için sadra şifa olmayacaktır. Ekonominin patronu Merkezdir...  Bağımsızdır… Olmalıdır…
Ekonominin bu kadar değişik tepki vermesi sürekli yüksek ateş yaşayan çocuğun durumu gibidir. Havale geçirmesi an meselesi olur, her havalenin de zarar ve kayıpları olacaktır.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum