Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

attila2000@gmail.com

Depremi yaşamak

17 Kasım 2020 - 04:13

İzmir bir defa daha “Deprem gerçeği ile yüzleşti.” Herkese geçmiş olsun. 30 Ekim 2020 saat 14.51’de 6,6 şiddetinde bir deprem oldu. Can kayıpları, “mala gelsin yeter ki…” denilerek göğüslenmeye çalışıldı. Canla, başla bu afetzedelerin yanında olabilenlere ne mutlu! Bir yanda korona illeti, öbür yanda göçük altında kalan canlar. Herkes bir ucundan tuttu. Orada olamayanlar da yüreğiyle, onlarla beraber oldu şüphesiz.

Bayraklı bölgesinde evinin tozlu enkazlarının altından sağ çıkanlar ise anılarını, hayallerini, umutlarını orada bırakıp çıktı. Komşuları, komşulukları, yılları orada idi belki… Hepsini orada bırakıp yürüyüp gittiler.

İlk iki gün arada 5 civarı olanlar olsa da 3-4 şiddetindeki artçılar devam etti.  Hemen her 2-3 dakikada bir artçı deprem yaşayan İzmirliler için “deprem mi oluyor?” sorusu bile sıradanlaştı.
Depremde yıkılan binaları, yakınlarını kaybedenlerin acılarını, kurtulanların ve kurtarılanların sevinçleri bastırdı. Her kurtuluş bir umut oldu. Acılar elbette kolay geçmiyor, kolay alışılmıyor bir anlık yıkım hissine…

“İyi misiniz?  Allah'a şükür sesini duymak ne güzel!” Bu 3-5 kelime bile ne kadar değerliymiş bu depremle anladık.  Uzak yakın fark etmez. Yıllardır görüşmediklerimiz, epeydir haber alamadıklarımız telefonda. Bir anda çalan telefonda tanımadığımız numaralar hal hatır soruyor. Telefonlarda, yardım teklifleri… “Bir ihtiyaç var mı?” İnsanın, insan olarak değerini göstermesi bakımından çok güzel sorularmış. Epey dost biriktirmişiz. Hepimize yetecek kadar hem de.

Hemen o gece kurulmaya başlayan çadırlara sığınanlar… İklim tam da geçiş zamanı gece ayaz var. Diğer illerden halkın yanında olmaya can atanlar var. Yardım ekipleri, kahraman arama kurtarma ekipleri destek timleri, güvenlikçiler, adı sanı duyulmayan yüzler, binler… İyi ki varsınız.
Deprem yıktı geçti… Enkaz kaldırılıyor. Yaralar sarılıyor da… birşeyler var, sarılmıyor. Bir buruk acı, durulmuyor. Eksikler doldurulmuyor… alışılıyor… Uzunca bir süre bunun  etkisi devam edecektir şüphesiz. İlaçlara kuvvet, biraz da gayret.

Evlerin deprem anında çıkardığı sesler, kaşıklıktan, dolaptan, vitrinden gelen şangırtılar, dökülen eşyalar ve telaşla çarpıp devrilenler. Panik halinde etrafımızda en kıymetlilerimizi aradığımız korkulu gözler... Onları da korumaya çalıştığımız zamanlara ait o 30 saniyeler hiç unutulmuyor. Masada, koltukta otururken, ya da en küçük sesle “deprem mi oluyor?” paniği devam ediyor. Ambulans sesleri, itfaiye ya da arama kurtarma ekiplerinin oradan oraya koşuşturmaları geçti, bitti, gitti ama… İçimizde hala o ana dair bütün bedenimizle yaptığımız çekimler, aldığımız kareler çok canlı. Durulmayan bir var olma, hayatta kalma, hatta hayatta tutma mücadelesi. Küçüklerin gözlerindeki panik, büyüklerin koruma endişesi…

Her an bir köşeden yeni bir şeyin fırlayıverdiği bir korku filminde gibi insanlar. Uykular bile o endişelere ortak olmuş.

Deprem değil ihmal yıktı. Deprem değil hırs yıktı… Üç kuruş daha fazla kazanmak uğruna daha az harcama ve malzemeden çalınan demir yıktı, beton yıktı… Çatlak patlak binaların arasında bir gurur abidesi gibi depremi dimdik göğüsleyenler de var. Yan yana iki bina sadece biri yıkılmış. Kaç cana mezar olmuş. Kaç anı var, içinde kaybolmuş?

Parklarda hala çadırlar. Evleri yıkılmış ama neyi beklediklerini çok iyi bildiğimiz insanlar.
Bu kadar insanımızı konuşup, insanlığı unutmamak gerek. Onu da binaların altında bırakmadan, fırsatçılara fırsat vermeden, fiyatları uçurmadan hayata devam edelim.

Uzmanlar her yerde. Evlerin durumunu ölçüp biçtirmek gerek. DASK bugünler için. Deprem sigortası da olmazsa olmaz! Deprem hayatımızın bir gerçeği, başımıza gelmeden anlaşılmıyor. Önlemini de almalı, hayata güvenle devam etmeli.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test