Devlet Devlet Dedikleri
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

attila2000@gmail.com

Devlet Devlet Dedikleri

11 Haziran 2019 - 06:21

İlk sözümüz bir Suriyeli dostumdan: “Allah kimseyi devletsiz komasın!”Amin… Devletin varlığına ilişkin,tarihten gelen üç temel görev bulunmaktadır.Maslow’undediği gibi bir şey bu: ilk olarak varlığını koruma konusu. Devlet de örgütlenmiş güç olarak, milletin varlığını koruma refleksi ile hareket edecektir. Bu sebeple devlet, gerektiğinde “silah kullanma hakkını” da devralmış bulunmaktadır.Birincil hizmet bu itibarla güvenliğin tesisi olmaktadır.
 
Egemenlik haklarının devredildiği, devlet organizasyonu ile millet arasında gizli veya açık mutlaka ama mutlaka bir uzlaşma metnine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu belge sayesinde kendisine güç verilen, silahlandırılan, maddi kaynaklar sunulan devletin, zayıf bireyler üzerinde tahakküm kurmasının, ayar vermesinin önüne geçilmesi beklenmektedir. Bu sebepledir ki devlet, nasıl bir şeyse, bu toplumsal sözleşme metninde tanımlanır; yetki ve görevleri, kurumlar ve kurallar anlatılır. Millet de devlete karşı sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirerek düzeni tesis eder. Buna da “Anayasa”diyoruz.
 
Anayasa, demokratik veya otoriter ama mutlaka bir uzlaşıyı ve kabullenişi içermektedir. Anayasada kararların nasıl alınacağından hükümlerin nasıl belirleneceğine hatta kimlerin yetkilendirileceğine kadar geniş bir yelpazede düzenlemeler yer alır. Tek başına yaşayan birinin bile pek çok hukuki uygulama ve yaptırımlara muhatap olması söz konusudur. Medeni haklardan, mülkiyet haklarına, ticaret ve rekabetten sözleşmelere kadar devletin varlığı,  her alanda bir güvence haline dönüşmelidir. Burada düzen iyi işleyen bir hukuk ve adalet sistemi ile mümkündür. Onun için ikincil hizmet söz konusu olduğunda “Adalet mülkün temelidir.”Düsturunun işletilmesi şarttır.
 
Bundan sonrasında devlete yüklenen görevler “Baba devlet” misyonuna uygundur. Toplumdaki muhtaç bireylerin ihtiyaçlarının karşılanmasından, dezavantajlı kesimlere, bireylerin tek başına çözemeyeceği büyük altyapı sorunlarının çözümünden üçüncü temel görevi temsil etmeye kadar devletin düzenleyici eli sisteme müdahil olacaktır. Devletin belirli sınırlar içerisinde kendi vatandaşları için “refah oluşturan”bir güç olması beklenmektedir. Bunun adının “var olanı paylaşmak” olduğunda “yağma”ya dönüşmesi kaçınılmazdır. Olması gereken üretmek ve refahı paylaşmaktır, doğrusu budur. “Bırakınız yapsınlar” diye başlayan pek çok sürecin sonunun,“bırakın batsınlar” diye bittiği çok görülmüştür.
 
Devlet beklemez. Devlet gecikmez. Devlet, daha seslenmeden hazır olur, yanındadır. Devlet kayırmaz. Devlet birilerinin önünü açarken bir diğerine mani olmaz. Sosyal ve ekonomik hayata yön verir.
 
Türkiye,  hiçbir zaman “aç hürler, tok esirler”ülkesi olamaz. Evet Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken “manda ve himaye”yi kabul etmiş olsaydı bugün, Kanada ve  Yeni Zelanda’dan daha geri olmazdı. Milli geliri de bugünkünün üç beş misli olurdu. Ancak İstiklalin bedeli de “az gelişmişlik” olmamalıdır.
 
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Amasya Genelgesi’nde  ''Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!'' ilkesi benimsenmiştir. Bu inanç ve kararlılık devletin kuruluşuna maya olmuştur. Devlet-millet işbirliği bu açıdan zorlukların üstesinden gelmeye kafidir.
 
Devletin sadece “asayiş berkemal” dedirtmesi de yetmez. O sadece bir sınır muhafızı da değildir.
 
Devlet güvenlik ve hukuku tesis ettikten sonra sosyal, ekonomik ve siyasi hayat için gerekli iklimi oluşturmuş demektir. Artık refahın oluşması, bunun için gerekli amiller, altyapı ve imkanlar müteşebbisler ve müşevvikler tarafından, işbirlikleri ile  hayatiyet kazanacaktır.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum